1. Ana Sayfa
  2. Osmanlı Devleti

Hurşit Paşa’nın Saray Hatıraları

Hurşit Paşa’nın Saray Hatıraları
+ -

Hurşid Paşa; Padişah başyaverliği vazifeme başladığım zaman, son derece iyi niyet sahibiydim. Saray’da vazifeli herkese karşı iyi muamelede bulunmaya dikkat ediyordum. Fakat az sonra anladım ki, bu hareketim, Saray’da esmekte olan havaya uygun düşmüyor. Mabeyindeki memurların en başta gelenleri olan Başkatip ile Başmabeyinci kendilerine göre ayrı yollar tutmuşlardı. İkisi de, diğer mabeyin erkanını kendi taraflarına çekmek ve nüfuz kazanmak istiyorlardı. Fakat ben bu havaya kapılmamaya çok dikkat ettim.

Saray masrafları ve Saray için satın alınacak, şeyler hususunda en fazla Başkatip Halit Ziya Bey’le Esvabçıbaşı Sabit Bey’in sözleri geçiyordu. Her şey müphem ve belirsizdi. Bir gün Halit Ziya Bey bana, padişahın Başmabeynci Lütfi Simavi Beye çok kızdığını ve bu halin Lütfi Bey için iyi netice vermeyeceğini ben sormadan söyledi. Halbuki padişahın kızmasının sebebini sorduğumda, bunu söylemek istemedi.

Saray Nizamı İçin Bir Teşebbüs

Başyaverliğe başladığım zaman Saray ve Hazine-i Hassa teşkilatını karmakarışık buldum. Eski nizam bozulmuştu. Hangi memurun hangi mevzuda salahiyeti olduğu veya olmadığı belli değildi. Bu yüzden Hazine-i Hassa çok zarara uğruyordu. Saray memurları da ekseriyetle kıymetli adamlar değillerdi, vazifelerini layıkıyla yapamıyorlardı. Bütün bunları düşünerek, Saray teşkilatının bir nizamnameye bağlanmasını ve herkesin salahiyetinin yazılı bir şekilde tespit edilmesini istedim.

Zat-ı Şahane, bu mevzuu görüşmek üzere, Başkatip, Başmabeynci ve Seryaver’den müteşekkil bir komisyonun çalışmaya başlamasına müsaade etti. Ben bu komisyonu kâfi görmedim. Hazine-i Hassa Nazırı (sonra müdürü), lstabl-ı Amire (Saray ahırları) Müdürü, Mabeyn Müdürü ile Mabeyn katiplerinden ve yaverlerden birkaçının da komisyona dahil edilmesini ileri sürdüm.

Başkatip Halit Ziya Bey, ilk komisyon için üç kişinin kâfi olduğunu söyledi. İcap ederse Mabeynin diğer yüksek memurlarından malumat alabileceğimizi ilave etti. Bu suretle Meşrutiyet’ten sonraki Saray teşkilatında Mabeynin en yüksek memurları olan üç şahıs, Başkatip Halit Ziya Bey, Başmabeynci Lütfi Simavi Bey ve ben toplandık. Bir katiple bir yaver de, müzakerelerimizi zaptedecekti. Komisyona hepimizden yaşlı ve yüksek rütbeli[1] olması hasebiyle Lütfi Simavi Bey riyaset edecekti. Benim üçüncü şahıs olacağım, Halid Ziya Bey’in ifadesinden anlaşılıyordu. Ben buna itiraz ettim ve protokolün Babıali’den veya Harbiye Nezareti’nden yeniden tanzimini ortaya attım.[2]

Komisyona katip sıfatıyla katılan padişah yaverlerinden erkan-ı harp kolağası[3] Sadullah Bey, kendisine rey hakkı tanımayan Halid Ziya Bey’le münakaşa etti. Ben de Sadullah Bey’in tarafını tuttum. Bunun üzerine Başkatip ile Başmabeynci bir daha komisyonu toplamadılar. Bu iş böylece kaldı. Yoksa komisyonun dağılması için bir irade-i seniye çıkmış değildi.

Düşüncelerim

Saray’daki intibalarımı yukarıda kısaca anlattım. Bu ilk intibalardan husule gelen düşüncelerimi burada kaydetmek istiyorum. Saray’a girdiğim andan itibaren anladım ki, Başkatip, askerlikten gelen Saray memurlarını ve yaverleri çekememektedir. Onları ilk fırsatta bertaraf etmek, salahiyetlerini kısmak arzusundadır. Daha Saray’a geldiğim ilk gün bana, Başkatip ile Başmabeynciden başka hiçbir Saray memurunun saltanat kapısından girip çıkamayacağı tebliğ edildi… Bende, sair memurlar ve zabitler gibi, koltuk kapılarından girip çıkıyordum. Ancak bunu hazmetmiş değildim. Aslında saltanat kapısı, Zat-ı Şahane’ye mahsus olmak lâzım gelir. Başkatip ile Başmabeynci’nin de bu kapıdan işlemeye hakları yoktur. Saray protokolünün incelikleri de, Meşrutiyet devri için lüzumsuzdu, hatta fikrimce Meşrutiyet’e mugayirdi. Her şey Başkatip ile Başmabeynci’nin keyfine bırakılmıştı. Diğer Saray memurları onların emrindeydi. Ben 56 yaşında bulunuyordum ve feriklik rütbesine kadar yükselmiştim. Şundan bundan emir almamın doğru olmayacağı kanaatindeydim. Bu kanaatimde samimi idim. Şahsı bir gayem yoktu.

Memuriyetimin başında Zat-, Şahane’den iltifat gördüm. Bu iltifat zamanla eksildi, belki yok oldu. Bu, kendiliğinden olan bir şey değildi. Zat-ı Şahane’ye bu suretle fikir veriliyordu. Fakat ben, aynı şekilde hareket etmeyi münasip görmedim. Yoksa ben de muarızlarımın aleyhine konuşabilirdim. Halit Ziya Bey’in ve Hazine-i Hassa nazırı Nuri Bey’in davranışlarını tasvip edemezdim. Lütfi Simavi Bey, bunlar derecesinde tahakküm sevdasında değildi. Fakat onun da garip davranışları vardı. Halit Ziya Bey, mabeyn başkatipliği mevkiini, Il. Abdülhamid devrindeki nüfuzuna kavuşturmak emelindeydi diyebilirim. Sabık Hakan devrinde Mabeyn Başkatibi olan ve vezir rütbesinde bulunan Paşa, nazırlara bile tahakküm ederdi. Nuri Bey’in yerine Hazıne-i Hassa’nın başına Feyzi Bey getirilince, salahiyetlerinin bir kısmı, Başmabeynci’ye geçti. Ancak Lütfi Simavi Bey, Fevzi Bey’in sunduğu evrakın ve masrafların ne olduğunu bilmeyerek imzasını atıyordu. Feyzi Bey, daha çok Halit Ziya Bey’in tesirindeydi.

Bütün bu düşüncelerin neticesi olarak, Saray’daki intibalarımı bir rapor halinde Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa’ya yazdım. Bu raporun bir nüshasını da Harbiye nazırı Mahmut Şevket Paşa’ya gönderdim:

“Şevketliı. V. Sultan Mehmed Reşad Han Hazretleri’nin tahta geçmesi üzerine Saray teşkilatı hükümet tarafından yeniden ele alınmıştır. Fakat Başkatip, Başmabeynci, Hazine-i Hassa Nazırı, Seryaver, İstabl-ı Amire Müdürü gibi en yüksek Mabeyn erkanının salahiyetleri tesbit edilmemiş ve bu memurların her biri, eskiden olduğu gibi, birbiriyle teşrik-i mesai etmeksizin kendi başlarına harekete başlamışlardır.

Aynı kargaşalık, şehzade ve sultanlar hazretlerinin dairelerinde de görülmektedir. Binaenaleyn Mabeyn-i Hümayun gibi, saray-ı hümayûnların, şehzade ve sultan saraylarının veya dairelerinin teşkilatı da esaslı surette ele alınmak icap eder. Bu teşkilatın yazılı bir nizamnameye bağlanmasında da zaruret vardır. Ben, bu nizamname için aşağıdaki tekliflerde bulunmaya cesaret ediyorum:

  1. Bütün Mabeyn memurlarının, mesul bir mercie tabi kılınması,
  2. Bütün Saray teşkilatı kadrosunun tamamlanması ve eksik memuriyetlere derhal tayinler yapılması,
  3. Bazı kadrolarda şişkinlik varsa, memurların çıkarılması,
  4. Kadro dışında ve maaşsız memurların Saray hizmetinde kullanılmaması,
  5. Bütan memurların maaşlarının ve derecelerinin bir defterde tesbiti,
  6. Az maaşlı çok memur yerine, kâfi maaşlı 112, fakat muktedir memur kullanmak prensibinin kabulü,
  7. Halen çalışan memurlardan ehli olmayanlarının başka hizmetlere nakli,
  8. Mabeyn memurlarının salahiyetleri için bir nizamname yapılması,
  9. Şehzadelerin orta tahsilden sonra, belirli bir yüksek tahsil yapmaları ve terbiyeleri için bir merciin tayini,
  10. Padişah sarayları gibi, şehzade ve sultan daire ve saraylarının[4] da bir nizama bağlanması,
  11. Yeniden bir protokol sistemine gidilmesi ve buna göre merasim elbiselerinin tayin edilmesi.

Eskiden beri sürüp giden, fakat devrimize uymayan bazı nizamların değiştirilmesi lüzumu, tabii bir şeydir. Ben, seryaver sıfatıyla bir sene kadar devam eden memuriyetim sırasında, hâsıl ettiğim tecrübelere dayanarak, bu muhtırayı takdim ediyorum. Bir nüsha da, malumat kabilinden Harbiye Nezareti’ne gönderilmiştir. İktizay-ı halin ifasına inayet buyurulması babında emr-u irade, Hazret-i menlehülemrindir.

13 Mayıs 326

Ser-yaver-i Hazret-i Padişâhî

Ferik

Hurşid

Bir müddet sonra Sadrazam Hakkı Paşa’yı gördüm. Takdim ettiğim muhtıra hakkında mütalâasını sordum:

– “Muhtıranızın içindekiler güzel şeyler, fakat bilmem ne yapabiliriz?” dedi.

Bu mütalâa üzerine Sadrazam’ın bir şey yapmak niyetinde olmadığını anladım ve bir daha kendisiyle bu hususta görüşmedim.

[1] Lütfi Bey’in rütbesi “bala” idi ki, askerlikteki birinci ferik ( =orgeneral) rütbesine eşitti. Hurşid Paşa, ferik (korgeneral) idi.

[2] Başyaver, protokolde Başkatip ve Başmabeyinciden sonra gelir. Bu asırlık nizamı Hurşid Paşa, kendi lehine bozmak istediği gibi hiç alakası olmayan makamları da Saray teşkilatına müdahale ettirmek niyetindedir. Meşrutiyette eski geniş Saray teşkilatı tamamen ilga edilmişti. Birçok kargaşalık olmuştu. Fakat her şeye yeni bir düzen vermek merakında olan Hurşid Paşa, hemen her meseleye karışmak istiyor, kendisini, hükümet tarafından Saray teşkilatını, hatta Hanedanı ıslah etmeye memur bir adam sayıyordu. Bu davranış Paşanın hatıralarında açıkça belli olmaktadır. Bu yüzden Saraydan iyi intibalar edinememiş olarak ayrılmasını tabii karşılamak lazımdır. Bir Mabeyn Başkatibi’nin, Seryaver’ın sözüyle hareket etmesini beklemek, görülüp işitilmiş şeylerden değildi (H. T. Mecmuası).

[3] Kurmay kıdemli yüzbaşı

[4] Bazı Şehzade ve Sultanlar (İmparator, Prens ve Prensesleri) Padişahla beraber veya Padişaha ait saraylardan birinde oturdukları halde, bazılarının müstakil sarayları vardı. Böyle müstakil sarayları olmayanların oturdukları yere “daire” denirdi