Rusya

Çar Ailesinin Ölüm Günü

Kapı açıldı ve odaya tek sıra halinde on bir kişi girdi. Battı, kucağında oğlu Çareviç Aleksi olduğu halde Çar Nikola ilerliyordu. Arkadan İmparatoriçe Aleksandra ve dört kızı: Olga, Tetyana, Marla ve Anastasya, aile doktoru Botkin, oda hizmetçisi Anna Demitova, aşçı Karitonof ve uşak Trup geliyorlardı.

Oda da sadece 3 sandalye vardı: İmparator, İmparatoriçe ve kalçasından rahatsız olan Çareviç oturarak beklemeye başladılar.

Bu bekleme aslında bir yıldır, ta 22 Mart 1917 günü akşamından beri devam ediyordu. O gece, Çarkeo-Selo şatosu kapılarına nöbetçiler dikilmiş ve Çar ailesinin hariçle irtibatı kesilmişti.

Bu, bir Alemin, bir devrin sonu demekti. Otuz iki kilometre mesafede bulunan ve parlamento haline konulan sarayda, ihtilâlciler birbirlerini yemeye başlamışlardı bile … Ordular ayaklanıyor, vagonu mühürlenen Lenin de Rusya’ya gelmek üzere Almanya’yı geçiyordu. Öte yandan İmparator, her şeye rağmen ümidini kaybetmeyerek Londra hükümetinden lngiitere’ye iltica izni istemişti. Zaten kuzeni V. George, onu davet etmiş bulunuyordu. Fakat orada da İngiliz sosyalistleri protestoda bulunduklarından, Başvekil Lloyd George, imparatorun gelmesine müsaade etmiyordu.

10 Ağustos günü, Çarkoe-Selo şatosu aşçısı 5 günlük kumanya hazırlamak üzere emir aldı. İmparator, nereye götürüleceğini bilmiyordu. Ağustosun 13’üncü günü öğleden sonra, birkaç günden beri geçici hükümet başkanlığına getirilen Kerenski, şatoya geldi… Küstah bir tavırla imparatorun yanına giren Kerenski, Bolşevik ajanları odada bulundukları müddetçe, yüksekten konuştu. Fakat yalnız kalır kalmaz:

– “Haşmetmeab, bana güveniniz var mı?”

Nikola hemen cevap vermedi. Hayretle Kerenski’ye baktı ve nihayet:

– “Evet.” dedi.

– “O halde beni dinleyin: Aldığım tedbir belki aleyhinizde olduğu hissini verir. Fakat aslında hiç de öyle değil. Kronstadt denizcileri buraya akın etmek niyetindeler. Ben de sizi kurtarmaya karar verdim. Bana inanıyor musunuz?”

– “Evet.”

– “Nerede ikamete memur edildiğinizi biliyor musunuz?”

İmparator başı ile ‘hayır’ işareti yaptı.

– “Sibirya’da, Tobolsk şehrine gideceksiniz.”

Ertesi günü halk, şatonun demir parmaklıkları önüne toplanmıştı. İmparator ailesinin otomobilleri ‘yuha’ çeken bu halkın arasından geçti. Sapsarı ve gözleri yarı kapalı olan İmparatoriçe bayılacak gibiydi. Tren henüz istasyona gelmemişti. Petrograt tren işçileriyle olan anlaşmazlık, trenin hareketini geciktirmiş bulunuyordu. Saat beşte otomobillerin etrafını süvariler kuşattı. Çar ve Çariçe önde, çocuklar ve saray mensupları arkada arabalardan inerek, vagonlara bindiler. Nihayet tren sabah saat 5.50’de hareket etti.

Üç gün sonra da Tobolsk’a en yakın istasyon olan Tümen’e vardı. Orada ‘Rouss’ isimli yandan çarklı iki katlı bir vapura aktarma edildi.

Ayın 19’uncu günü akşamı nihayet Tobolsk göründü. Çar ailesi, geniş vali konağının birinci katında oturacaktı. Diğerleri az ötede bulunan bir şarapçının evine yerleştirildi. Muhafızlar, eski saray silahendazlarındandı. Komutanları Albay Kobilenski, imparatora çok saygı gösteriyordu.

Bu şartlar altında Tobolsk’ta hayat, ilk zamanlarda Çarkoe-Selo’yı aratmadı. Mevsim yazdı. Çar sabahleyin 8.30’da kalkıyor ve çay içildikten sonra oğluna tarih dersi veriyordu. Çariçe de kızlarıyla birlikte dikişle meşgul oluyordu.

Akşamları, imparator yüksek sesle kitap okurken, çariçe, General Tatiçef’le bezik oynuyordu. Kızlar örgü örüyor, bazen de kahkaha ile gülüyorlardı. Sanki ihtilal olmamış gibiydi.

Fakat, ihtilalciler mahpus hükümdarları asla unutmamışlardı. Müthiş bir kış ortalığı kasıp kavurmaya başlamış, termometre sıfırın altında 37 dereceye inmişti. Birinci katın yalnız bir odasında ateş yanıyordu. Çar, kendisini meşgul etmek maksadıyla, bahçede odun yarıyordu.

Artık eski muhafızlar değiştirilmişti. Erzak da eskisi gibi gelmiyordu. Kahve, yumurta, tereyağı, hatta ekmek evvelce olduğu gibi bol değildi. Moskova’dan gelen bir emirde ‘Nikola Romanov ve ailesi efradına nefer tayını verilmesi’ bildiriliyordu. Çar ve yakınlarına olan hıncın günden güne arttığı artık gün gibi aşikardı. Omsk’tan gelen 100 Kızıl muhafız, gece, gündüz binayı beklemeye başlamıştı.

22 Nisan 1918 günü, Moskova’dan bir müfreze geldi. Müfrezenin başında kısa boylu, terbiyeli, itina ile tıraş olmuş, donuk gözlü birisi vardı. Kendisini albaya şöyle takdim etti:

– “Ben halk komiseri Yakorlef. Romanov ne alemde?”

Sonra bir şeyler söyledi, evi gezdi, odaları dolaştı ve tam ayrılacağı sırada Çar’a boş gözlerle baktı ve sordu:

-“Eşyanız çok mu?”

ÖLÜM YOLCULUGU BAŞLIYOR!

Tarih 25 Nisan 1918 … Çar’ın oğlu on iki gündür hasta, yatağından kalkamıyor. Çocukta hemofili hastalığı vardı: Bir yeri azıcık kesilse, kan bir türlü durmazdı. Aksi gibi birkaç gün evvel de, oynarken bir yerini kesmişti. Doktor Botkin bir türlü kanamanın önüne geçemiyor, biçare çocuk durmadan inliyordu.

O gün Çar’ın odasına biri girdi: Yakorlef. Her zaman olduğu gibi gene karşısındakinin yüzüne bakmıyordu. Birkaç dakika, bu büyük odada bir aşağı, bir yukarı dolaştı. Bazen perdeyi düzeltiyor, bazen da bir şeyin yerini değiştiriyordu. Nihayet konuştu:

– “Size hiçbir şey yapmayacaklar, ama …”

Çar’ın kaşları kalktı:

– “Ama? …”

– “Burayı terk etmeye hazırlanmanız gerekiyor…”

Ortalık suspus olmuştu. Nikola’nın elleri arkasındaydı, ayağını asabiyetle yere vurdu ve sordu:

– “Nereye götürüleceğimizi söyleyebilir misiniz?”

– “Hayır. Mezun değilim …”

Nikola derin bir endişeye kapıldı. Yoksa Brest·Litovsk anlaşmasını zorla imza ettirmek üzere kendisini Moskova’ya mı göndereceklerdi? Olamaz … İmzalayamazdı …

  • “Ya gitmezsem?”
  • “Gitmemek elinizde değil!”
  • “Oğlum bu halde kımıldayamaz.”
  • “Aileniz gidecektir demedim.”
  • “Anlaşılan seyahate yalnız çıkacağım.”
  • “Arzu ettiğiniz kimseleri yanınıza alabilirsiniz… Ötekiler arkadan gelir.”
  • “Hareket ne zaman?”
  • “Bu gece … Hazırlanın.”

Artık çocuğun iniltilerine, koridorlardaki hizmetçilerin hıçkırıkları karışıyordu. İçlerinden bazıları, İmparator geçerken diz çöküyorlardı. İmparatoriçe de Allah’a yalvarıyordu:

– “Yarabbi, bana doğru yolu göster! Ne yapacağımı bilemiyorum. Kocamdan mı ayrılayım, yoksa oğlumdan mı?”

Çar odaya girdiği sırada çocuk dalgın yatıyordu. İmparatoriçe onu karşılayarak şunları söyledi:

– “Kararımı verdim Nikola, yanından ayrılmayacağım.”

Yağmurun meydana getirdiği gölcüklerden geçen arabaların gürültüsü duyuldu. Saat 3.30 idi. Dışarısı karanlıktı. Askerler ellerinde fenerler olduğu halde koşuşuyorlardı. Kapı vurulunca Çar dışarı çıktı. Kaputlarının yakası kalkık, silah omuzda bekleyen askerlerin yanı başında yük arabaları görülüyordu.

İlk arabanın yanında Halk Komiseri Yakorlef bekliyordu. İmparator ve İmparatoriçe, komisere doğru yürüdüler. Yakorlef selam vererek Çar’a:

– “Yalnız bineceksiniz.” dedi.

İmparatoriçe sesi titreyerek itiraz etti:

– “Kocamı terk etmek istemiyorum.”

Yakorlef sakin sesiyle:

– “Olmaz madam, bugün emir veren benim. İkinci arabaya bineceksiniz.”

Kesin, fakat saygılı bir tavırla Çariçe ile babasını bırakmak istemeyen Maria’yı ikinci arabaya götürdü, sonra tekrar Çar’ın yanına geldi. Son arabaya Doktor Botkin’le dört kişi iyi kötü sığıştılar. Çar’ın öteki kızları yaşlı gözlerle pencereden bu manzarayı seyrediyorlardı. Birisi emir verdi. Kamçılar şakladı. Arabalar yola koyuldu.

Bindikleri tren nihayet 2 Mayıs günü Ekaterinenburg’a vardı. İlk olarak İmparator vagondan indi. Üstünde hâki bir kaput, başında subay kasketi vardı. İmparatoriçe ve kızı koyu renk mantolar giymişlerdi. Gardan sessizce çıktılar. Dışarıda otomobiller bekliyordu. Bunlardan birinin şoförü, dahili harp esnasında mahkumları temizlemek için kurulan seyyar ‘kurşuna dizme birliği’ komutanı Parfen Titof Samokarof idi. Çar, Çariçe ve kızları onun otomobiline bindiler. Tam hareket edileceği sırada, Çar etrafına baktı: Halk Komiseri Yakorlef sırra kadem basmıştı.

SON MERHALE …

Otomobiller Voznesenski sokağının köşesinde durdular. Tahta perdenin ötesinde damı yuvarlakça, kendi beyaz, tuhaf bir bina görünüyordu …

Çar sordu:

– “Burası neresi?”

– “İpatief’in evi…”

Komiser Goloçkin, kapıya dikilmiş, bekliyordu:

  • “Romanov yoldaş içeri girebilirsiniz…”

Bu sözler öyle bir eda ile söylenmişti ki, İmparatoriçe gayriihtiyari artık sadece kocası olan adamın elini sıktı.

Çar’ın girdiği oda bomboştu. İçeride bina komutanı, çilingir Avediyef vardı. İlk söz olarak:

– “Evvela üstlerinizi arayacağız.” dedi.

Didkowski isimli birinin yönettiği askerler Çar’ın, Çariçe’nin ve Grandüşes Maria’nın her tarafını aradılar. İçlerinden biri Çariçe’nin çantasını alarak muayene etti… Arama işi nihayet bulunca tutuklular, muhafızların işgal ettiği zemin katından geçerek ikinci kata çıktılar.

Ekaterinenburg komünist merkezini de yöneten Goloçkin, 42 yaşlarında, zayıf, kısa boylu, üç köşe simâlı, sivri çeneli ve geniş alınlı bir adamdı. Küçük, siyah, bazen yanan, bazen da uzaklara dalan gözleriyle, Goloçkin, profesyonel ihtilalci tipinin mükemmel bir örneğiydi. Ne iş yaptığını kimse bilmezdi. İhtilal’in patlak vermesi üzerine idamdan kurtulan bu adam, kendi arkadaşlarının kanaatince, zalim, sadist ve cellat ruhlu idi. Böyle bir adamın muhafazasına verilen İmparator’un kapatıldığı binada ne fena muamelelere maruz kaldığı artık kolayca tahmin edilebilir.

İşlerine bakan uşak buradaki hayatı şöyle anlatmıştır:

“İmparator’un emri üzerine hepimiz aynı sofrada yemek yiyorduk. Bazen, yedi kişiye beş kaşık düşüyordu; bahçeye günde bir defa, o da 15-20 dakika çıkmak müsaadesi vardı. Tabii etraf nöbetçi doluydu. Bu askerler gayet laubali hareket ederler, ağızlarında sigara dolaşırlar ve küfürsüz konuşmazlardı.”

DİğER HANEDAN ÜYELERİ DE GETİRİLİYOR

Öte yandan Tobolsk’takilere yapılan muamele de sertleşmiş, İmparator’un doğum günü olan 19 Mayısta dini merasime bile müsaade edilmemişti. Bir gün bir haber yayıldı: “Yarın hareket ediliyor!”

Hakikaten ertesi günü Tobolsk’takiler bir gemjye bindirildiler. Hasta veliahtla meşgul olan gemici Nagorni, çocuğu kucağına alarak vapura soktu. Onu Olga, Anastasya, Tatyana takip ediyordu.

Yandan çarklı vapur saat beşe doğru hareket etti; 22 Mayısta Tümen’e vardı; orada özel bir tren istim üstünde bekliyordu. Gelenler binince tren hareket etti ve ertesi günü sabahleyin, Ekaterinburg’dan az evvel durdu. Yağmur altında inilerek Çar’ın bulunduğu binaya gidildi.

İmparatoriçe, çocuklar geldikten sonra hayatın o kadar çetin olmayacağını sanmıştı. Ümitleri boşa çıktı. Muhafızlar çocuklar geldikten sonra işi büsbütün azıttılar: Ellerine ne geçerse çalıyorlardı. Altın, para, mücevherat, çamaşır, pabuç, bir şey bırakmıyorlardı. Halk komiserleri Çar’ın kızlarına gece yarılarına kadar piyano çaldırıyorlar, izinsiz helaya bile bırakmıyorlardı.

Çar gündüzleri ya kitap okuyor, yahut artık hiç yürüyemeyen oğlunu araba ile gezdiriyordu. Çariçe ve kızları dikiş dikiyor, akşamları da ilahiler söylüyorlardı. İlahiler başlayınca aşağıdan sarhoş muhafızların söyledikleri rezil şarkılar duyuluyordu.

Temmuz ayı başlarında birden şartlar tamamen değişti. Bir gece teftişe çıkan Goloçkin, bütün muhafızları körkütük sarhoş yakalayınca oradan uzaklaştırdı. Ertesi gün onun yerini hain bakışlı, kara sakallı, Yakob Yurovski isimli bir saatçi aldı. Kırk yaşlarında görünen Yurovski inatçı, haris, berbat bir adamdı. Okuyup yazması bile olmayan Yurovski, zengin bir Yahudi ailesinin kızını almıştı. Karısının parasıyla bir saatçi dükkanı açmış, sonra da kadının din değiştirdiğini bahane ederek boşanmıştı. Goloçkin’le birlikte mahalli Çeka ( gizli polis) işlerini yönetiyordu.

ÖLÜM SAATİ

16 Temmuz 1918 günü Yurovski, akşam saat 19’a doğru yardımcısı Medviedef’i çağırarak:

– “Nöbetçilerin tabancalarını topla.” diye emretti.

Bunlarda Nagant tipi 1 2 tabanca vardı. Medviedef hepsini getirip komiserin masasına bıraktı.

Yurovski:

– “Tamam, bunlara ihtiyacımız olacak.”

Medviedef’in bir şey söylemediğini görünce de şunları ilave etti:

– “Bu gece hepsini yere sereceğiz. Nöbetçilere haber ver: Silah sesi duyarlarsa telaşlanmasınlar …”

Gece başlamış, Çar ailesi erkenden yatmıştı. Saat 24’te Yurovski salondan ve kızların odasından geçerek İmparator’un kapısını vurdu ve cevap beklemeden içeri girerek ışığı yaktı. Çar telaşla:

– “Ne var, ne oluyor?” diye sordu.

– “Romanov yoldaş, kalkınız. Bu gece karışıklık çıkmasından korkuyoruz. Belki de eve hücum ederler. Hemen aşağı inin.”

– “Pekala …”

İmparatorla birlikte ötekiler de uyandılar. Bir saat sonra giyinmiş, hazırlanmışlardı. Çar’ın kucağında oğlu vardı. Yurovski koridordaydı:

– “Hazır mısınız?”

Çar başıyla ‘evet’ dedi ve önde Yurovski olduğu halde bütün grup ilk günleri odaya alındı. Yurovski tekrar dışarı çıktı: Koridorda on bir kişi vardı. Hepsine bir tabanca verdi, birini de kendine sakladı. Paltosunun altında bir tabanca daha vardı. Hep birlikte İmparator ve ailesinin bulunduğu odanın önüne geldiler. Yurovski içeriyi dinledi:

Çıt yoktu. İki saniye bekledi ve birden kapıyı ardına kadar açtı. On bir adamı arkasında yer almış, fakat tabancalarını henüz çekmemişlerdi. Yurovski ilerledi, cebinden bir kâğıt çıkardı ve okuyormuş gibi yaparak şunları söyledi: “Nikola Aleksandroviç, taraftarlarınız sizi kaçırmaya teşebbüs ediyorlar. Hepinizi kurşuna dizmek zorundayız.”

Çar anlamamış gibi bağırdı:

– “Ne diyorsunuz?.”

Çariçe haç çıkarıyordu. O zaman Yurovski tabancasını çekerek Çarı bir kurşunda cansız yere serdi. Artık ortalık mezbahaya dönmüştü; tabancalar durmadan patlıyordu. Her şey çabucak olup bitti, kimse en ufak bir müdafaada bile bulunmamıştı.

Yerde yatan on bir cesede rağmen katiller hala doymamışlardı, hırslarını almak için cesetlere dipçik indiriyorlardı. Yerler kan içinde kalmıştı. Yurovski’nin muhafızları birer yırtıcı hayvan kesilmişlerdi. Bağırıyorlar, nara atıyorlar, ölüleri tekrar öldürüyorlardı. Lakin işin garip, garip olduğu kadar acı bir tarafı vardı. Hasta veliaht bir türlü ölmek bilmiyordu, durmadan inliyordu.

Medviedef, sahnenin bu kısmını bilahara şöyle anlattı: “Yurovski çocuğa iki, üç kurşun daha sıktı ve nihayet iniltiler durdu. Artık dışarı çıktım. İçim bulanıyordu …”

Bu iş bittikten sonra cesetleri yatak çarşaflarına koyarak otomobile attılar. Sonra Dört Karele, madeni denilen yere hareket edildi.

ÖLÜ SOYGUNU

Orada cesetleri soydular. Kızların çamaşırlarından bir hayli mücevherat çıktı. Bütün bu işleri, yanında iki halk komiseri olan Yurovski -idare ediyordu. Soygun bittikten sonra cesetler parçalandı ve hemen oracıkta yakılan muazzam bir ateşin ortasına atıldı. Ateşin tesirini artırmak için de tenekelerle benzin sarf edildi. Ateşte yanmayan kısımlar asit sülfürikle eritildi, yok edildi…

Temmuzun 20’sinde korkunç katliamdan eser dahi kalmamıştı. Cellatlar işlerini tam zamanında bitirmişlerdi. Filhakika Amiral Kolçak’ın “Beyaz Rus” ordusu ertesi günü Tümen’i aldı ve ayın 25’inde de Ekaterinenburg’u kurtarmaya muvaffak oldu …

1919 başlarında Dört-Kardeş madeninde yapılan araştırmalarda Çariçe’nin bileziğinde bulunan küçük bir gümüş bayrak, Çar’ın kemer tokası, Doktor Botkin’in takma dişleri ve daha birçok eşya ele geçti. Tamamı 65 parçadan ibaret olan bu eşyadan her biri, katiller aleyhinde birer delil mahiyetinde idi.

18 temmuz günü Kremlin’de bir kanun tasarısı görüşüldüğü sırada Sverdlof içeri gererek Lenin’in kulağına bir şeyler fısıldadı. Bunun üzerine Lenin:

– “Sverdlof yoldaşın sizlere vereceği bir haber var” dedi.

O zaman, Sverdlof şunları söyledi:

– «Ekaterinenburg komünist partisi şubesinin bir kararı gereğince, Çekoslovak lejyonuna mensup asilerin şehre yaklaştıkları sırada kaçmaya teşebbüs eden İkinci Nikola, kurşuna dizilmiştir. Merkez komitesi başkanlığı bu kararı tasvip etmektedir.>

Lenin de ilave etti:

– “Şimdi, görüşmekte olduğumuz tasarıya gelelim…”

Görüldüğü gibi raporda Çar ailesinin diğer mensuplarından bahis yoktu. Hatta Nikola’nın ölümünü bildiren 19 Temmuz tarihli İzvestia gazetesi, Çariçe ve veliahdın “emin bir mahalle” nakledildiklerini yazmaktan bile çekinmemişti.

Etiketler
Başa dön tuşu