Orduda içler acısı yargı tablosu. Orduda ve Yargıda Darbeci Kuşatma’nın zihin haritası: “Bir formül bulun, bu adam tutuklanacak.”
Ahmet Ay’ın haberi
Hatırladığınız üzere, bir dönem ülkemiz, “Cumhuriyet Mitingleri” adı verilen büyük çaplı gösterilere şahit olmuştu. Türkiye’nin her köşesine yayılan bu gösterileri birçok sivil (!) toplum kuruluşu finansal (hatta insan) kaynaklarını kullanarak organize etmişti.
Yazıları, Ergenekon sürecinde, şüpheli olma sıfatıyla tutuklu bulunan bu insanlar, bu sivil görünüşlerinin ardında antidemokratik planların parçaları oldukları iddiası ile bugün yargılanıyorlar. Onları destekleyen kalabalıklarsa, şaşkın. Cumhuriyet adına düzenledikleri (!) gösterilerde “Ordu Göreve!” pankartlarını neden açtıklarını, bu sivil (!) toplum kuruluşlarının yönetimlerinde neden emekli askerlerin çoğunlukta olduğunu sorgulamayan bu insanlar; şimdi de, bu yaşanılanların siyasi amaçlı olduğunu ve antidemokratik bir uygulama yaşandığını düşünerek mevcut siyasi kurumları suçluyorlar. Demokrasiyi töhmet altında bırakıyorlar. Sorumluluğu bu antidemokratik planların arkasındaki insanlara değil, iktidardaki yönetime atıyorlar.
Peki, Türkiye’de bir kısım insanın ve aydının dilinde nakarat olarak sürekli tekrar edilegelen “Ordu Göreve!” cümlesi ne kadar mantıklı ve haklıdır? Sıkıntılı sanılan durumlarda “Yetiş Komutanım!” tavırları takınmak ne kadar isabetlidir? Emekli Askerî Hakim Yusuf Çağlayan, Orduda ve Yargıda Darbeci Kuşatma isimli eserinde “içeriden birinin gözlemleriyle” bu konu hakkında çok ezber bozucu şeyler söylüyor. Özellikle “normal yargı” ile “askeri yargı” arasındaki farklılıklara öyle dikkat çekiyor ki; insan ister istemez; “Böyle bir emir komuta sisteminde nasıl adalet sağlanır?” sorusunu sormak zorunda kalıyor. İşte bu olaylardan birisini Yusuf Çağlayan’ın kaleminden takip ediyoruz:
“Bir gün savcılığımıza eli kelepçelenmiş ve daha üst rütbeli ast¬subay nezaretinde bir mevcutlu getirildi. Yargıda, suç dos¬yası ile birlikte sanığın da savcılığa sevk edilmesi ‘mevcut¬lu’ olarak tabir edilir. Mevcutlu astsubay ve muhafızı astsubay ne¬zaret odasında beklerken dosyayı incelediğimde, astsubayın disiplin tecavüzü niteliğinde ve askeri mahkemenin görev alanına girmeyen bir firar suçu işlediği, daha sonra ya¬sa¬da öngörülen kısa süre içinde kendiliğinden birliğine dö¬nüp ta¬bur komutanının odasına girerek komutana ‘Sela¬mün aley¬¬küm komutanım’ şeklinde selam verdiğine dair bir tutanak bulunuyordu.
Adli müşavir albay gelerek; ‘Komutan tutuklanmasını istiyor’ dedi. Ben de ‘Suç askeri mahkeme yetkisinde bir suç de¬ğil; disiplin suçu, mahkemelik bir durum yok’ dedim. Ancak albay ‘Komutan, astsubayın selam veriş biçimine takmış vaziyette’ dedi. Ben de ‘O zaman komutanın da tutuklama talep yetkisi var. Yazılı olarak talep etsin, ben de üzerine mütalaamı düşüp, dosyayı mahkemeye göndereyim’ dedim. Ancak bu durumu, adli müşavir, komutana teklif etmeyince kriz çıktı. Ben de ‘O zaman bu dosyaya ben bakmam. Dosyayı yardımcı savcı arkadaşa düşerim’ dedim ve düştüm.”
Devamında yaşanan gariplikleri ise böyle aktarıyor Yusuf Çağlayan:
“Ancak olaylar böylece sonlanmadı. Akşama doğru komutanın emir subayı odama gelerek; ‘Komutan seni çağırıyor’ dedi. Ben makamına gittiğimde bana kuşkulu kuşkulu bakışlar fırlatarak, ‘Yusuf, neler yapıyorsun, artık astsubaylar komutanlarının odasına dinî selam vererek giriyor, irticanın geldiği boyutları görüyorsun. Ama ne işlem yapılmış, ne de başka bir şey, adam serbest’ dedi. Ben de ‘Komutanım, konuyu araştırdık. Bu şahsın dinle, irtica ile bir ilgisi yok. Evvelden beri kendisini ordudan attırmak istiyor. Ordudan ihracın en kolay yolu da irtica anlamına gelecek tutum içine girmek olduğu için böyle davranıyor. Ayrıca, yardımcı savcı arkadaş tutuklama talebi ile kendisini mahkemeye de sevk etmiş, mahkeme tutuklamadı. Bunda da haklı. Çünkü eylemi bir disiplin suçu, askeri suç değil’ dedim. Ancak kendisi ikna olmadı ve ‘Hangi mahkeme tutuklamadı?’ gibi bir soru sordu. Ben de ‘Bizim mahkeme…’ dedim. ‘Tamam da mahkemedekiler kim?’ dedi. ‘Hakimler komutanım’ dedim.
Zile bastı ve gelen emir subayına ‘Hakimleri çağır gelsinler’ dedi. Ben ‘Komutanım, hakimlere böyle bir karar verdikleri için hesap sorulması uygun olmaz’ dedim. Kendisi; ‘Ben kendileri ile münasip bir şekilde konuşurum’ dedi. O arada kararı veren heyetteki iki hakim arkadaş geldiler. Daha kendilerini görür görmez komutan hakimlere bağırmaya baş¬ladı. Kıdemli olan hakim arkadaş; ‘Komutanım bizim, sizin tutuklama talebinizden haberimiz yoktu’ gibi sözler etmeye başlayınca, komutan daha da celallenerek; ‘Bir formül bulun, bu adam tutuklanacak’ dedi. Hakim de; ‘Kararımıza itiraz yetkiniz var, en yakın askeri mahkeme kararımızı inceler ve biz durumu bildirirsek yardımcı olurlar’ dedi. Gereği yapıldı. Astsubay tutuklandı. Kısa bir süre içinde de ihraç edildi.”
Görüldüğü gibi, en dokunulmaz kurum olması gereken yargının bile emir komuta zincirine bağlı olduğu bir sistem Türkiye’ye huzur getirmekten yoksundur. Adalet, emir komuta zincirine bağlanamayacak kadar önemli ve kutsaldır. Bu yapının göreve çağırıldığında sağlam bir argüman ve yönetim sergilemesi düşünülemez. Orduda ve Yargıda Darbeci Kuşatma kitabı, bu düşünceye sahip olan insanları, insaflı olmaya, mantıklı düşünmeye ve cumhuriyeti sadece sivillere teslim etmeye davet ediyor.
Emekli Askerî Hakim Yusuf Çağlayan’ın Orduda ve Yargıda Darbeci Kuşatma isimli kitabını 444 24 14′ten veya www.kitapokusak.com’dan alabilirsiniz.
Son yapılan aramalar:
- piri reis
- emir astsubayı
- piri reisin çocukluk dönemi
- pirireis çocukluğu
- piri reissin çocuklugu
- piri reis çoculuğu
- ismail çolak makaleleri
- piri reisçocukluğu
- piri reisin çocu kluğu
- piri reisin çocukluğu çocukluğu