1. Ana Sayfa
  2. Osmanlı Devleti

Ayasofya’nın İnşaatı ve Kısa Tarihi

Ayasofya’nın İnşaatı ve Kısa Tarihi

Ayasofya hakkında konuşmak için öncelikle Osmanlı Devletinden önceki İstanbul’u ve Ayasofya’yı bilmek gerekir. National Geograpic dergisinde Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethetmeden önceki bir haritasına bakıldığında Ayasofya’nın minarelerinin olmadığı ve kubbesinde hac olduğu görünüyor. Ayasofya’nın yanında ise Aya İrini kilisesi ve Gotlar Sütunu da yer almaktadır. Kum Kapıda küçük Ayasofya ve Pantakrator Manastır kilisesi (Molla Zeyrek Cami) vardır. Daha birçok Manastır kilisesi fetihten sonra zamanla kılıç hakkı olarak camiye çevrilmiştir. Fetih simgesi olarak ilk kılıç hakkı Ayasofya’nın cami olarak kullanılmasıyla olmuştur. Aynı zamanda İstanbul’un ilk üniversitesi ise Pantakrator Kilisesinin okul olmasıyla ortaya çıkmıştır. Burada hem Molla Zeyrek hem de Akşemsettin ders vermiştir.

Ayasofya’nın İnşaatı

Ayasofya camiisinin inşaatı yıllar içinde birçok kez yenilenerek yapılmıştır. Farklı plan ve şemalar kullanılarak ortaya bugün ki Ayasofya Camiisi ortaya konmuştur.

Kilise mimarilerinde genelde 3 nefli bazilikal plan şeması kullanılır. Ayasofya’da da durum böyledir. I. Ayasofya’nın mimarı Konstantinde bunu uygulamıştır. I. Ayasofya yıkılmıştır sadece tahminlere dayalı bu bilgilere ulaşılır fakat I. Ayasofya’dan günümüze kadar kalan bir yapı vardır. Ayasofya’nın en eski bölümü olan hazine (Skeuophylakion) binasıdır.

I. Ayasofya’nın yıkılmasının ardından Theodosios ikinci bir kargir Ayasofya inşaa etmiştir. Ancak 13 Ocak 532 de Hipodrom meydanında öfkeli bir kalabalık tarafından Nika ayaklanması yapıldı. Tarihin en büyük isyanlarından biri olan Nika isyanında birçok insan ölmüştür ve Ayasofya da kendi payına düşeni almıştır. Ve böylece II. Ayasofya da yıkılmıştır.

Bugün hala ayakta olan III. Ayasofya ise Justinyanus eseridir. Justinyanus’un planında yine 3 nefli  bazilikal bir yapı oluşmuştur. Ancak burada bir farklılık ortaya çıkmıştır. O da çatı kubbe yapması gerekirken yuvarlak kubbe yapmıştır. Dikdörtgen bir yapının yuvarlak kubbeden olması imkansız denilebilecek kadar zordur. Bu yüzden bir tam iki yarım kubbe yaparak binayı destekliyor. Justinyanus’un böyle yapmasındaki amacın Hz. Süleyman mabedini geçmeyi bir nevi ona meydan okumayı hedeflediğini söyleyebiliriz. Süleyman mabedi Yahudilerin ‘’kutsal ev’’ dedikleri bir tapınaktır. Nitekim Justinyanus yuvarlak kubbeyi yapmayı başarıyor. Ayasofya’nın içine girip kubbelere bakarak herkesin duyacağı şekilde ‘’Ey Süleyman seni geçtim’’ diyerek bağırıyor. Ancak yaklaşık yarım asır sonra kubbe planlama hastasından çöküyor. Bu çöküntüde Justinyanus’un da yardım aldığı matematikçi ve mimar olan Miletli İsodoros ve Trallesli Anthemius (Trallet: Aydın şehri) vefat etmiştir. Hatta yıllar sonra  yeni kubbe yapımı için ölen mimarların torunları çağrılmıştır. Yenilenen kubbe yıllar içinde birçok kez çökmüştür. Ancak bir mimarın bu soruna çözüm bulmasıyla bu sorun ortadan kalkıyor. O kişi ise Mimar Sinan’dır. Hastalıklı yapı olarak nitelendirilen Ayasofya’yı Mimar Sinan’ın çalışmaları kurtarmıştır. Hatta Ayasofya için düşündüğü planın aynısını Süleymaniye Camiisi içinde yapmıştır ve birçok kez deprem gören Süleymaniye Camii hala sapasağlam ayaktadır.

Ayasofya’nın ilk minaresi Fatih Sultan Mehmet Han tarafından ikinci minaresi II. Beyazıd tarafından son iki minare ise II. Selim tarafından yaptırılmıştır.

Osmanlı Devleti Ayasofya’nın camiye çevirmiştir ancak yıkıcı faaliyetler yapmamıştır. Sadece ibadeti engelleyen kanatlı meleklerdeki insan yüzlerinin üzeri kapatılmıştır. Kanatlar ise halen durmaktadır.

Ayasofya 1930 senesinde restorasyon çalışması amacıyla hizmete kapatılmıştır. 24 Kasım 1934 de ise müzeye çevrilmesine karar verilmiştir. Türkiye için önemli olan o gelişme ise 24 Temmuz 2020 de olmuştur. Danıştay kararı ile Ayasofya tekrardan İslâm aleminin hizmetine açılmış ve 86 yılın ardından tekrar cami olarak kullanılmaktadır.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?
İlginizi Çekebilir