Günümüze kadar Türk Spor Tarihi’ne birçok farklı isim damgasını vurdu. Genelde biz medyatik olanlar ile övündük, onları hep en iyisi diye varsaydık. Ancak 1900’lü yılların başında öyle bir isim çıktı ki karşımıza; bugüne kadar duyulan, bilinen tüm sporculardan daha farklı bir hayata sahip: Sabri Mahir Bey…

1890’lü yıllarda Diyarbakır’da doğmuş, hayallerinin peşinden koşarak ressam olmak için İstanbul’a gelmiş Sabri Bey… Galatasaray Lisesi’ne kayıt yaptırdıktan sonra hayatı sürrealist bir ressamın tablosu kadar enteresan bir çizgiye sahip olacaktı. Lisede futbolla tanışarak, Galatasaray Futbol Takımı’nın sol kanat oyuncusu olan Sabri Bey, 1908’de Türkiye topraklarında ilk Türk şampiyon olma başarısını elde eden Galatasaray’ın önemli oyuncularından biriydi.

Sabri Mahir Bey lisede

Genç Sabri Mahir’i tanınan ve bilinen oyunculardan biri yapan özelliklerden en mühimi, kavgacı bir tavrı olmasıydı. 1909 yılında Rum Elpis takımı ile yapılan futbol maçında çıkan kavgada başı çekmiş, karşı takımdan birçok oyuncuyu tek başına devirmişti. Bu olayın ardından Galatasaray Spor Kulübü tarihinde cezalı olarak diğer maçta oynayamayan ilk futbolcu oldu.

Ancak aldığı ceza onu dizginlememişti. Aksine 1910 senesinde Struggles takımı ile yapılan maçın yarıda kalmasının sebebi yine Sabir Mahir olmuştu. Maç sırasında çıkan olaylar İstanbul Hükümeti’nin de dikkatini çekti, olanlardan dolayı Galatasaray Lisesi müdürü Tevfik Fikret suçlu bulundu. Görevinden alınan Tevfik Bey’i, öğrencileri savundular ve protesto gösterileri düzenlendiler. Protestoların başını tabiki de “atarlı” tavrı ile bilinen Sabri Mahir çekiyordu. İstanbul Hükümeti tarafından bu olay fark edilince, polisler Sabri Mahir’in peşine düştü. Durumu anlayan Sabri ise Galata’ya kaçtı, oradan bir Fransız gemisine kaçak olarak girdi ve Fransa’nın yolunu tuttu.

Fransa’ya ayak bastıktan sonra tanıdıkları aracılığıyla futbol oynamaya devam etti. Fransa Ligi’nin o dönemki güçlü takımlarından biri olan “Racing Club de France Colombes 92” takımında yeşil sahalardaki serüvenini sürdürdü. 2 yıl görev aldığı bu kulüpte kaptanlığa kadar yükselmişti başarılı futbolu ile… Paris’te tesadüfen Mısırlı Prens Ali Fazıl ile tanıştı. Prens aracılığı ile boks dersi almaya başlayınca futbola olan ilgisi tamamen boksa kaydı.

Sabri Mahir Bey, çıktığı maçlarda aldığı sonuçlarla amatör boks dünyasında nam saldı. Dönemin ünlü boksörlerinden Amerikalı Kidd Jackson ile bir maç yapmaya karar verdi. Bu maçta yediği dayak onu öylesine etkiledi ki profesyonellik adına hiçbir şey yapmadığını anlayınca Kidd ile çalışmaya başladı.

Aldığı dersler sonucunda Amatör Boks Şampiyonası’nda 2.oldu. Artık profesyonelliğe hazırdı… Profesyonelliğe geçtikten sonra antrenörü Kidd Jackson, artık organizatörlüğe de el atmıştı. Onun ayarladığı organizasyonlarda gösterdiği başarılar ile Fransa, İngiltere ve İspanya’da ün kazanmaya başladı. Bu ün, maddi kazancın yanında, üst düzey şov maçlarına da davet edilme imkânı sağlıyordu.

1911 yılında Kidd Jackson, İspanya’da bir maç olduğunu haber verince Sabri Mahir Bey Madrid Fiorinten Central Salonu’na doğru yol aldı. Burada İspanya Boks Şampiyonu ile karşı karşıya

Sabri Mahir Bey – İdman

gelecekti. O sırada maçı izleyenler arasında İspanya Kralı 8.Alonso da bulunmaktaydı. Sabri Mahir, maça fırtına gibi başlar. 1.round’ta salladığı rakibini, 2.roundda iyice güçten düşürmüştü. 3.roundta vurduğu bir aparküt ile rakibini yere serdi. İspanyol boksör yere düşerken tüm salon adeta ölüm sessizliğine bürünmüştü. Halkın adeta taptığı yenilmez şampiyon, ağzından nakavt olmuştu. Maçtan sonra İspanya Kralı, Sabri Mahir’i yanına çağırarak mücadele için tebrik etti ve Sabri Mahir’in efsane haline geleceği boks yolculuğu tam anlamıyla başladı. Ancak İspanya’da işler yolunda gitmiyordu. Halkın delicesine sevdiği şampiyonun, salonun ortasında ağzından burnundan oluk oluk kan gelir şekilde yatması, İspanya’da büyük bir etki yaratmıştı. İspanyollar bu sebepten ötürü boksu bir süre yasaklamak zorunda kaldılar.

Bu olayların ardından ünü tüm Avrupa’da yayılan Sabri Bey, Oxford ve Cambridge Üniversiteleri’nde spor antrenörlüğü yapmaya başladı. 1914 yılına gelindiğinde Dünya Savaşı patlak verdi ve

1915 yılında Sabri Bey, İngiliz Ordusu’na boks dersleri vermeye başladı. 1916 yılında ise “casus” iftirası ile zindana atıldı, 3 yıl esir kaldı.

1919 yılında esir değişimi amacı ile Almanya üzerinden Türkiye’ye iade edilecekken, bir yolunu bularak Berlin’e yerleşmeye karar verdi. Yarım kalan boks macerasına burada devam etmeye karar veren Sabri Bey, katıldığı turnuvada bir gecede 3’ü nakavt olmak üzere 4 boksörü devirince Almanya’da büyük bir yankı uyandırdı. Bu müsabaka, Alman basınında da geniş yer buldu. Sabri Mahir için “Korkunç Türk” lakabı takıldı.

1920 yılına gelindiğinde ise daha ilginç bir olay karşımıza çıktı. Sabri Bey, bir kasap çırağı genci boksör olmak için ikna etmeye çalışmaktadır. Kasap çırağı bu çocuk, ileride Almanya’nın gelmiş geçmiş en büyük sporcularından biri olacak olan Max Schmelling’dir. Yanına aldığı bu genci eğiterek turnuvalara sokan Sabri Bey, Max Schmelling’i 3 kez Dünya Ağır Siklet Şampiyonu yapmıştı.

Almanya’da ünü hızla yayılmaya devam eden efsane boksörümüz hem kendi hayatını hem de boksla ilgili yazılarını Alman dergilerinde yayınlamaya başladı. Yazdığı yazılar ile ününü katlayınca 1930 yılında Berlin’de bir jimnastik salonu açtı. Almanya’nın tüm sosyetesi bu salona akın akın gelmeye başladı. Bu salona gelenler arasında Almanya’nın o dönemki Marilyn Monroe’su olarak görülen Marlene Dietrich de bulunmaktaydı. Şımarık hareketleri ile Sabri Mahir Bey’in sinirlerini bozunca gerçek anlamıyla “kıçına tekmeyi” yiyerek salondan atıldı. Elpis maçında rakip takımı döven o “atarlı” genç, yaşı ne kadar ilerlese de sahip olduğu o hissi hala atamamıştı.

O dönemde salona giderek Sabri Bey’in öğrencisi olan ünlüler, daha sonra anılarında orada yaptıkları idmanlardan korku ile bahsetmişlerdi. Sabri Bey’in “kadın-erkek kimseyi ayırmadığını, herkese eşit derecede idman yaptırdığını” dile getirmişlerdi. Ayrıca boksu hobi olarak yapan kişileri kesinlikle umursamadığını, herkese eşit acımasızlıkta olduğunu aktarmışlardı.

Berlin’de bulunan spor salonu 1939 yılına kadar faaliyetini sürdürdü. Çok iyi para kazanan Sabri Bey, II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle beraber salonu kapattı ve Paris’e geri döndü. Burada tercümanlık yaparak hayatına devam etti. Savaş bittikten sonra, Berlin’de tekrar spor salonu açan Sabri Bey, yaşamını burada sonlandırdı.

Burak TUT