Çok uzun zamandır kimlikleri, kökenleri hakkında birçok şey söylenen ve sonunda bugün, Asya Hunları’nın (Hiugn-nu) devamı oldukları kesinleşen Avrupa Hunları, 350 yıllarında Hazar Denizi – Aral Gölü arasındaki Alanların ülkesini zapt ettiler. Daha sonra 374 yılında İdil Nehri kıyılarında göründüler ve batıya doğru akınlara başladılar. Bu akınlar Avrupa’nın büyük bir çoğunluğunu ve Hun ülkesinin sahibi Türklerin hayatını ve gelecek nesillerin hayatını değiştirecekti.

Tarihi, özellikle de siyasi anlamda önemsemek, sadece liderler aracılığıyla incelemek her zaman moda olmuştur. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Uzmanlaşmak istediği konu hakkında araştırma yapan bir tarihçi, incelediği milletin iyi veya kötü özelliklerini ortaya çıkarmaya çalışırken, “karizmatik lider, güçlü devlet yapısı, yenilikçi bir komutan” gibi romantik ifadeleri önemseyip sosyal ve kültürel olguları düşünmez, o döneminin insanının düşüncelerini hissedemez ise araştırma yaptığı milleti ve çalışmasını değersizleştirebilir. Gerçek bir tarih bilinci oluşmadığı takdirde insanlar, milletlerin kültürel tarihini, sosyal ve ekonomik tarihini önemsemeyecek ve tarih, asıl görevi olan “ders vermek” misyonunu kaybedecek. O yüzden Priskos’un yazdığı, sosyal ve kültürel bilgilere sıkça rastladığımız bu kitap, 5. yy Avrupa Türk ve özellikle Attila devri Hun siyasi, kültür tarihinin gözdesi ve ana kaynağı durumundadır.

Priskos Doğu Trakya’daki Panion’da doğdu. Kendisi oldukça iyi bir hatip ve sofist idi. Priskos imparatorluk memuru olan Maximinus’la kurduğu dostluk sayesinde, 448 yılında İmparator II. Theodosius (408-450) tarafından Avrupa Hun Hükümdarı Attila’ya gönderilen Maximinus başkanlığındaki elçilik heyetinde diplomat olarak görev aldı. Attila, Bizans İmparatoru’na mültecileri iade etmemesi ve kendisine karşı hazırladığı suikast planını öğrenmesi nedeniyle kızgındı. O yüzden Maximinus’un heyetini huzuruna kabul etmedi. Sonrasında iyi bir hatip olan Priskos devreye girip Attila’yı görüşmeye ikna etti ve bu şekilde Maximinus Attila ile görüşebildi.

Priskos iyi bir hatip, sofist ve önemli bir tarihçi olsa da tam anlamıyla ön yargılarını bırakamamıştı. Attila’nın sarayına gidip oradaki hayatı bir anlamda hayranlıkla anlattığı halde, Hunlar’ı sık sık “Barbar, İskit” şeklinde ifade ediyordu. Bu da onun eski “Grek ağzı”ndan kurtulamadığının göstergesi niteliğindedir.

Tercümesi verilen Priskos’un bu eseri, Avrupa Hunları’nın siyasi tarih ve kültürleri bakımından oldukça önemli hususlar içeriyor. Maalesef eserin tamamının günümüze ulaşamaması çoğu olayın yarım ve birbirleriyle irtibatsız halde kalmasına neden olmuştur. Buna rağmen siyasi olaylara ara verip biraz da sosyal hayatı incelemek isteyenler için kesinlikle tercih edilebilir bir eser.

FURKAN ALPASLAN