Osmanlı Devleti’nin Yönetici Okulu Enderûn Mektebi, Murat Hüdavendigar zamanında saraya personel yetiştirmek üzere kurulmuş, Fatih zamanında devlet adamı ile kumanda yeteneği olan ve güzel konuşan personel yetiştirmek üzere yeniden düzenlenmiştir. Üstün zekâ ve niteliklere sahip çocukları alıp yetiştirdiği için Enderûn bir özel eğitim kurumu da sayılabilir. 1909’a kadar çalışan bu mektep Türk eğitim tarihinde çok önemli bir yer tutar ve dünya eğitim tarihine Türklerin bir katkısı olarak kabul edilir. Sarayın mimarını, nakkaşını, ressamını, hattatını, kâtibini, imamını, müezzinini, müneccimini, müverrihini (tarihçi), şairini, âlimini, silahşorunu, müzisyenini, sazendesini, nüktedanını Enderûn yetiştirir, hatta çoğu zaman bir devletin seraskerini, kazaskerini, sadrazamını, kaptanıderyasını, valilerini ve elçilerini Enderûn verirdi. Bunlar arasında 79 Sadrazam, 3 Şeyhülislam, 36 Kaptan-ı Derya gösterilebilir.

Enderûn Mektebinde Öğrenci

Osmanlı Devleti’nin Yönetici Okulu Enderûn Mektebinin öğrenci kaynağı, savaşlarda esir alının Hristiyan gençleri (Pençik Oğlanları) ve özel memurlar tarafından egemenlik altında bulunan yabancı toplumlardan toplanan (Devşirme Oğlanları) gençler oluşturuyordu.

Devşirmeler, Türk ailelerinde 3-8 yıl süreyle Türk ve İslam kültürünü sahiplendikten sonra askerî eğitim almak üzere Gelibolu ve İstanbul’da kurulmuş olan Acemi Ocağı Kışlalarına yollanırlardı. Bunlar, idarece ve uzmanların eli altında bölüklere ayrılarak, hem eğitim görür, hem de ordunun yardımcı hizmetleri için yetiştirilirlerdi. Acemi oğlanlar Enderun mektebinin bir idadîsi, yani talebe hazırlayıcısı hükmünde idiler. Orada tahsilde iyi derece kazanmış, düzgün ahlak sahibi olduğunu göstermiş olanlar seçilip bu mektebe alınırlardı. Öğrenci seçiminde dikkat edilen ölçütlerden birisi de simalarının güzelliği idi. Simalarında sa’d ve meymenet (iyi nitelik) görülenler okula alınır, şirret ve fesat (kötü nitelik) görülenler alınmazlardı. Öğrencilerin seçimi konusunda göze çarpan bir başka özellik de, öğrencilere modern zekâ testle-rine benzer bir testin uygulanmasıydı. Önceleri kesinlikle Enderûn’a öğrenci kabul edilmeyen Türkler de daha sonraları alınmaya başlanmıştır.

Enderûn Mektebinde Program

XVII. asırda son teşkilat şeklini alan Osmanlı Devleti’nin Yönetici Okulu Enderûn Mektebi  yedi odaya, yani sınıfa ayrılmıştı. Her birinin başında bir “ağa” bulunan odalar; Küçük oda, büyük oda, doğancılar odası, seferli odası, kiler odası, hazine odası ve has oda olarak isimlendiriliyordu. Kiler koğuşu ile hazine odasında iyi bir eğitim öğretim uygulanır ve türlü el sanatları ile maharetler öğretilirdi. Buradaki eğitim, medrese seviyesinde olup 7-8 yıl sürerdi. Bunun yanında musiki ve sanata yönelik dersler verilirdi. Bireysel öğretim gereği fertler yetenekleri ölçüsünde imkân ve şartlara kavuşturulur, kendini geliştirmesine teşvik edilirdi.

Enderûn’da bulunan büyük ve küçük odalara alınan acemi oğlanlar, bilgi ve görgü sahibi hocalardan ders alırlardı. Türk kültürü ve İslam akidesi, bunların temel eğitim ve öğretimi idi. Kur’an, Tecvit, Din Dersleri, Türkçe, Arapça ve Farsça belli başlı dersleriydi. Ayrıca güreş, atlama, koşu, meç, ok gibi beden eğitimine yönelik dersler de vardı. Daha ileri aşamada ise silah kullanma ve ata binme, cirit gibi askerî eğitim de veriliyordu. Böylece Enderûn’dan yetişen insanların hem bedenen, hem ruhen, hem de zihnen bir bütün olarak yetiştirilmesi amaçlanıyordu.

Öğrenciler yaz-kış, akşam namazından bir saat önce abdestlerini alırlar, güneş batıncaya kadar Kur’an okurlardı. Akşam namazını kıldıktan sonra yatsı namazına kadar dinlenip yatsı namazını kıldıktan sonra o anki ve geçmiş padişahlar için dua ederlerdi. Yine sabah namazından önce Kur’an okurlar, yeni derslerini alırlardı. Daha sonra Hünkâr için yapılacak işleri görüp geri kalan zamanda yazı veya başka ilim ve marifet tahsiliyle meşgul olurlardı. Bunların öğrendikleri şeyler sırasıyla; İslam dini ve terbiyesi, iyi geçinme usulleri, büyüklere hizmet yolları ve muaşeret-i edebiyedir. Programlarında, kültür faaliyetlerine, protokol kurallarına, resim, müzik, tezhip, süsleme v.b. faaliyetlere de yer verilmiştir. Yine Türk örf ve adetleri ile nezaket kurallarına da çok önem verilirdi.

Bir odadan diğer odaya geçmek için kıdemli, yani eskimiş olmak şarttı. En son sınıf olan has odaya kadar gelenler, çırak edinirler, her türlü hükümet ve ordu işlerinde kullanılırlardı.

Devrin en meşhur müderrisleri haftanın salı günü saraya gelirler, dörder kişilik öğrenci grupları tarafından karşılanarak odalarına götürülüp izzet ikramdan sonra derslere başlarlardı. Cumartesi ve Çarşamba günleri güzel yazı ve sülüs hocalarına; pazar günleri Kur’an okumaya ayrılmıştı. Özel bir fennî ilme meyledenlere ise ayrıca imkân sağlanır, teşvik edilir ve ilerlemelerine göre ödüllendirilirdi. Osmanlılar, özellikle yükselme dönemlerinde kişisel yetenek ve başarıları ile dürüst ve topluma yararlı davranışlarla yükselmeye dayanan bir terfî ve ödüllendirme sistemi uygulamışlardır. Osmanlı dönemi eğitim lisanımız Türkçe, Arapça ve Farsçadan oluşuyordu. Farsça tekkelerde, Arapça medreselerde, Türkçe ise Enderûn’da ağırlıklı olarak kullanılıyordu.

Enderûn Mektebinde Disiplin

Enderûn mektebinde sıkı bir disiplin hâkimdi. Öğrenciler belirli zamanlarda yatar ve kalkarlardı. Enderûnlular sarayda kaldıkları sürece asla evlenemezlerdi. Özel olarak izin almadan dışarı bile çıkamazlar, gecelerini dışarıda geçiremezlerdi. Enderûn’un çalışma sistemi program ve işleyişi göz önüne alındığında buranın, bir mektepten ziyade çeşitli hünerlerin, sanatların, idari ve siyasi bilgilerin tatbiki olarak öğretildiği, kabiliyetlerin tespit edildiği sistemli bir kurs ve staj yeri olduğu görülür.

Enderûn Mektebinin Kapanışı

Tarihimizde bu derece öneme sahip olan ve iyi bir programla birçok değerli şahsiyet yetiştiren Enderûn’da, önemli mevkilere gelmelerine rağmen milliyet ve dinlerini unutmadıklarından dolayı, devlete ve millete hainlik derecesinde zarar veren insanlar da yetişmiştir. 1825’te ve askerî ve mülkî modern mektepler açıldıktan sonra acemi oğlanlar mektebi ortadan kaldırıldığı halde Enderûn mektebi uzun süre sessiz ve sedasız bir şekilde, 1908 inkılabına kadar varlığını sürdürmüştür.