Kim bu Tapınak Şövalyeleri? Selahaddin Eyyûbi Tapınakçıları niçin affetmedi? Papalık neden yasaklayıp cezalandırdı? Yeraltına inen Tapınakçılar nasıl Mason oldu?
İsmail Çolak’ın yazısı
Gizemli Tarikat: Tapınak Şövalyeleri
Norveç’in başkenti Oslo yakınındaki bir adada, Avrupa’yı ve Hıristiyanlığı, Müslümanların hâkimiyetinden kurtarma, İslamiyet’in yayılışını engelleme ve bu büyük tehlikeye dikkat çekmek adına 22 Temmuz 2011 tarihinde 93 kişiyi katleden Anders Behring Breivik’in kendisini bir “Tapınak Şövalyeci” (internet sitesinde birçok yazılı ve görsel materyale yer vermiş ve onlara özendiğini açıklamış) olarak nitelendirmesi dikkatlerden kaçmadı.
İnternet sitesinde “İsa’nın ve Süleyman Mabedi’nin Şövalyeleri” imzasıyla yayımladığı 1.518 sayfalık manifestosunda, “Şiddet değişimin anasıdır” sloganını benimseyen Breivik, Tapınak Şövalyelerinin uyguladıkları teşkilat yapısı ve yöntemlere başvurularak “silahlı mücadele”nin başlatılması, her ülkede küçük silahlı birliklerin oluşturulması ve Müslümanların Avrupa’dan tehcir edilmesi gerektiğini teklif ediyor. “Adaletsever Şövalyelerin Komutanı” olarak yaptığı eylemle kendisinin de bu “kutsal savaşın” önünü açtığını ifade ediyor.
Koyu bir “Tapınak Şövalyeci” Haçlı sıfatıyla, insanlık tarihini bir “Müslüman-Hıristiyan çatışması” olarak yorumlayan Breivik, Haçlı seferlerini, Hıristiyan âlemini fethetme ihtirasına karşı bir “nefs-i müdafaa” olarak gördüğünü açıklıyor.
Kim bu Tapınak Şövalyeleri?
Tapınak Şövalyelerinin (Knights Templar), Hugues de Payens isimli soylu bir şövalye ve sekiz arkadaşı tarafından, kutsal topraklara giden Hıristiyan hacıları korumak amacıyla, Haçlı seferleri sırasında 12. yüzyılın ilk çeyreğinde (1118-1119), Kudüs Kralı ve Kudüs Patriği’nin onayıyla Kudüs’te kurulduğu rivayet edilmekte.
Hıristiyanlık uğruna savaşmaya ant içmiş bir Haçlı tarikatı olan Tapınak Şövalyeleri’nin esas ismi, “İsa’nın ve Süleyman Tapınağı’nın Yoksul Şövalyeleri”dir. Kudüs Kralı II. Baldwin tarafından Mescid-i Aksa’ya yerleştirildiklerinden dolayı “Tapınak Şövalyeleri” ismiyle anıldılar. Selahaddin Eyyubi’nin, Hıttin Savaşı ile Kudüs’ü yeniden fethetmesine kadar 70 yıl boyunca “Tapınak Tepesi”, Tapınak Şövalyelerinin merkezi oldu.
Devrinin en korkulu ve esrarengiz haçlı grubu olan Tapınak Şövalyeleri, Hıristiyanlığın ve Haçlı Seferlerinin önemli sembollerinden birisi haline geldi ve sayısı kısa sürede hızla arttı.
Şövalyeler, kutsal topraklara giden hacılara ve din adamlarına yol boyunca eşlik ettiler, saldırılara karşı koruyup güvenliklerini sağlamak için, Kudüs ve Anadolu’da, Akdeniz kıyılarında kaleler inşa ettiler.
Albert Pike (1809-1891), Tapınak Şövalyeleri’nin bu “misyonlarının” kılıftan ibaret olduğunu, “samimi dindar şövalyeler olmadıklarını”, gerçek amaçlarının zenginlik ve güç elde etmek olduğunu ifade ediyor.
Bankerlik ve ticaretle de uğraşan Tapınak Şövalyeleri zaman içerisinde daha da zenginleştiler. Tarikatın gizemli havası ve mistik öğretileri, pek çok Avrupalı asilin ilgisini çekip sempatisini kazandı. Kutsal topraklardan Avrupa’ya kadar her yerde şövalyelerin efsaneleşmesine yol açtı.
Tarikatın varlığının 1129’da Katolik Kilisesi (Papalık) tarafından resmen kabul edilmesi, 1139’da başarılarından dolayı Papa II. Innocent’in tam bağımsızlık hakkı tanıması, krallar ve soyluların toprak ve toprak kirası alma ayrıcalığı vermeleri haddinden fazla güçlenmelerine sebep oldu.
En güçlü dönemlerinde askerî varlıkları 20 bini bulan bu savaşçı keşişler, sahip oldukları silahlı gücün ötesinde, ülkelerin ve imparatorlukların geleceğini belirleyecek ölçüde caydırıcı bir güce eriştiler. Öylesine zenginleşip güçlendiler ki, Avrupalı kralları, borç para bulmak umuduyla kendilerinin kapısını çalmak, yüksek faizlerle büyük borçlar altına girmek zorunda bıraktılar. Sonuçta bu da kendilerine, krallar üzerinde söz sahibi olma ve onları yönlendirme imkânı sundu.
Selahaddin Eyyûbi Tapınakçıları affetmedi!
Diğer taraftan Tapınak Şövalyeleri o döneme kadar Müslümanlara ve İslam topraklarına karşı yürütülen Haçlı saldırılarının ve katliamlarının da baş sorumlularından kabul edildiler.
Bu yüzden, Selahaddin Eyyübi 1187’deki Hıttin Zaferi’nden sonra, Hıristiyanların büyük bir bölümünü bağışlamasına rağmen, Tapınakçıları affetmedi. İşledikleri katliamlardan ötürü onları idamla cezalandırdı.
Hıttin’den sonra Kudüs’teki merkezlerini kaybetmelerine ve pek çok kayıp vermelerine rağmen Tapınakçılar yine de varlıklarını korudular; Kıbrıs Adası’na mevzilendiler.
Filistin’de yaşanan bu olumsuz gelişmelere rağmen Avrupa’daki güçlerini artıran Tapınak Şövalyeleri, başta Fransa olmak üzere pek çok ülkede “devlet içinde devlet” konumuna geldiler. 1291’de kutsal topraklardaki Hıristiyan varlığının sona ermesiyle Tapınakçılar, Avrupa’ya dönmek zorunda kaldılar. Başta Fransa olmak üzere çeşitli ülkelere yerleştiler.
Papalık yasaklıyor ve cezalandırıyor
Haçlı seferlerinin hezimetle sonuçlanması üzerine misyonları bitmesi gerekirken, onlar aksine siyasi güçlerini, servet ve üyelerini artırmaya devam ettiler. Bir müddet sonra Papalık ve Fransa Kralı IV. Philippe, Tapınakçıların, giriştikleri politik oyunlar ve karanlık amaçlarla kontrol edilemez bir kuvvete erişmelerinden tedirginlik duydu ve güçlerinin azaltılması gerektiğine karar verdi.
Bu cümleden olarak 1307’de Papa V. Clement’in emriyle bazı şövalyeler geri çağrıldı. Dinden sapma, eşcinsellik, şeytana tapma ve büyücülükle suçlanarak işkence edilmek ve yakılmak suretiyle öldürüldüler. 1314’de Tapınak Şövalyelerinin büyük üstadı Jacques de Molay ve 34 üyesi, Paris’te kazığa çakılarak yakıldı.
Sonuçta, 1312’de toplanan Viyana Konsülü’nün kararıyla Tapınakçılık tüm Avrupa’da yasaklandı. Yakalanan üyeleri cezalandırıldı. Papa V. Clement’in 22 Mart 1312’de yayınladığı fermanla tarikat dağıtıldı. En azından kâğıt üzerinde resmi olarak silindiği onaylandı.
Yeraltına inen Tapınakçılar
Daha sonraki yüzyıllarda farklı örgütler adı altında, yeraltına inerek Avrupa’da (sadece Fransa’da 9 bin temsilcilikleri vardı ve çeşitli ülkelere yayılmış binlerce şato ve merkezleri bulunuyordu) varlıklarını devam ettirdiler. Bunların en önemlisi “Rose Croix” (Gül Haç) örgütüdür.
Tapınakçılığın, İlüminati ve masonluk gibi örgütler aracılığıyla sürdürüldüğü ve hatta masonluğun etkisiyle gelişen Fransız Devrimi ve Amerika’nın bağımsızlığı gibi topyekûn Batı’nın siyasi geleceğini belirleyen pek çok mühim hadisenin bunun bir sonucu olduğu kimi yazarlar ve savunulmaktadır.
Devam ediyor mu?
Tapınak Şövalyeleri’nin günümüzdeki tek amacının dünyayı yönetmek olduğunu ifade eden yazarlar hiç de az değil.
Mesela Harun Yahya’nın yer verdiği şu bilgi ve değerlendirmeler de bu noktada hayret verici:
“Yaygın kabule göre, tarikat varlığını yer altında sürdürmüş, Kilise’ye ve genel olarak ilahî dinlere karşı şiddetli bir aleyhtarlık geliştirerek yaşamış ve uzun vade içinde masonluk olarak bildiğimiz örgüte dönüşmüştür. Tapınak Şövalyeleri bugün de yaşamaktadırlar. Ancak “masonluk” ismi altında. Bugün masonluğun en üst derecelerine varanlar “Tapınağın Koruyucusu” gibi şövalye unvanları alırlar. Amerika’da halen Tapınak Şövalyeleri (Knight Templar) adıyla toplanan localar, masonlukla iç içedir. Masonluk ise, hem Tapınakçı geleneğin başlıca özelliği olan din aleyhtarlığını sürdürmekte, hem de kimi zaman illegal mafya yöntemlerini de kullanarak uluslararası bir çıkar örgütü olarak faaliyet göstermektedir. Bu illegal yöntemlerin P2 mason locası ve Karındeşen Jack cinayetleri gibi ilginç örnekleri bulunmaktadır.”
Konunun tarihi geçmişi ile alakalı teferruatlı bilgi için Nesil Yayınlarından çıkan “BİTMEYEN HESAPLAŞMA: Hilal ile Haç’ın Bin Yıllık Mücadelesi” isimli kitabımızı okuyabilirsiniz.
http://www.4442414.com/setler.php?id=22
http://www.nesilyayinlari.com/yazar_kitap.php?yid=342
Son yapılan aramalar:
- tapınak şövalyeleri
- kurtuluş savaşı ile ilgili röportajlar
- seyylarla gezinti
- teşkilat ve tapınak
- kurtuluş savaşından röportajlar
- kurtuluş savaşı hakkında ropörtaj
- kurtuluş savaşından biriyle röportaj
- www tarihname com
- tapınakçılar kimlerdir
- selahaddin eyyubi kitap 2011