İnsanoğlunun aklı ermeye başladığı çağlarda, niçinlerini, nedenlerini çözmeye çalıştığı meselelerin başında deniz geliyordu. Bu, ucu bucağı görünmeyen su, acaba nerelere kadar uzanıyordu? Ötesinde neler vardı? Neden bir durgunlaşıyor, bir azıyordu? Ağaç gövdeleri batmıyor, üzerine binildiği takdirde insanı pekâlâ taşıyabiliyordu. Öyleyse, batmayan şeylere binip, ucunu bucağını aramaya çıkabilirlerdi. İlkel salları, sandalları yaptılar. Çok geçmeden de o salları, o sandalları yürütecek küreği, yelkeni, dümeni icat ettiler.

DENİZALTILARIN TARİHÇESİ

İnsanoğlunun denizin altıyla ilgilenmesi ise Büyük İskender’den önceki devirlere uzanır. Evet, denizlere oldukça hâkim olan insanların zihnini yeni sualler kurcalamaya başlamıştı. Acaba denizin derinliklerinde neler vardı? Oraya inmek için ne yapmak lâzımdı? Denizaltıcılık tarihiyle uğraşanlar, rivayete dayanarak ilk denizaltı çalışmalarının Büyük İskender zamanında yapıldığını, hattâ, Makedonyalı kumandanın inşa ettirdiği bir tekneyle bizzat daldığını kaydediyorlar.

Milâttan sonra 1150 yılında Akkâ’nın muhasarasında su altında giden bir cihazdan faydalanılarak şehre girildiğini Arap tarihçisi Bahaeddin söylüyor.

Leonardo da Vinci de denizaltıya merak saranlardan. 1500 yılında, bu ünlü mucit ve sanat adamının kendi yaptığı bir botla daldığı gene söylentiler arasında. 1538 yılında İspanya’nın Toledo şehri suyun altından gidilip gidilemeyeceği çalışmalarına sahne oluyor. 1580’de İngiliz deniz subayı William Bourne aynı uğurda çalışıyor. Tahta üzerine deri kaplamak suretiyle yaptığı botla dalmaya uğraşıyor. Fakat sonuç başarısız. 1605’te Magnus Pegelius denizin altıyla meşgul. Yaptığı bot, deniz altı denemelerinde ümit veriyor. Tatlı su altı tecrübelerinde ise ümitler botla birlikte batıp gidiyor. 15 yıl sonra Hollandalı fizikçi Cornelius van Drebel, Thames nehrinde aynı denemeler peşinde. Magnus Pegelius’unkine benzer botu on beş kademe kadar iniyor. Sonrası karanlık. Debon 1653’te, Denis Pein 1689’da botlarının içinde, denizin derinliklerine inmeye çalışıyorlar. Sonuç gene karanlık. XVIII. yüzyılda bu yolun yolcuları daha çok. Patentler alınıyor, fakat netice alınamıyor. Kayıtlara göre 1747’deki çalışmalar bugünkü denizaltı gemilerinin esasını teşkil eden sisteme en yakını. Hayvan derilerinin içine su boşaltılarak satha çıkılıyor. Fakat bu denemeleri kimin yaptığı meşhul.

1719 yılı İstanbul’u da bir su altı gösterisine sahne oluyor. III. Sultan Ahmed, şehzadelerini sünnet ettirmiştir. Payitaht günlerce, gecelerce düğün yapmaktadır. Tersane Mimarı İbrahim Efendi padişahın büyük takdirini kazanan bir gösteri düzenliyor. Tersane bahçesine çadırını kurmuş olan Üçüncü Ahmed, maiyetini ve bütün davetlileriyle, Haliç’in sularında, üç çifte piyadeye muadil uzunlukta bir timsahın önlerine gelişini, Haliç’in suları altında kayboluşunu, sonra tekrar su yüzünde belirişini ve timsahın ağzından başlarındaki pilâv ve zerde tepsileriyle dışarıya beş kişinin çıkışını seyrediyorlar. Suyun altında yüzen bu timsahı Mimar İbrahim Efendi yapmıştır. Bu akıl almaz bir hünerdir. Levnî’nin minyatürleriyle resimlenmiş olan Sûrnâmesi’nde meşhur şair Seyyid Vehbî bu gösteriyi anlatmaktadır.

1774 – 1776 yılları arasında Amerika’da David Bushnell, Kaplumbağa adını verdiği denizaltısının tecrübelerini yapıyor. Bir kişi tarafından idare edilen gemi el ile çalıştırılan mekanizması sayesinde hareket etmektedir. Maksat, düşman gemisine dipten dokunarak tekneye saatli infilâk maddesi yerleştirmek. Amerika ihtilâlinde bu gemiler kullanılmak isteniyor. Fakat harp tekneleri bakır kaplı olduğundan arzulanan sonuç elde edilemiyor. H. M. S. Eagle’ın teknesini limandan uzaklaştırmak Kaplumbağanın başarısı olarak bugün zikredilmekte.

Robert Fulton da denizin altıyla ilgileniyor. 6,5 metre boyunda, el ile idare edilen teknesine Nautilus adını veriyor. 1801’de yapılan deneme dalışlarını Napoléon seyrediyor. Fakat, Fransa ve İngiltere hükümetleri gemiye önem vermiyor. Fulton, Amerika’ya gidiyor. Bu defa 24 m. boyunda bir tekne yapıyor. Waterloo savaşının başladığı gün denize indiriyor. Yalnız, ömrü vefa etmiyor, geminin gerçekleşmesi yarıda kalıyor.

1849’da denizaltıcılık alanında William Bauer çıkıyor ve Plongeur Marine adını verdiği botu Kiel’de denize indiriyor. Saçtan yapılmış, üç kişilik mürettebatı olan bu gemide mayınları ateşlemek için pillerden faydalanılıyor. Elektrik ilk defa Plongeur Marine ile deniz altına inmiş oluyor.

Amerika iç savaşlarında Güneyliler’in David Bushnell’in adına izafeten kullandıkları David tipi denizaltılardan biri tarihte ilk defa bir gemiyi batırıyor. Pervaneye bağlı şaftı sekiz kişi tarafından el ile çevrilen, bir kişi tarafından da idare olunan Horace L. Hunley adındaki bu gemi, 14 Şubat 1864’te Charleston limanını ablukaya alan Kuzey donanmasından Housatonic korvetini batırıyor.

1875’te John P. Holland, suyun üzerinde istim, su altında batarya ile hareket eden Plunger adlı gemisini yapıyor. 1900’de Amerikan bahriyesine ilk defa katılan Guner denizaltısı Holland’ın geliştirdiği gemidir.

1881’de Fransız mühendis Goubet’nin yaptığı tekne ise deniz altında akümülatörle hareket eden ilk gemidir. Gemiyi Brezilya hükümeti satın alıyor.

1885’te Campbell ve Ash’ın Tilbury’de denize indirdikleri Nautilus  isimli denizaltının su geçmeyen bölmesinden bir dalgıç çıkabiliyor ve tekrar gemiye dönebiliyordu.

1887’de İsponyal mühendis Isaac Peral, kendi adını verdiği denizaltısını, 1888’de mühendis D. De Lome’un başlayıp, Gustave Zede’nin planlarını tamamladığı Gymnote isimli denizaltıyı Fransızlar denize indiriyor. Gemi elektrikle teçhiz edilmiştir. 1893’te Gustave Zede ve Romazotti, Toulon’da ikinci Fransız denizaltısını denize indiriyorlar. M. Max Leubeuf’ün 1899’da gene Fransız bahriyesi için Cherbourg’da inşa ettiği iki gemi, çift tekneli ilk denizaltılar oluyor. Dört torpido taşıyor, su altında akümülatörle çalışıyorlar.

TÜRK DONANMASINDA İLK DENİZALTILAR

Denizaltı gemilerinin çeşitli milletlere mensup mühendisler elinde geçirdiği inkişafa paralel olarak, İngiliz Mühendis G. W. Garrett de 1878’de on dört kadem boyunda, el ile çalıştırılan ilk gemisini, bir yıl sonra da kırk beş kadem boyunda, istimle çalışan ve adını Resurgam koyduğu ikinci gemisini denize indirmişti. İnşaatını hızlandırmak maksadıyla İsveçli ağır silah fabrikası direktörü Nordenfelt ile anlaştı. Planları Garrett çizecek, inşaati Nordenfelt deruhte edecekti. 1885’te Stockholm’de denize indirilen denizaltı, Nordenfelt I adını taşıyordu. Bir baş torpidosu, bir de Nordenfelt topu bulunan gemi altmış dört kadem boyundaydı. Bu, bir numaralı Nordenfelt’i Yunan hükümeti 9 000 sterline satın aldı. 1886’da Osmanlı hükümeti Nordenfelt’e iki denizaltı sipariş etti ve II. ve III. Nordenfeltler Türk donanması için inşa edildi.

1877-1878 Türk – Rus Savaşı’nı kazanan Ruslar ayrıca Karadeniz’de üstünlüğü elinde tutan donanmamızdan altı parça geminin kendilerine teslimini istemişlerdi. II. Abdülhamid bu teklifi aşağıdaki yazısında ifade ettiği sertlik ve katiyetle reddetti:

“Sadrâzam Saffet Paşa’ya vesair vükelâya yemin ederim ki, donanmanın elden çıkmasına katiyyen reyyü rızam yoktur. Her türlü fedakârlığı eder, fakat donanma maddesini esasen reddederim. İcabı halinde donanmayı kaybetmemek için canımı fedaya hazırım.”

Bu meyanda Girit isyanları devam edip gidiyordu. Rus harbi mağlubiyeti öbür azınlıklara olduğu gibi Rumlara da bir çok haklar kazandırmıştı. Fakat Rumlar elde ettikleri haklarla yetinmiyorlardı. Tesalya’da taarruza hazırlandıkları, Türkiye’deki Rumlar’ın da desteğiyle İstanbul’a yürüyecekleri söyleniyordu. Muhtemel bir Yunan harbine karşılık seferberlik ilân edilmiş, İngilizler’in teşvikiyle Yunanlılar’ın pek yakında Türkler aleyhine kıyam edeceği, bu sebepten iki denizaltı gemisi sipariş olunması II. Abdülhamid tarafından emredilmişti (1886).

ABDÜLHAMİD VE ABDÜLMECİD DENİZALTILARI

Yunan donanması için alınan I. Nordenfelt denizaltısına mukabil, Türk donanması üstünlüğünü korumak maksadıyla II. ve III. Nordenfelt denizaltılarına talip oldu. Bu gemiler birinciden daha büyük ve daha süratliydi. Gemiler İngiltere’de imal edilmiş, vapurla İstanbul’a gönderilerek montajları Taşkızak Valide Tersanesi’nde yapılmıştı. Montaj sırasında bazı parçalar tamamen veya kısmen Taşkızak’ta imal olunmuştu. Gemilerin bir an evvel bitirilmesi için geceli gündüzlü çalışılıyordu. 6 Eylül 1886’da denizaltılardan ilki denize indirildi ve 5 Şubat 1887’de dalış tecrübesi yapıldı. Gemiye “Abdülhamid” adı verilmişti. Tecrübe töreninde İsveç ve Norveç sefaret erkânı, Mâbeyn’den Derviş Paşa, Yüksek Askerî Teftiş Komisyonu azasından Süleyman Paşa, Bahriye feriklerinden Stark ve Wood, Mirliva Hakkı Paşa bulundular. Gemide Nordenfelt’in temsilcisi mühendis ve memurlardan ayrı olarak 5 de Türk denizci vardı. Kumandan Yüzbaşı Halil, makine kıdemli yüzbaşısı Ali, makine yüzbaşısı Şerefeddin, makine teğmeni Mehmed Sâlim ve ateşçi Musa Çavuş. Bu beş Türk, bir denizaltıyla dalan ilk Türkler oldular. Fakat gemi taahhüt edilen evsafta değildi. Baş ve kıç muvazenesi bozuktu. Su altında 10 mil yapması gerekirken ancak 2,5 mil gidebilmişti. Ayrıca inşaat da gecikmiş, bu yüzden Nordenfelt firmasıyla anlaşmazlık doğmuştu. İkinci gemi ancak 4 Ağustos 1887’de denize indirilebildi. Her iki geminin de torpido, seyir ve dalış tecrübeleri 1888 iki denizaltı resmen Türk donanmasına katıldı. İkinci denizaltıya “Abdülmecid” adı verildi.

İzmit körfezinde yapılan denemelerde denizaltılar tayin edilen hedeflere torpido atışları yaptılar. Denizcilik tarihinde torpidosunu ateşlemek şerefi ilk defa Türk denizaltılarına nasip oldu. Çünkü, Yunanlılar tarafından satın alınan I. Nordenfelt denizaltısı torpido atış tecrübesi yapmamıştı. Buna rağmen denizaltılardan beklenen fayda elde edilemedi. Zira, denizaltıcılık her geçen gün inkişaf ediyor, yeni buluşlar birbirini izliyorud. Nordenfelt denizaltıları o günler emsallerinden belki de en üstün vasıflısıydı, ama emsallerinden belki de en üstün vasıflısıydı, ama taahhütteki şartlara uymuyordu. Gemilerin su altı seyirleri hemen hemen yok gibiydi. Yarım, bir ve bir buçuk dakika gibi kısa zamanlar içinde dalış yapabiliyor, gemiler su altında muvazene bozukluğu gösteriyordu. Periskop henüz icat edilmediğinden, kumandan, cam bir kubbeden hedefi gözlüyordu. Yakıt olarak mangal kömürü kullanılan gemiler istimle hareket ediyor, tahmin ve hesaplara göre sekiz tonluk yakıtıyla su üzerinde 15, su altında 12 mil yol kat etmesi gerekiyordu. Mürettebatı bu güverte, üç makine subayı ve bir erden ibaretti.

Her şeye rağmen o günün şartları içinde donanmamızı takviye ediciydiler. Su altında kullanılmasa bile gayet az hedef teşkil etmeleri, torpidoları sayesinde ilgi görmüş, diğer devletlerin donanmalarından çok önce Türk donanmasına ilk denizaltılara sahip olma özelliğini kazandırmışlardı. Gemilerin mühendisi George William Garrett, Abdülhamid tarafından fahrî binbaşılık rütbesiyle taltif edildi.

İNGİLTERE VE AMERİKA İLE TEMASLAR

Amerika’da Kramp fabrikasında inşa edilen Mecidiye kruvazörünün 1904’te Midilli Adası’nda donanmamıza tesliminde bulunan gemi kumandanı Albay R. D. Bucknam, Türk bahriyesinde görev almak istemiş ve Yüzbaşı Rauf Bey’i de (Orbay) yardımcı olarak yanına almıştı. Denizaltıcılığın gelişmesi üzerine, Osmanlı Hükümeti yeni denizaltılar almak maksadıyla teşebbüse geçti ve R. D. Bucknam ile Rauf Bey  1904 yılı Ekim ayında İngiltere ve Amerika’ya tetkik gezisine gönderdiler. İngilizler denizaltı inşaatıyla ilgili çalışmalarını çok gizli tutuyorlardı. Heyer fazla bilgi edinemedi ve Amerikaya geçti. Rhode Island eyaletinin New Port deniz üssünde Genel Kurmay Başkanı Amiral Dewey ve Cumhurbaşkanı Thedorore Roosevelt’in izniyle Holland ve Lake tipi denizaltılar tetkik edildi, dalışlara iştirak olundu. Fakat devlet ağır masraflar altında bocaladığından siparişte bulunamadı.

FRANSA’YA SİPARİŞ EDİLEN DENİZALTILAR

Osmanlı Hükümeti denizaltı alma teşebbüsünü altı yıl sonra tekrarladı ve dört subayımız Güverte Kıdemli Yüzbaşısı Remzi (Duygu), Güverte Kıdemli Yüzbaşısı Mehmed Şükrü (Okan), Makine Kıdemli Yüzbaşısı Hüseyin Sabri, Makine Kıdemli Yüzbaşısı İbrahim Süleyman 3 Ocak 1910’da Avusturya, Almanya, Fransa ve İtalya’da denizaltıcılık kurslarına gönderildiler. İki yıl süren bu tetkikleri sırasında subaylar yalnız bir haftalığına İstanbul’a gelmiş, tekrar dönmüşlerdi. Fransa’da çift tekneli denizaltıcılar mucidi M. Max Leubeuf ile tanışan heyet dalışlara katılmış ve dönüşlerinde Bahriye Nazırı Hurşid Paşa’ya Fransız denizaltıları için müspet rapor vermişti. O tarihten bir buçuk yıl sonra Fransa’ya Cemal Paşa’nın Bahriye Nazırlığı sırasında iki denizaltı sipariş edildi. Fakat, Birinci Cihan Savaşı’nın patlak vermesi üzerine gemiler donanmamıza katılamadı. Gemilere kumandan olarak tayin edilen Yüzbaşı Mehmed Şükrü ve Yüzbaşı Mehmed Nail ile inşaata nezaretçi olarak tayin edilen makine yüzbaşısı Hüseyin Sabri 19 Eylül 1914’te yurda döndüler.

ALMANYA’DA DENİZALTI KURSU

Birinci Cihan Savaşı’na Almanya’nın müttefiki olarak girmemiz üzerine, birçok subay meyanında altı denizcimiz de Almanya’ya kursa gönderdiler. Bu subaylar şunlardı: Yüzbaşı Mehmed Şükrü, Yüzbaşı Rifat İbrahim, Yüzbaşı Avni Şerif, Yüzbaşı Sâlih Mevlûd, Yüzbaşı İbrahim Rıza, Teğmen Şefik ali. 11 Ocak 1915’te yola çıkan subaylar 5 Şubat 1915’te kurslara başladılar. Vulkan isimli ana denizaltı gemisinde başlayan kurs müddetince subaylarımız AU, UB9, UB14, UB15 ve 12 (mayın denizaltı gemisi), U3, U4, U16 (çift tekneli) denizaltılarda devamlı dalış ve tecrübelere iştirak ettiler. En yeni tekniği havi U34 denizaltısını Almanlar çok gizli tutuyorlardı. Subaylarımız bu gemiyi de yakından tanıdıklarından Almanya dışına çıkmalarına müsaade edilmedi ve kurs iki yıl uzamış oldu. 17 Ocak 1917’de Binbaşı Mehmed Şükrü hariç, öbür beş subayımız yurda döndü. Almanyadayken binbaşılık rütbesine terfi eden Mehmed Şükrü (Koramiral Şükrü Okan) komodorluk stajı için Helgoland’daki ikinci denizaltı filotillasında kaldı.

1 Eylül 1917’de Alman İmparatoru tarafından davet olunan Bahriye Nazırı Cemal Paşa, Rauf Bey, Vasıf Paşa, Cemal Paşa’nın kalem-i mahsus kâtibi Falih Rıfkı (Atay), Cemal Paşa’nın yaveri Yüzbaşısı Nusret Bey Almanya’ya gittiler. Alman İmparatoru’nun kardeşi Baltık Kumandanı Büyük-Amiral Prens Heinrich’in de iştirak ettiği bir gezide Binbaşı Şükrü Bey’in kumandasındaki bir denizaltıyla Kiel – Gaarden’de dalışlar yaptılar.

Almanlar donanmamıza 10 denizaltı vereceklerini vaat etmiş, hatta gemilere ay-yıldızlı bayrağımızı resmetmişlerdi. Fakat harp mağlubiyetle sona erince bu vaat yerine getirilemedi, komandorluk stajını tamamlayan Binbaşı Şükrü Bey de 24 Şubat 1918’de yurda döndü.

MÜNTECİB ONBAŞI

Donanma ilgililerinin denizaltı temini için gayretleri devam ededursun, 17 Ekim 1915 günü Çanakkale’de “Müstecib” adında bir onbaşı Mehmedcik, tek başına bir denizaltı avlıyor ve Fransızların Turquoise adlı denizaltısını esir etmemizi sağlıyordu.

Olay şöyle cereyan etti:
Birinci Cihan Savaşı içinde, Çanakkale’yi zorlayan düşman donanmasına mensup denizaltılar Marmara’ya girmişlerdi. Bunlardan biri de Fransız Donanmasına mensup Turquoise denizaltısıydı. Denizaltı 17 Ekim 1915 günü Marmara’dan dönerken Çanakkale’yi müdafaa eden sahil bataryalarımız tarafından periskopu görüldü ve ateş altına alındı. Gemi ateş altında yoluna devam ederken saat 13 sularında Akbaş mevkiinde karaya oturdu, kendini kurtarmaya çalışırken su yüzüne çıkmak zorunda kaldı. Bu esnada, Bursa’nın Yenişehir kazasında Ferhadoğulları’ndan Necib oğlu Mestecib Onbaşı’nın açtığı ateş Turquoise’ın kulesine isabet etti. Dalış kabiliyeti kaybolan denizaltı teslim oldu, kumandan ve mürettebatı esir edildi. Türk kuvvetleri gemiye girdiğinde alarm zilleri çalmaktaydı. Tahliye öylesine anî ve panik halinde olmuştu ki, kumandan gizli vesikaları dahi imhaya vakit bulamamıştı. Gemide unutulan evraktan düşman denizaltılarının Marmara’da buluşacakları öğrenildi. UB14 Alman denizaltısı buluşma yerine giderek E20 İngiliz denizaltısını batırdı.

Turquoise, Gayret gambotunun yedeğinde İstanbul’a getirilerek Haliç’e çekilde ve 10 Kasım 1915’te Kasımpaşa Camialtı’nda Haribye Nazırı Enver Paşa’nın da iştirakiyle sancak çekme töreni yapılarak Müstecib Onbaşı adını aldı. Törenden sonra gösteriler yapan Müstecib Onbaşı’dan harpte faydalanılmadı. Sadece Alman denizaltılarının batarya şarjında kullanıldı. Harpten mağlûp çıktığımız için Fransızlar Müstecib Onbaşı’yı alıp götürdüler. Bu gün Deniz Müzesi’nde Müstecib Onbaşı’nın sonradan değiştirilen yaralı kule saçı bu hatırayı yaşatmaktadır.

CUMHURİYETİMİZ DEVRİNDE İLK DENİZALTILARIMIZ

Kurtuluş Savaşı’ndan çıkan genç Türkiye Cumhuriyeti birçok alanda ilerleme çabası gösteriyor, ardı ardına harplerin yıprattığı donanmasını takviye gerekiyordu. 1924 yılında denizaltı alınması için ilk temaslara geçildi ve Binbaşı Mehmed Şükrü, Makine Yüzbaşısı Hami (Özger), Yüzbaşı İbrahim Ruza (Ülman)’dan müteşekkil üç kişilik heyet Fransa’ya gönderildi. Heyet Hollanda ve İsveç’e de geçerek iki buçuk aylık bir tetkik gezisi yaptı. Neticede Hollanda’ya iki denizaltı siparişine karar verildi.

Bu yeni gemilerde çalışacak komodor, zabitan, gedikli zabit ve mürettebat önce İstanbul’da açılan Cumhuriyet devrinin ilk denizaltı kursunda nazarî eğitime tabi tutuldular ve sonra Hollanda’nın Feijenord (Faynord) tezgahlarında inşasına başlanan denizaltıların nasıl yapıldığını görmek, inşa sırasında çalışmak ve amelî eğitimde bulunmak üzere Rotterdam’a gönderildiler.

1927’den 1928’e kadar bir yıl Hollanda’da kalan ve denizaltıların Londra açıklarında yetmiş beş metrede yapılan derin su dalış tecrübelerine katılan personel 1928’de yurda döndü. Aynı yıl 22 Mayıs 1928’de kumandan, başçarkçı, ikinci kumandan olmak üzere her gemide üç subay ve Komodor Mehmed Reşid, Hollandalı mürettebatın idaresi altındaki gemilerle yola çıktılar. 9 Haziran 1928’de Türkiye Cumhuriyeti’nin iki denizaltısı I. İnönü ve II. İnönü, Dolmabahçe önünde demirledi. Saat 13.30’da gemilere sancak çekme töreni yapıldı. Törenden sonra daha önce Hollanda’dan dönmüş bulunan mürettebat gemileri teslim aldı. Filotilla Komodorluğuna bağlı olarak Haliç’te bakım ve havuzlanmaya alınan denizaltılar, üç ay sonra Moda açıklarında dalış tecrübeleri yaptılar. Bu tecrübelere Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak da I. İnönü denizaltısıyla katıldı.

Dalış sırasında elektrik arızası tecrübesi yapılıyordu. Elektrik donanımında hakikî arıza belirdi ve gemi gittikçe meyillenerek derine kaymaya başladı. Mürettebatın seri çalışması ve serin kanlılığı sayesinde arıza giderildi. Mareşal Fevzi Çakmak arıza vukuunda kumanda odasındaydı ve düşmemek için periskopa tutunmak zorunda kalmıştı. Su yüzüne çıkılınca, atlatılan tehlike kendisine anlatıldı. Mareşal, I. İnönü’nün hatıra defterine o gün şu satırları yazıyordu:

“Birinci İnönü tahtel bahirini gördüm. Böyle nazik bir silahın kullanılması hususunda zabitan ve efradı pek arzulu gördüm. Az zamanda mahir denizciler elinde bu silahın düşmanlarımız için mühlik olacağına kanaat getirdim.”

12 Şubat 1929’da filotilla komodorluğu emrinden alınan denizaltılar Donanma Kumandan Vekili Yarbay Şükrü Okan’ın emrinde kurulan Tahtelbahir Gemileri Kumandanlığına verildi ve Türkiye Cumhuriyeti donanması denizaltı filosunun nüvesi teşekkül etmiş oldu.

Vural Sözer