<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarih Name</title>
	<atom:link href="http://www.tarihname.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tarihname.com</link>
	<description>Güncel Tarih yazıları</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Jul 2010 18:39:40 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kudüs, Osmanlı&#8217;dan Nasıl Kopartıldı?</title>
		<link>http://www.tarihname.com/kudus-osmanlidan-nasil-kopartildi</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/kudus-osmanlidan-nasil-kopartildi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jul 2010 18:39:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı'dan Nasıl Kopartıldı?]]></category>
		<category><![CDATA[tarihname]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[


 Yazar Mustafa Armağan son günlerde kamuoyunda tartışılan istihbarat  zaaflarının üç dinin kutsal kenti Kudüs&#8217;ü Osmanlı&#8217;dan nasıl koparttığını  anlattı.

Mustafa  ARMAĞAN&#8217;ın Yazısı
“İstihbarat,  savaş planının vazgeüilmez bir gereğidir” diyordu İngiliz istihbarat  subayı Walter Harold Gribbon. Muhtemelen İsrail’in ‘aziz’ ilan ettiği bu  İngiliz gizli servis uzmanı, aslında demek istiyor ki, ‘Biz Filistin’i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/07/kudus.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-93" title="kudus" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/07/kudus.jpg" alt="" width="224" height="205" /></a> Yazar Mustafa Armağan son günlerde kamuoyunda tartışılan istihbarat  zaaflarının üç dinin kutsal kenti Kudüs&#8217;ü Osmanlı&#8217;dan nasıl koparttığını  anlattı.</p>
<p><span id="more-92"></span></p>
<p><span><strong>Mustafa  ARMAĞAN&#8217;ın Yazısı</strong></span></p>
<p><span>“İstihbarat,  savaş planının vazgeüilmez bir gereğidir” diyordu İngiliz istihbarat  subayı Walter Harold Gribbon. Muhtemelen İsrail’in ‘aziz’ ilan ettiği bu  İngiliz gizli servis uzmanı, aslında demek istiyor ki, ‘Biz Filistin’i  Osmanlı’dan yalnız cephede savaşarak değil, aynı zamanda haber alma  sistemimizin marifetiyle kazanmıştık’. </span></p>
<p><span>Dağlıca’daki  komando taburumuza düzenlenen menfur saldırıdan sonra basında askerî  istihbaratın ‘uyuduğu’ yolunda çok sayıda yorum yapıldı. Bu yorumlara  göre bir avuü terüristin 2 bin askerin arasına dalarak 12’sini şehit  etmesi, 16’sını yaralaması, 8’ini de kaüırmasını kapsayan geniş boyutlu  bir eylemi istihbarat elemanları nasıl olup da atlamışlardı? Acaba  karşıdaki istihbarat elemanları tarafından aldatılmış olabilirler miydi? </span></p>
<p><span>Gelin,  bu mevzuların tartışmasını ‘sıcak’ küşelere emanet edelim ve konumuza  dünelim. </span></p>
<p><span>Kabul  edelim ki, İsrail tarihüiliği hakikaten ciddi adımlar atmakta. Osmanlı  hayırseverliğinin yapısını inceleyen Amy Singer, 16. yüzyıl Bursa’sının  toplumsal-ekonomik dokusunu araştıran Haim Gerber, 17. yüzyıl Kudüs’ünün  renkli hayatını güz ününe seren Dror Ze’evi ve Osmanlı’da külelik  kurumunu farklı bir bakışla ele alan Ehud Toledano ilk elde  hatırlayabildiklerim. Şimdilerde bu isimlere Yigal Sheffy de eklendi. </span></p>
<p><span>Kim  bu Yigal Sheffy? Elimde basılmış değerli bir doktora tezi var Tel Aviv  Üniversitesi öğretim üyelerinden Sheffy’nin. Adı “Filistin Seferinde  İngiliz Askeri İstihbarat Ürgütü (1914-1918)” (British Military  Intelligence in the Palestine Campaign). </span></p>
<p><span>Yazarın  derdinin sadece tarih olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Üünkü işin  teorisini de ünemsiyor. Uğraştığı konunun sadece olayları yan yana ve  art arda getirmekle üüzülemeyecek kadar girift olduğunun, bu yüzden de  teorik bir üerüeve olmadan içinden çıkılamayacağının bilincinde. Üyle  ya, teori olmadan başınızı taştan taşa çarpar durursunuz. Sonuüta ortaya  bir şeyler çıkar ama çıkan şey, şekilsiz bir bilgi yığınından ibaret  kalır. Oysa biliyoruz ki, bilim, yüntemli ve şekillendirilmiş bilgi  demektir. Şekil verilmemiş bilgi, tuğlaları üst üste dizerek bina  yapılabileceğini sanmaya benzer. </span></p>
<p><span>Kahramanlık,  ihtişam ve şans… Bunlar bir istihbarat servisinin üabasını açıklamaya  yetmez. Aynı zamanda bu servisin bir ‘kavramsal üatısı’ da olmalıdır  diyor yazar. Ne yapmak istiyor? Neyi ünemsiyor? Neyi engellemeye  çalışıyor? Ününe konulan yemlere nasıl kapılmayacak ve hedefine varmak  için hangi yolları kullanacaktır bir istihbarat elemanı? Bilgi dediğin  dağılmamalı; sistem içinde dolaşmalı ve bir üember oluşturmalıdır. </span></p>
<p><span>Sheffy,  80 yıl sonra nihayet aüılabilen İngiliz gizli belgelerine de eğiliyor  sabırla. Bir tarihüinin savaş tarihlerinin ‘büyük deliği’ dediği  istihbarat bilgilerindeki eksikliğin tarihleri de sakatladığını  düşünüyor. Haklı. Osmanlı tarihlerinde sık sık ‘şu kadar dil yakalandı’  tabirine rastlarız. Dil, ya casus yahut bilgi verecek şahıs demektir. Bu  ‘diller’ üüzülmeden girilecek bir savaş, savaş olmazdı muhakkak ki. </span></p>
<p><span>Bir  de örnek veriyor. Kudüs nasıl ele geçirildi? 15 Kasım 1921’de  istihbaratüı general Sir George Macdonogh şu ilginç konuşmayı yapmış:  “1918’de Lord Allenby’nin büyük Filistin seferini hatırlayacak ve  operasyonlarının cüretkârlığına hayret edeceksiniz. Savaşta risk almadan  gerçek bir başarı kazanmanız beklenemez, fakat bu riskler makul riskler  olmalıdır. İşi bilmeyenlere Allenby’nin riskleri makul güzükmeyebilir.  Ne var ki Allenby, istihbaratüılarından düşmanın bütün emir ve  hareketlerini önceden öğreniyordu. Rakibinin elindeki her bir karttan  haberi vardı ve sonuçta kendi elini sarsılmaz bir emniyetle  oynayabiliyordu. Bu gibi durumlarda zafer kesindir.” </span></p>
<p><span>Nitekim  bu karşı oyunlar ve moral bozucu propagandalar Filistin cephemizi o  hale getirmişti ki, o zamanlar Yedinci Ordu Komutanı olan Mustafa Kemal  bile “İngiliz propagandası”ndan yılmış ve bir yerde onun etkisinde  kalmaktan kurtulamamıştı. Şüyle yazıyordu bir mektubunda: “Yoğun İngiliz  propagandası var. İngiliz gizli servisi her yerde aktif. Halk bizden  nefret ediyor… İngilizler artık bizi silahla değil, propagandalarıyla  yeneceklerini düşünüyorlar. Her gün uçaklardan bombadan çok üzerinde  ‘Enver ve üetesi’ yazılı broşürler atıyorlar.” </span></p>
<p><span>Tabii  ki İngilizlerin yalnız esirlerden edinilen bilgiler veya karşı  propaganda teknikleri yok. Aynı zamanda teknolojiden de alabildiğine  yararlanmışlar. Mesela Güney Filistin’de Sultan II. Abdülhamid’in bu zor  günleri düşünerek sıfırdan inşa ettirdiği Bi’r-i Seb’a (şimdiki  Beersheba) kalesinin veya Gazze cephesinin hava fotoğraflarının İngiliz  komutanlarının masasında serili olduğunu söylemem yeterli olacaktır  sanırım. </span></p>
<p><span>Tabii  Osmanlı cephelerinden İstanbul’a çekilen telgrafların ve telsiz  mesajlarının Mısır’dan geütiğini ve burada İngiliz görevlilerince  yakalanıp deşifre edildiğini ve gerekli makamlara bildirildiğini de  belirtmemiz lazım. Böylece verdiğiniz emirler veya raporlar daha yerine  ulaşmadan düşmanın eline geüiyor ve onlar tarafından okunup gerekli  ünlemler alındıktan sonra, yani işi bittikten sonra sizin elinize  geüiyordu. Her gün düzenli olarak Londra’daki Savaş Bakanlığı’na  raporlar gönderiliyor ve oradan alınan talimatlarla ertesi gün işe  başlanıyordu. Hatta Kudüs’e giren Allenby, her gün kahvaltı masasına,  son 24 saat içinde Osmanlı komutanlarının gönderdiği telsiz  sinyallerinin üizelgesiyle oturduğunu söylemekten zevk alırmış. </span></p>
<p><span>Fakiri  dikkatle okuyanlar İngilizlerin bu kahvaltı muhabbetini  hatırlayacaklardır. Nereden mi? Tabii ki Churchill’in anılarından. Ne  demişti Churchill? Lozan’daki İsmet Paşa’yla Mustafa Kemal Paşa’nın  telgraf muhabereleri meğer İngilizlerce Küstence’de deşifre edilip  Londra’ya gönderilir ve sabah kahvaltısında Churchill’in masasına servis  yapılırmış. Bu durumda Lozan’ın bir ‘zafer’ olduğunu söylemek hangi  anlama geliyor, bir düşünün! Ah istihbarat, sen nelere kadirsin! <strong>m.armagan@zaman.com.tr</strong></span></p>
<p><strong><span>Zaman  Pazar</span></strong></p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/vahdettin-gizli-anlasma-yapti-mi" title="Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı? (02 Mayıs 2010)">Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı?</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/darbecilik-turke-osmanlidan-miras" title="Darbecilik Türk&#8217;e Osmanlı&#8217;dan miras (20 Ocak 2010)">Darbecilik Türk&#8217;e Osmanlı&#8217;dan miras</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/osmanli-gitti-muslumanlar-yetim-kaldi" title="&#8216;Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı&#8217; (17 Mayıs 2009)">&#8216;Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı&#8217;</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/kudus-osmanlidan-nasil-kopartildi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı?</title>
		<link>http://www.tarihname.com/vahdettin-gizli-anlasma-yapti-mi</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/vahdettin-gizli-anlasma-yapti-mi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 May 2010 16:03:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA["atatürk" "gizli anlaşma"]]></category>
		<category><![CDATA[abdulhamitin ingilizlerle yaptığı anlasmalar]]></category>
		<category><![CDATA[belgelerle gizli tarih]]></category>
		<category><![CDATA[dünyayı dize getiren türk elçileri]]></category>
		<category><![CDATA[k?rdistan]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı zamanındaki gizli anlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[salahi sonyel vahdettin]]></category>
		<category><![CDATA[su vahdettin]]></category>
		<category><![CDATA[tarih dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih name]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi gizli anlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[tarihname]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı?]]></category>
		<category><![CDATA[vahdettin gizli belge]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdettin gizli gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[vahdettin kar]]></category>
		<category><![CDATA[vahdettinin belgeleri]]></category>
		<category><![CDATA[vahdettinin ingilizlerle anlaşması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[ Sultan Vahdettin İngilizlerle gizli gizli anlaşma  yaptı mı? O belge gerçek mi? İşte gerçekler&#8230;
Vahdettin, İngilizlerle gizli anlaşma yaptı mı?
Ateşli  okurlarımdan birisi sormuş: &#8220;Vahdettin&#8217;in Milli Mücadele&#8217;ye destek  verdiğini iddia ediyorsunuz da, neden İngilizlerle yaptığı gizli  anlaşmadan bahsetmiyorsunuz?&#8221;
Bahsetmediğim doğru ama neden?  Sebebi gayet basit: Sahte olduğu için&#8230;
Bakın, bunu ben  söylemiyorum, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/05/vahdettinhan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-89" title="vahdettinhan" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/05/vahdettinhan.jpg" alt="" width="240" height="240" /></a> Sultan Vahdettin İngilizlerle gizli gizli anlaşma  yaptı mı? O belge gerçek mi? İşte gerçekler&#8230;</p>
<p>Vahdettin, İngilizlerle gizli anlaşma yaptı mı?</p>
<p>Ateşli  okurlarımdan birisi sormuş: &#8220;Vahdettin&#8217;in Milli Mücadele&#8217;ye destek  verdiğini iddia ediyorsunuz da, neden İngilizlerle yaptığı gizli  anlaşmadan bahsetmiyorsunuz?&#8221;<br />
<span id="more-88"></span>Bahsetmediğim doğru ama neden?  Sebebi gayet basit: Sahte olduğu için&#8230;</p>
<p>Bakın, bunu ben  söylemiyorum, Türk Tarih Kurumu&#8217;nun Atatürk zamanından beri çıkmakta  olan bilimsel dergisi &#8220;Belleten&#8221;deki makalesinde araştırmacı Salahi R.  Sonyel söylüyor. (&#8220;İngiltere Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin ışığı  altında 1919 İngiliz-Osmanlı gizli anlaşması&#8221;, sayı: 135, Temmuz 1970,  s. 437-462)</p>
<p>Şimdi bazı sözde tarihçilerin Sultan Vahdettin&#8217;in  &#8220;hainliği&#8221;nin kanıtı olduğunu iddia ettikleri 12 Eylül 1919 tarihli bu  sözde gizli anlaşmaya biraz daha yakından bakalım.</p>
<p>Buna göre  Sadrazam Damat Ferid Paşa ile büyük bir ihtimalle İngiliz gizli haber  alma servisinin (Intelligence Service) elemanları oldukları anlaşılan 3  levantenin imzalarını taşıyan gizli bir anlaşma yapılmıştır. İşin  garibi, anlaşmada İngiltere adına imzaları bulunan M.S. Francer, H.  Morlan ve G. Churchill adlı üç &#8216;eleman&#8217; da nedense kimse tarafından  tanınmamaktadır!</p>
<p>Nihayet 1919 Aralık&#8217;ında Fransız kaynaklı bir  söylenti çıkar: Vahdettin&#8217;in de onayladığı söylenen bu anlaşma  hükümlerine göre İngiltere, Türkiye&#8217;nin bütünlük ve bağımsızlığını  korumayı üstlenmekte, İstanbul başkent olarak Osmanlı&#8217;da kalmakta,  Boğazlar&#8217;ın denetimi İngilizlere verilmekte ve Kürdistan&#8217;ın kurulması  gerçekleşmektedir. Buna karşılık, Osmanlı Devleti, hilafetin gücünü izin  verdikleri bölgelerde İngiltere lehine kullanacak, Kıbrıs ve Mısır  üzerindeki haklarından vazgeçecektir vs. (Abdülhamid&#8217;in pamuk ipliğiyle  dahi olsa bağlı tutmaya çalıştığı Libya, Kıbrıs, Mısır ve Sudan&#8217;ı  Lozan&#8217;da İngilizlere verdiğimizi biliyor muyuz? Madde 17. ve devamına  bakın derim.)</p>
<p>Sevgili okurum sözün burasında haklı olarak şunu  soracaktır: Ortalıkta kulaktan kulağa sadece bir rivayet dolaşmamakta,  aynı zamanda bir &#8216;belge&#8217; de sunulmaktadır. Peki ona ne diyeceksiniz?</p>
<p>Doğru,  bir &#8216;belge&#8217; var da, bu ne kadar &#8216;mevsuk&#8217;, yani sağlıklıdır, çok  tartışılır.</p>
<p>Belgeyi Fransızlar ele geçirip yayınlar ve kısa  zamanda hedefine ulaşır. Zira anlaşmanın varlığı duyulur duyulmaz  İstanbul&#8217;daki işgal kuvvetlerinin arasına bomba düşmüş gibi olur.  Fransızlar, İtalyanlar ve hatta Amerikalılar İngiltere&#8217;ye bozulurlar.</p>
<p>Ne  var ki, inkılap tarihçisi Y. Hikmet Bayur belgeyi arşivde aramış,  bulamayınca da suçu Vahdettin&#8217;e atmış ve belgenin ya onun tarafından yok  edildiği ya da yurtdışına kaçarken götürüldüğü tahmininde bulunmuştur.  Ancak yanıldığı çok geçmeden anlaşılır.</p>
<p>Mesela &#8220;Nutuk&#8221;ta Damat  Ferid Paşa aleyhine eline geçen bütün fırsatları değerlendiren Mustafa  Kemal Paşa, nedense bu elini olağanüstü derecede güçlendirecek olan  sözde &#8216;gizli anlaşma&#8217;dan hiç söz etmez. Yani o gizli belge, yakın  tarihin resmi metinlerinin başında gelen &#8220;Nutuk&#8221;ta dikkate dahi  alınmamıştır. Bu durum size de çok garip gelmedi mi?</p>
<p>Hatta M.  Kemal Paşa, 12 Aralık 1919&#8242;da Sivas&#8217;tan Kazım Karabekir&#8217;e çektiği  telgrafta tam da bu belgeden söz eder ama ona dair şüphelerini de dile  getirmekten kaçınmaz. Belgenin doğrulanması ve aslının ele geçirilmesi  için çalışılmakta olduğunu söyler. Nitekim yalnız bizimkinde değil,  Londra&#8217;daki İngiliz Arşivi&#8217;nde de aslı bulunamamıştır. Hadi diyelim ki,  bizdekini Vahdettin uçurdu, Lozan imzalandıktan sonra İngilizler hala  Vahdettin&#8217;i korumak için mi saklamışlardır onu?</p>
<p>Kaldı ki,  İngiliz işgal yetkilileri anlaşma haberini aldıklarında Lord Curzon&#8217;a,  belgede adları geçen kişileri tanımadıklarını, &#8220;uydurma olduğu şüphe  götürmeyen&#8221; bu belgenin, İngilizler ile diğer İtilaf güçlerinin arasını  açmak üzere düzenlendiğini yazmışlardır. Lord Curzon ise onun kesinlikle  uydurma olduğu kanaatindedir. Üstelik bunu Sir George Buchanan&#8217;a  gönderdiği kapalı telde yazmıştır. Yani düşüncesini saklaması için  hiçbir sebebin olmadığı bir ortamda.</p>
<p>Dolayısıyla İngilizlerce  dahi resmen yalanlanmış bir sahte belge karşısındayız. Sonuç:</p>
<p>1.  Vahdettin böyle bir belgeyi imzalamamıştır.</p>
<p>2. Damat Ferid,  Osmanlı Devleti&#8217;nin İtilaf kuvvetleri arasında parçalanmadan &#8216;bir bütün  olarak&#8217; İngiliz himayesine alınması için uğraşmıştır ama nafile. Zira  İngilizler, böyle bir himayenin, işgal kuvvetlerini birbirine düşman  edeceğini bilecek kadar akıllıdırlar.</p>
<p>Salahi Sonyel şu hükme  varır:</p>
<p>Damat Ferid ile İngiltere arasında böyle bir anlaşma  imzalanmamıştır. Belge ya İngiltere&#8217;ye doğru kaymakta olan Osmanlı  yönetiminin yüzünü kendilerine çevirmek isteyen Fransızlar tarafından  uydurulmuştur (ki bu durumda epey işe yaramış ve kısa bir süre sonra  Damat Ferid sadrazamlığı kaybetmiştir), ya da Damat Ferid, hem İngiliz,  hem de Fransız gizli haber alma servislerinde &#8220;çifte ajan&#8221; olarak görev  yapan üç levanten tarafından aldatılarak böyle bir belgeye imza  atmıştır.</p>
<p>Ancak ilginç olan nokta, sahte de olsa belgede  Vahdettin&#8217;in imza veya onayının bulunmamasıdır; hatta Damat Ferid&#8217;in  imzası da taklittir! Nitekim Nisan 1920&#8242;de 4. kez sadrazam olduktan  sonra anlaşmayı kendi ağzından yalanlayacaktır.</p>
<p>Burada şu  sorulabilir: Bir sadrazamın İngilizlerin bile tanımadığı 3 istihbarat  subayıyla yaptığı &#8216;gizli&#8217; anlaşma bir devlet için ne kadar bağlayıcı  olabilir, bir; ne kadar ciddiye alınabilir, iki?</p>
<p>Bitmedi daha.  Siyaset bilimi eğitimini Sorbonne Üniversitesi&#8217;nde tamamlayan Hasan  Yıldız&#8217;ın Fransız arşivlerinde yaptığı araştırma sonunda anlaşma  metninin bir kere daha sahte, yani açıkça Fransız istihbaratı tarafından  &#8216;üretilmiş&#8217; olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Fransız devlet arşivlerinde  yaklaşık 20-30 bin sayfalık bir taramayla sonuca ulaşılmış, önce sahte  belge, sonra da onun sahte olduğuna dair belgeler çıkmıştır. (Bkz. Hasan  Yıldız, 21. Yüzyılın Başlarında Kürt Siyasası ve Modernizm, İst. 2006,  Doz Yay., s. 160).</p>
<p>Tarih sahte belgelerle değil, gerçek  belgelerle beslendiği zaman boy atan bir bitkidir.</p>
<p>Mustafa  Armağan/Zaman</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/dunyayi-dize-getiren-turk-elciler" title="Dünyayı dize getiren Türk elçiler (17 Ocak 2010)">Dünyayı dize getiren Türk elçiler</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/piri-reis-nicin-idam-edildi" title="Piri Reis niçin idam edildi? (04 Ocak 2010)">Piri Reis niçin idam edildi?</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/kudus-osmanlidan-nasil-kopartildi" title="Kudüs, Osmanlı&#8217;dan Nasıl Kopartıldı? (04 Temmuz 2010)">Kudüs, Osmanlı&#8217;dan Nasıl Kopartıldı?</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/fatihin-darbecilere-verdigi-ceza" title="Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza (11 Aralık 2009)">Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/darbecilik-turke-osmanlidan-miras" title="Darbecilik Türk&#8217;e Osmanlı&#8217;dan miras (20 Ocak 2010)">Darbecilik Türk&#8217;e Osmanlı&#8217;dan miras</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/vahdettin-gizli-anlasma-yapti-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Darbecilik Türk&#8217;e Osmanlı&#8217;dan miras</title>
		<link>http://www.tarihname.com/darbecilik-turke-osmanlidan-miras</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/darbecilik-turke-osmanlidan-miras#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 19:55:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[30mayıs 1876 darbesi sılayt]]></category>
		<category><![CDATA[artist name ah kader name]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkü neden toprak kabul etmedi]]></category>
		<category><![CDATA[bismilin köyleri]]></category>
		<category><![CDATA[caferdem]]></category>
		<category><![CDATA[Darbecilik Türk'e Osmanlı'dan miras]]></category>
		<category><![CDATA[fatih camiindeki kurşun izleri]]></category>
		<category><![CDATA[kültigin anıtı slaytları]]></category>
		<category><![CDATA[miras ve tarih]]></category>
		<category><![CDATA[mülakat türünün tarihsel gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu'nda Askeri İsyanlar ve Darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı ve türkiye cumhuriyeti darbeler tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıdan mıras]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıdan miras araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıdan sonra ilk siyasi olay]]></category>
		<category><![CDATA[seraskerlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait isyanını erhan afyoncu]]></category>
		<category><![CDATA[tar?k t?fek?i]]></category>
		<category><![CDATA[tarihname]]></category>
		<category><![CDATA[tarihname.com]]></category>
		<category><![CDATA[YENİÇERİ AYAKLANMALARI]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri ocağının ortadan kaldırılmasıyla ilgili slaytlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçeri Ocağı`nı kaldırıp yerine düzenli bir ordu kuran Osmanlı padişahı kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçerileri kaldırmak için kurulan ordu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[ Darbeci mantığa karşı sivil düşüncenin tarih boyunca en etkili direnişi sergilediği Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni doğuran Osmanlı İmparatorluğu da askeri darbelerden çok çekmiş. İşte Osmanlı&#8217;nın başına dert olan darbeler:
Cumhuriyet döneminde demokrasinin işleyişi sık sık darbelerle kesildi. Son yıllara kadar darbeciler istediklerini alan taraf olarak dikkat çekti. Türkiye&#8217;de sivil irade tarihi boyunca ilk kez bu kadar dirençli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/darbecilik.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-85" title="darbecilikhttp://www.tarihname.com/wp-admin/post-new.php#" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/darbecilik.jpg" alt="" width="272" height="204" /></a> Darbeci mantığa karşı sivil düşüncenin tarih boyunca en etkili direnişi sergilediği Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni doğuran Osmanlı İmparatorluğu da askeri darbelerden çok çekmiş. İşte Osmanlı&#8217;nın başına dert olan darbeler:</p>
<p><span id="more-84"></span>Cumhuriyet döneminde demokrasinin işleyişi sık sık darbelerle kesildi. Son yıllara kadar darbeciler istediklerini alan taraf olarak dikkat çekti. Türkiye&#8217;de sivil irade tarihi boyunca ilk kez bu kadar dirençli olmayı başarırken, darbe mantığının sadece Cumhuriyet devrinin değil, saltanat yıllarının da belası olduğu tarihcilerce dillendirilmeye ve belgelendirilmeye başlandı.</p>
<p>Tarihçi Erhan Afyoncu, Uğur Demir ve Ahmet Önal&#8217;ın yaptığı araştırmalar sonucu kaleme alınan &#8221;Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda Askeri İsyanlar ve Darbeler&#8221; adlı inceleme-araştırma Yeditepe Yayınları&#8217;nca sadeleştirilip, düzenlenerek, okurların hizmetine sunuldu.</p>
<p>Eserde, Osmanlı İmparatorluğu’nda askeri isyanlar ve darbelerin daha Fatih Sultan Mehmed’in ilk hükümdarlığı zamanında 1446 Buçuktepe İsyanı ile başladığı ve 1913’teki Bâbıâli baskınıyla sona erdiği belirtiliyor. Tabi sona ermesinin nedeni darbeçi mantığın bitmesi değil, miraıs yerine kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne devretmesi.</p>
<p>12 PADİŞAH İSYAN VE DARBE İLE TAHTINDAN OLDU</p>
<p>Neredeyse Fatih Sultan Mehmed’den sonra isyanla yüzleşmeyen Osmanlı padişahı yok gibi&#8230;. 36 Osmanlı padişahından 12’sinin isyan ve darbeyle tahtını kaybettiği gözönüne alındığında durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Kitapta 1446 ile 1913 yılları arasında kan, gözyaşı, yağma, taht değişiklikleri ve padişahların katledilmesiyle neticelene onlarca askeri isyan ve darbenin tarihi anlatılıyor.</p>
<p>Osmanlı tarihinde meydana gelen isyan ve darbelerin önemli bir kısmına yer verilen çalışmada, isyan ve darbeler genel hatlarıyla kronolojik bir sıra takip edilerek anlatılıyor.</p>
<p>Kitapta, günlerce hatta aylarca devam eden, İstanbul halkına korkulu günler yaşatan ve günlük hayatı tamamen felç eden isyanların, devlet adamlarının cesetlerinin köpeklere yem edilmesi, sadrazamların kellelerinin alınması ve bazen de padişahların acımasızca katledilmesi gibi vahim sonuçlar doğurduğuna işaret ediliyor.</p>
<p>Günlerce, hatta aylarca devam eden isyanlar İstanbul halkına korkulu günler yaşatıyor, günlük hayat tamamen felç oluyordu. İsyanlar zaman zaman o kadar ileri boyutlara ulaşıyordu ki, bazen devlet adamlarının cesetleri köpeklere yem ediliyor, bazen sadrazamların kelleleri alınıyor, bazen de padişahlar acımasızca katlediliyorlardı.</p>
<p>II. Bâyezid, II. Osman, I. Mustafa, Sultan İbrahim, IV. Mehmed,. II. Mustafa, III. Ahmed, III. Selim, IV. Mustafa, Sultan Abdülaziz, V. Murad ve II. Abdülhamid askeri bir isyan veya darbe sonucu tahtını kaybetti. Tahtını kaybeden padişahların da yarısı, II. Bâyezid, II. Osman,  Sultan İbrahim, III. Selim, IV. Mustafa, Sultan Abdülaziz tahttan indirildikten sonra öldürüldü.</p>
<p>YAVUZ’UN ÇADIRINA KURŞUN ATTILAR</p>
<p>Askerin isyan etmediği padişah yok gibiydi; İlk isyan Fatih zamanında meydana gelmiş, yeniçeriler Yavuz Sultan Selim’in çadırına kurşun atmış, Kanuni döneminde devlet adamlarını saraylarını yağmalamışlardı.</p>
<p>DEDEDEN TORUNA HEPSİ İSYANLA DEVRİLDİ</p>
<p><a href="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/askeri_isyanlar_ve_darbeler.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-86" title="askeri_isyanlar_ve_darbeler" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/askeri_isyanlar_ve_darbeler.jpg" alt="" width="250" height="387" /></a> Sultan İbrahim 1648’de isyanla tahtını kaybetmiş ve yerine oğlu Dördüncü Mehmed geçmişti. Sultan İbrahim’in acı sonu oğlu Dördüncü Mehmed’i de bırakmamış, o da 1687’de isyan ile saltanatını kaybetmişti. İsyan ile tahttan indirilmek torun İkinci Mustafa ve onun yerine geçen kardeşi Üçüncü Ahmed’in de yakasını bırakmadı. 1695’te tahtta çıkan İkinci Mustafa, 1703’te Edirne Vak’asıyla tahttan indirilirken. Bu isyanın sonucunda tahta çıkan Üçüncü Ahmed de Patrona isyanıyla tahttan indirildi.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>ORDUDA BOZULAN DENGE</strong></span></p>
<p>Osmanlı ordusunun en önemli kısmını oluşturan Kapıkulu kuvvetleri asıl olarak yeniçeri ve sipahilerden oluşuyordu. Merkezde etkili olan bu iki askerî grubun birbirleriyle olan ilişkileri devletin tarihi seyrini, hem de tepedeki hizipler arasındaki güç mücadelesini yansıtır. Osmanlı devlet adamlarının yanlış politikaları sonucu ordu içerisindeki denge bozulmuş ve yeniçeriler devletin başına dert olmuşlardı.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>ULEMANIN CESETLERİNİ LAĞIMA ATTILAR</strong></span></p>
<p>1623’te yeniçeriler ile ulema karşı karşıya gelmişlerdi. Fatih Camii’nde toplanan ulemanın yanına gelen yeniçeriler, bir anda kılıçlarını çekip, “işte fetva elimizde olan şu kılıçlardır” diye bağırarak saldırıya geçmişler ve ulemanın yanısıra caminin avlusunda olayları seyretmek üzere bulunanlardan ve namaza gelenlerden bazıları da öldürülmüştü. Yapılan kıyımın duyulmaması için yeniçeriler hemen o gece ölenlerin cesetlerini Fatih Camii’nin bir kuyuya doldurarak üzerlerini kapatmışlar, öldürülenlerin bazılarının cesetlerini ise lağımlara atmışlardı.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>SULTANAHMET CAMİİ’NE ATILAN KURŞUN</strong></span></p>
<p>1648’de Sultan İbrahim’in öldürülmesinden sonraki kaos ortamında  yeniçerilerle sipahiler arasında büyük bir çatışma meydana geldi ve Sultanahmet Meydanı’nı cesetler kapladı.<br />
Sultanahmet Camii, yapıldığı günden beri ilk defa böylesine kanlı bir çatışmanın şahidi olmuştu. Şahidi olmakla kalmayıp, bu elim mücadelede bizzat yaralanmıştı. Yeniçeri ve sipahilerin karşılıklı tüfek atışları camiinin kapı ve pencerelerinde büyük hasar meydana getirdi. Kurşun izleri uzun bir süre olayın elim birer şahidi olarak camiinin muhtelif yerlerinde görüldü. Akrabası bulunmayan 200’den fazla sipahinin cesedi, “Asi” olduklarına hükmedilerek cenaze namazları kılınmadan denize atıldı.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>SADRAZAMINI DÖRDÜNCÜ MURAD’IN ÖNÜNDE PARÇALADILAR</strong></span></p>
<p>IV. Murad isyan eden asiler, sadrazamın kellesini istemişlerdi. IV. Murad, isyan eden askerleri yine ikna etmeye çalıştı ama nafile. Sadrazam Hafız Paşa, padişahın nasihatlarının asiler tarafından dinlenmediğini görünce, “Padişahım! Hafız gibi bin kulun yoluna fedadır, ancak ricam budur ki, beni sen katletmeyip bırak. Bu zalimler beni şehid etsinler ve lütfedip cenazemi Üsküdar&#8217;da defn ettiresin” dedikten sonr<span style="color: #000000; font-size: x-small;">a yeri öptü.</span></p>
<table border="1" cellspacing="2" cellpadding="3" width="250" align="right">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;"> </span><strong>BİR PAŞANIN İHBARI İLE ÖNLENEN DARBE</strong></span><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000080; font-size: small;">&#8230;<span style="font-size: x-small;">. istedikleri mevki ve makamlara getirilmemiş bir kısım asker, ulema ve mülkiye memurları Sultan Abdülmecid ve dönemin yöneticilerini değiştirmek için 1859 yılı başlarında gizli bir örgüt kurdular. Darbe için yola çıkan ve Bâb-ı Seraskeri Dârü&#8217;ş-Şûrâ Reisi Hüseyin Daim Paşa, Cafer Dem Paşa, Binbaşı Rasim Efendi, Fatih Medresesi hocalarından Nasuhî Efendi, Kütahyalı Şeyh İsmail, Hezargradlı Şeyh Feyzullah Efendi, Top­hane Müftüsü Bekir Efendi ve Tophane kâtiplerinden Arif Bey&#8217;in de aralarında bulunduğu yaklaşık 45-50 kişilik topluluğun reisi Bayezid Medresesi müderrislerinden Süleymaniyeli Şeyh Ahmed Efendi idi. Hüseyin Dâim Paşa ise başkan vekili idi.</span></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><span style="font-size: small;">Kütahyalı Şeyh İsmail 6.000, Hezargradlı Şeyh Feyzullah Efendi ise 1.000 kadar müridiyle yardım edeceklerini vaadetmişlerdi. Topluluğa bir taraftan yeni asker üyeler katılırken, bir taraftan da halk içinde propaganda faaliyetleri devam ediyordu. Genel sekreter Arif Bey, cemiyet adına propaganda yaparak taraftar topluyordu. Topluluğa üye olanlardan, &#8220;Süleymaniyeli Şeyh Ahmed Efendi ile aramdaki antlaşmayı kabul ettim ve ben antlaşmalı bir fedaiyim&#8221; diye taahhütname alıyorlardı.</span></span></p>
<p><span style="color: #000080;">Topluluğun planı, kendilerine katılmaya davet ettikleri Mirliva Hasan Paşa&#8217;nın durumu üstlerine ihbarıyla suya düştü. Hasan Paşa, gizli topluluğu serasker, yani dönemin genelkurmay başkanı Rıza Paşa&#8217;ya bildirdi ve örgütü tuzağa düşürmek için toplantıya davet etti. Hükümet, 14 Eylül 1859&#8242;da gizli topluluğu Kılıç Ali Paşa Camii&#8217;nde yaptıkları toplantı sırasında basarak, orada bulunanları tutuklattı. Cemiyet mensuplarından birkaç kişi kaçmış, 41&#8242;i ise tutuklanmıştı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Örgüt üyelerinin yargılanması için Sadrazam Âlî Paşa ve üst düzey devlet adamlarının oluşturduğu özel bir mahkeme kuruldu. Örgüt üyeleri Kuleli Kışlası&#8217;nda hapsedildi ve yargılanmaları da bu kışlada yapıldı. Bu yüzden hadiseye Kuleli Vak&#8217;ası adı verildi.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Sorgulamalarından anlaşıldığına göre, ayaklanma başlayınca Arif Bey vasıtasıyla elçiliklere, patrikhaneye ve şehir halkına hitaben yazılan bildiriler dağıtılacak, Cafer Dem Paşa, Arnavut askerlerle kontrolü sağlayacak, Rasim Bey fedai grubu ile telgraf tellerini keserek dışarıyla haberleşmeyi önleyecek, Tophane Müftüsü Bekir Efendi de gereken desteği sağlayacaktı. Ferik Hüseyin Dâim Paşa ise 1859&#8242;da Kafkasya&#8217;dan İstanbul&#8217;a göçeden ve o sırada işsiz du­rumda bulunan Çerkesler&#8217;i kolaylıkla ikna ederek örgüt saflarına alacaktı. Örgüt şeriat için çalıştığını ifade ederek ulema ve halkı da saflarına almayı planlamıştı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Örgütün üst düzey yöneticileri Süleymaniyeli Şeyh Ahmed Efendi, Hüseyin Daim Paşa ve Cafer Dem Paşa, Binbaşı Rasim Bey ve Arif Efendi idama, diğer üyeler de kalebend ve sürgün cezalarına çarptırıldılar. Cafer Dem Paşa, Seraskerlik&#8217;teki sorgusun­dan sonra Kuleli Kışlası&#8217;na getirilirken kayıktan atlayarak intihar etmişti. Sultan Abdülmecid, idam cezalarını müebbet kalebendliğe çevirdi. Hareketin liderleri, hayatta kalmalarını Fransız elçisinin müdahalesine borçluydular. Cemiyetin açığa çıkmasını sağlayan Hasan Paşa ise ferikliğe terfi ettirildi.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Kuleli Vak&#8217;ası bastırıldığı halde Yeni Osmanlılar hareketine örnek oldu. Namık Kemal, Kuleli Vak&#8217;ası&#8217;nı bir hürriyet hareketi olarak yorumlayıp, örgüt üyelerinin gizli bir şekilde yargılanması­nın Tanzimat&#8217;ın hukukî esaslarına aykırı olduğunu söyler. Sultan Abdülaziz tahta çıktıktan sonra Kuleli Vak&#8217;ası mahkûmlarının ço­ğunu affetti ve hadisenin elebaşı Şeyh Ahmed Efendi&#8217;nin cezasını ise kalebendlikten sürgüne çevirdi. <em><strong>( Kitaptan alıntı&#8230;)</strong></em></span><em><strong> </strong></em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ardından “Bismillâhirrahmânirrahim. Güç ve kuvvet ancak yüce ve ulu Allah‘a aittir. Biz Allah’a aidiz ve vakti geldiğinde elbette ona döneceğiz” diyerek askerlerin arasına daldı. Birkaç dakika sonra veziriazamın paramparça edilmiş cansız bedeni yerde yatmaktaydı. Bu duruma dayanamayan Dördüncü Murad bile ağlamıştı.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>ESNAF İSYANI</strong></span></p>
<p>Osmanlı tarihinde İstanbul’da birçok defa isyanlar çıktı. Bunların çoğunda da askerler başroldeydi. 1651 yılında ise İstanbul, isyanlar açısından bir ilke şahit oldu. Bu defa isyan edenler askerler değil, İstanbul esnafı idi.<br />
Yeniçerilerin zulmüne tahammülleri kalmayan diğer İstanbul esnafı 1651’de şehirdeki bütün dükkânlar kapatıp, Sultanahmet Meydanı’nı doldurdular.  20 bin kişiye ulaşan kalabalığın “adalet padişahım, adalet” feryadı yeri göğü inletmişti.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>HALK İSYAN EDİP, ZORBALARI TEPELEDİ</strong></span></p>
<p>II. Süleyman’ın 1687’de bir darbeyle tahta çıkarılışından sonra İstanbul’da terör estiren zorbaların bir türlü önü alınamamıştı. Aylardır zorba zulmü altında inleyen esnaf ve halk sonunda “Bu vilayet gavur memleketi değildir” diyerek isyan etti. Böylece aylardır İstanbul’a hâkim olan asayişsizlik halkın isyanı ile ortadan kaldırıldı.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>OSMANLI HANEDANINI DEĞİŞTİRME TEŞEBBÜSÜ</strong></span></p>
<p>İkinci Mustafa, 1699 Karlofça Antlaşması’ndan sonra Edirne’ye çekilip devlet işlerinden uzaklaşmıştı. Hocası Seyyid Feyzullah Efendi’nin üst düzey kadroları kendi adamları ile doldurması, Karlofça Antlaşması’nın imzalanması, padişahın İstanbul’u terkederek Edirne’ye yerleşmesi, seferlerde halktan asker yazılan binlerce kişinin antlaşmadan sonra ordudan çıkarılmak istenmesi padişah ve çevresine karşı bir havanın doğmasına sebep oldu. 1703’de meydana gelen isyan sonucunda II. Mustafa tahttan indirilip, yerine III. Ahmed geçirildi. 1703’teki isyan sırasında Osmanlı hanedanının sona erdirilip, Kırım hanlarından veya İbrahim hanzâdelerden birinin tahta çıkarılması gündeme gelmişti.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>ŞEYHÜLİSLAMIN ACI SONU</strong></span></p>
<p>1703’teki isyan sonucunda II. Mustafa tahttan indirilmiş, Şeyhülislam Feyzullah Efendi zindana atılmıştı. Asiler, şeyhülislamı bulunduğu Edirne Zindanı’ndan alıp, bindirildiği atın önünde buhurdanlıklarını yakmış dört papaz bulunduğu halde Bit Pazarı’na getirdiler. Bir süre sonra da kafasını uçurdular. Daha sonra da yaptıkları dolayısıyla Müslüman değil diye, Feyzullah Efendi’nin cesedini 300 Ermeni’ye sürüterek Tunca Nehri’ne attılar.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>OKUMA YAZMA BİLMEDİĞİNDEN HAYATINDAN OLDU</strong></span></p>
<p>Patrona Halil liderliğindeki isyan sonucunda III. Ahmed tahttan indirilip, yerine I. Mahmud geçirilmişti, ancak otorite yeni padişahın değil asilerin elindeydi. Birinci Mahmud, 1730’da tahta çıktıktan sonra ilk fırsatta fesadın kaynağı olan ve iktidarını gölgeleyen asileri ortadan kaldırmak için kolları sıvadı. Devlet ricalini ve yeniçeri ileri gelenlerini kendi tarafına kazandı. Ardından zorbaların kökünü kazımak için güzel bir plan hazırlandı. Bu plana göre, Patrona Halil ve adamları İran harplerini görüşmek üzere çağrılacak ve defterleri dürülecekti.</p>
<p>Plan gizli tutulmasına rağmen İstanbul kadı vekili, bir yolla bunu öğrendi. Patrona’ya, saraya girmeden, durumu anlatan bir mektubu adamlarından biriyle ulaştırdı. Ancak Patrona, gelen mektubu okumadan cebine koydu. Çünkü okuma yazması yoktu.</p>
<p>Patrona Halil, sarayda Revan Köşkü’nde padişahı beklerken, birden içeriye yeniçeriler doldu ve kısa bir arbedenin ardından asi liderini öldürdüler. Ardından Saray’ın kapıları kapatılarak diğer asiler de teker teker kılıçtan geçirildiler.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>II. MAHMUD YENİÇERİLERİ İSYAN ETTİRİP, TARİH SAHNESİNDEN SİLDİ</strong></span></p>
<p>II. Mahmud, yeniçeri ayaklanmaları yüzünden, önce amcasının oğlu III. Selim’in tahttan indirilmesine, sonra da sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa’nın öldürülmesine şahit oldu. Sultan, bu yüzden, düzensizlik ortamında kendilerine kârlı bir düzen kuran yeniçerilere karşı ihtiyatlı ve sabırlı hareket etti. II. Mahmud, ya kendisini ya da artık bir güruhtan başka bir şey olmayan yeniçerileri tarih sahnesinden ebediyen silecek nihaî karşılaşma için bir süredir gizliden gizliye hazırlandı.</p>
<p>29 Mayıs 1826’da Ağa Hüseyin Paşa’nın sarayında, devlet adamları, şeyhülislam, ulemanın ve yeniçeri ocağının ileri gelenlerinin katıldığı toplantıda “Eşkinci” adı altında yeni ve düzenli bir ordu kurulmasına karar verildi. Yeniçeri ocağındaki 51 ortanın her birinden 150 kişi alınarak yeni askeri teşkilat kurulacaktı. Toplantıya katılan yeniçeri subayları bu duruma razı olduklarını belirten bir sened imzaladılar ama bu yeni ordunun hayırlarına olmayacağını biliyorlardı.</p>
<p>Aslında Eşkinci Ocağı’nın kurulması, II. Mahmud’un yeniçerileri ortadan kaldırmak için hazırladığı tuzağın bir parçasıydı. Sultan, 11 Haziran’da eşkincilerin Avrupa tarzında üniformalarla talime başlayacağını ilân ederek, yeniçerileri isyana teşvik etmişti.</p>
<p>Yeniçeriler 15 Haziran 1826 Perşembe gecesi isyan ettiler. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte Etmeydanı’nda toplanıp, burada meşhur kazanları son defa kaldırdılar. Ancak kaldırdıkları kazanın altında kaldılar. Önceden bu isyanı bekleyen ve hazırlıklarını yapan II. Mahmud, halkın, diğer askeri grupların ve ulemanın desteğini alarak binlerce yeniçeriyi öldürüp, yeniçeri ocağını tarihten sildi.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>DİN YOLUYLA MEŞRUİYET</strong></span></p>
<p>Kılıcını kuşanıp, halkın ve ulemanın desteğini alan İkinci Mahmud, 1826’da yeniçeri ocağını ortadan kaldırdı. Yeniçeri Ocağı’nın yerine halkın ve ulemanın sempatisini ve desteğini kazanmak amacıyla, Hz. Muhammed’in ismine izafeten Asâkir-i Mansure-i Muhammediye”, yani Hazreti Muhammed’in Muzaffer Askerleri adıyla yeni bir ordu kuruldu.<br />
Yeni kurulan ordunun halk ve ulema gözünde meşruiyetini sağlamak için ordunun teşkilatında imamlara da yer verilmiş, her kışlada birer mektep yapılarak, mutlaka günde bir kez Kur’an-ı Kerim okunması ile ilmihal bilgilerinin öğretilmesi ve beş vakit namazın cemaatle kılınması da kanunname hükümlerine ilave edilmişti</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>REJİMİ KORUYUP, KOLLAMA</strong></span></p>
<p>1826’da Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasıyla Yeniçeri Ağalığı tarihe karıştığından yerine 1826’da “Seraskerlik Kurumu” kurulmuştu. Başlangıçta seraskerlik makamı Mansure Ordusu’nun komutanı olarak teşkil edilmekle birlikte, kısa sürede bütün kara ordularının komutanı hâline geldi.</p>
<p>Askeri sistemdeki değişim ve dönüşüm süreci seraskerliğin statüsünü ve önemini artırdı. 1836’daki teşrifat, yani protokol düzenlemesiyle serasker, protokol bakımından şeyhülislam ve sadrazamla denk hale geldi. Bu durum askeri sınıfı, idari ve siyasi yapının temel dayanakları birisi yaptığı gibi ordunun iktidar üzerindeki etkinliğini de arttırdı. Yeni rejimi koruma ve kollama görevi de artık yeni ordunundu.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>İHBARLA ÖNLENEN DARBE</strong></span></p>
<p>1839’da başlayan Tanzimat dönemi uygulamalarının bazı kesimlerde ortaya çıkardığı hoşnutsuzluk, 1853’te başlayan Kırım Savaşı’ndan sonra devletin malî du¬rumunun sarsılması, buna karşılık toplumun yüksek tabakasında görülen alafran¬ga âdetlerin doğurduğu lüks yaşama özentisine duyulan tepkiler ve 1856’da ilân edilen Islahat Fermanı’nda gayrimüslimlere tanınan haklara karşı tepkiler Sultan Abdülmecid’e karşı bir darbe teşebbüsüne yol açtı. Ulema, bürokrasi ve asker el ele vererek, 1859 yılı başlarında gizli bir örgüt kurdular.<br />
Topluluğun planı, kendilerine katılmaya davet ettikleri Mirliva, yani General Hasan Paşa’nın durumu üstlerine ihbarıyla suya düştü. Hasan Paşa, gizli topluluğu serasker, yani dönemin genelkurmay başkanı Rıza Paşa’ya bildirdi ve örgütü de tuzağa düşürerek darbeyi önledi.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>YENİ ORDU, İLK DARBESİNİ 50. YILINDA YAPTI</strong></span></p>
<p>1826’da yeniçeri ocağının ortadan kaldırılmasıyla isyan ve darbe çağı bitmiş gibi gözüküyordu. ancak yeni kurulan ordu, kuruluşunun 50. yılında ilk darbesini yaptı. 1876’da Sultan Abdulaziz bir darbe ile tahttan indirilip, daha sonra öldürüldü.</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: small;"><strong>İTTİHATÇILAR’IN KÖTÜ MİRASI SİYASİ HAYATIMIZA BÜYÜK DARBE VURDU</strong></span></p>
<p>Siyasi cinayetler ve darbe ile II. Abdülhamidi tahttan indirip,,muhaliflerini ortadan kaldıran iktidara gelen İttihad ve Terakki Cemiyeti 1908-1918 yılları arasında imparatorluğun kaderine hükmetmişti. İttihat ve Terakki, 20. yüzyılın başlarında darbe yaparak vatan kurtarmayı bir gelenek haline getirdi.</p>
<p>(Haber 7)</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/vahdettin-gizli-anlasma-yapti-mi" title="Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı? (02 Mayıs 2010)">Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı?</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/osmanli-bolucu-eskiyayi-affetmezdi" title="Osmanlı bölücü eşkiyayı affetmezdi (25 Ekim 2009)">Osmanlı bölücü eşkiyayı affetmezdi</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/kudus-osmanlidan-nasil-kopartildi" title="Kudüs, Osmanlı&#8217;dan Nasıl Kopartıldı? (04 Temmuz 2010)">Kudüs, Osmanlı&#8217;dan Nasıl Kopartıldı?</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/dunyayi-dize-getiren-turk-elciler" title="Dünyayı dize getiren Türk elçiler (17 Ocak 2010)">Dünyayı dize getiren Türk elçiler</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/95-yil-sonra-ortaya-cikan-fotograf" title="95 yıl sonra ortaya çıkan fotoğraf (11 Ocak 2010)">95 yıl sonra ortaya çıkan fotoğraf</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/darbecilik-turke-osmanlidan-miras/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyayı dize getiren Türk elçiler</title>
		<link>http://www.tarihname.com/dunyayi-dize-getiren-turk-elciler</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/dunyayi-dize-getiren-turk-elciler#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 11:24:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[azak kalesinin çizimleri]]></category>
		<category><![CDATA[bayrak la ilgili dizeler]]></category>
		<category><![CDATA[dünayı dize getiren]]></category>
		<category><![CDATA[dünyayı dize getiren türk]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyayı dize getiren Türk elçiler]]></category>
		<category><![CDATA[dünyayı dize getiren türk elçileri]]></category>
		<category><![CDATA[dünyayı dize getiren türk elçileri kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[ebu sehl numan]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Sehl Numan Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[elçiler]]></category>
		<category><![CDATA[elçilik tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[emn yap]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa hatti efendi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıca el yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLIDA ELÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlının ilk ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[ş ile ilgili bir dize]]></category>
		<category><![CDATA[tarih name]]></category>
		<category><![CDATA[tarihname.com]]></category>
		<category><![CDATA[tÃ¼rkÃ§e-osmanlÄ±ca]]></category>
		<category><![CDATA[Tedbirat-ı Pesendide adlı eseridir]]></category>
		<category><![CDATA[turk dize]]></category>
		<category><![CDATA[türk elçiler]]></category>
		<category><![CDATA[türk elcileri]]></category>
		<category><![CDATA[türk elçileri tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[ Yabancı diplomatların Osmanlı&#8217;nın gururuna karşı yaptıkları teşebbüsler, Türk elçilerin tavizsiz tavırları karşısında başarılı olamamıştı. Ah nerede eli sopalı o eski diplomatlarımız!
Erhan AFYONCU&#8217;nun yazısı
Ah nerede eli sopalı o eski diplomatlarımız!
Yabancı diplomatların Osmanlı Devleti&#8217;nin gururu ve onuruna karşı yaptıkları teşebbüsler, Osmanlı diplomatlarının tavizsiz tavırları karşısında başarılı olamamıştı.
Üçüncü Selim dönemine kadar yurtdışında daimi Osmanlı elçilikleri yoktu. Herhangi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/osmanli_elcileri.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-82" title="osmanli_elcileri" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/osmanli_elcileri-300x171.jpg" alt="" width="300" height="171" /></a> Yabancı diplomatların Osmanlı&#8217;nın gururuna karşı yaptıkları teşebbüsler, Türk elçilerin tavizsiz tavırları karşısında başarılı olamamıştı. Ah nerede eli sopalı o eski diplomatlarımız!</p>
<p><span id="more-81"></span>Erhan AFYONCU&#8217;nun yazısı<br />
Ah nerede eli sopalı o eski diplomatlarımız!<br />
Yabancı diplomatların Osmanlı Devleti&#8217;nin gururu ve onuruna karşı yaptıkları teşebbüsler, Osmanlı diplomatlarının tavizsiz tavırları karşısında başarılı olamamıştı.<br />
Üçüncü Selim dönemine kadar yurtdışında daimi Osmanlı elçilikleri yoktu. Herhangi bir mesele olduğunda Osmanlı elçileri ilgili devlete gider ve işleri bittikten sonra geri dönerlerdi.<br />
KILIÇLA SELAMLAMA<br />
Osmanlı elçileri, yabancı ülke topraklarına girdikten sonra belirlenen güzergâh üzerinden yollarına devam ederlerdi. Her ne kadar gittikleri ülke tarafından kendilerinin emniyeti için asker, mihmandar ve tercüman tayin olunmuşsa da davranışlarında son derece bağımsız idiler. Maiyetlerine verilen tercümanların nasıl davranacaklarından askerlerin nasıl selama durmaları gerektiğine kadar her şeyi kendi anlayışları doğrultusunda düzenlerler ve aksi davranışların zuhuru halinde derhal müdahale ederek gerekli tavırları sergilerlerdi. Osmanlı elçilerinin emniyetlerini temin için yabancı devlet tarafından refakatlerine verilen askerlerin kılıçlarını çekerek selama durmalarından rahatsız olup, derhal müdahale etmişlerdi. 1748&#8242;de Viyana&#8217;ya gönderilen Osmanlı elçisi Mustafa Hatti Efendi&#8217;nin ve 1739&#8242;da Avusturya ile sınırın çizilmesine katılan Ebu Sehl Numan Efendi, böyle bir hadise yaşamış ve duruma müdahale edip sorunu çözmüşlerdi.<br />
Mehmet Emnî Paşa da 1740&#8242;ta Rusya topraklarına girdikten sonra Rus askerlerinin yalınkılıç selam durmasından, çadırı etrafında nöbet tutmalarından, trampet ve boru çalmalarından hoşlanmamış ve bu uygulamaları kaldırtmıştı. Osmanlı elçisi o kadar etkiliydi ki çariçenin çocuğu olduğu haberini alan Ruslar, Mehmet Emnî&#8217;den izin almadan bu durumu kutlamak için top bile atamamışlardı. Rus topraklarında bir süre yol alan Osmanlı elçilik heyeti Petersburg&#8217;a nehir yolundan gitmek için gemiye bindiği zaman bir sürprizle karşılaşmıştı. Gemide haçlı bayrakları asılıydı. Osmanlı elçisi, bunun üzerine bu duruma müdahale edip, gemideki haçlı bayraklarını indirtmişti.<br />
DEVLET GURURU<br />
Diplomasi ile alakalı eserler incelendiğinde, Osmanlı Devleti&#8217;nin muhatabı olan devlet diplomatları da her fırsatta diplomat muhatabını taciz etmeyi ve onun şahsında devletinin gururu ve onuru ile oynamayı denemek istemişler fakat hemen her defasında Osmanlı diplomatlarının tavizsiz tavırları karşısında niyetlerine nail olamamışlardı.<br />
Sınırlarda yapılan elçi mübadelelerinde dikkat edilen husus, ilk hareketi veya ziyareti yapmamak ve muhatabını ayağına getirmek ve böylece de devletini yabancı devletler nezdinde temsil ederken onurunu da korumaktı. Mesela, 1748&#8242;de Avusturya&#8217;ya elçi olarak giden Mustafa Hatti Efendi, Dalya isimli şehre geldiklerinde, kendisini karşılamaya gelmeyip konağına çağıran o bölgenin generali Gaudagni Ascanus&#8217;un tüm ısrar ve tehditlerine rağmen yanına gitmemişti.<br />
1739&#8242;dan sonra Rusya ile sınır çizimi görüşmelerine katılan Ahmet Meramî Efendi, Rus generali Repnin Vasile&#8217;nin ilk ziyareti kimin yapacağı ve Azak kalesinin yıkımının ağırdan alınması gibi konulardaki tavırlarına çok kararlı cevaplar vermiş ve görüşmeyi istediği şekilde sonuçlandırmıştı.<br />
OSMANLI ELÇİLİKLERİ<br />
Osmanlı İmparatorluğu Üçüncü Selim&#8217;e kadar diğer devletlere daimi elçi göndermemişti. Avrupa devletleriyle ilişkileri bunların İstanbul&#8217;da bulunan elçileri vasıtasıyla yürütülürdü. Ancak dışa­rıda elçi bulunmaması yüzünden Avrupa hakkında sağlıklı bilgi alınamıyordu.<br />
Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Avrupa&#8217;yı tanımak gerek­tiğini fark eden ilk Osmanlı sadrazamıydı. Avrupa devletlerinin İstanbul&#8217;daki elçileri ile düzenli ilişki kurdu. Ayrıca Osmanlı tari­hinde ilk kez Avrupa devletlerine elçi gönderdi. Elçiler sadece askeri ve ticari antlaşma yapmaya gitmemişlerdi. Avrupalı dev­letlerin askeri gücü ve devlet yapısı ile ilgili bilgi edineceklerdi. İbrahim Paşa Viyana&#8217;ya (1719), Yirmisekiz Mehmed Çelebi Pa­ris&#8217;e (1720-1721), Nişli Mehmed Ağa Moskova&#8217;ya (1722-1723) elçi olarak gittiler. Bu elçiler gittikleri yerde gördüklerini anlatan raporlar hazırlayarak sadrazama sundular.<br />
Üçüncü Selim döneminde Avrupa&#8217;daki Osmanlı çıkarlarını korumak için Avrupa&#8217;nın önemli merkezlerinde devamlı kalacak ikametgâh elçilikleri açıldı. İlk ikametgâh elçiliği 1793&#8242;te Londra&#8217;ya açıldı ve ilk elçi Yusuf Agâh Efendi&#8217;ydi.<br />
OSMANLI DİPLOMASİSİ<br />
Türkler&#8217;in savaşta kazanıp ma­sada kaybettiği klişe haline gelmiş bir sözdür. Sanki Türkler hiç diplomasiden anlamıyor, saflıkları ve bilgisizlikleri yüzünden Avrupalı diplomatlar tarafından kandırılıyor gibi anlatılır. Os­manlı İmparatorluğu&#8217;nun son zamanlarında bazı savaşlarda galip gelinmesine rağmen yapılan antlaşma­lardan kayıpla çıkılmıştır. Ancak bunun sebebi Os­manlı diplo­matlarının maharetsizliği değil, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi devletlerin baskılarıdır.<br />
Osmanlı tarihi boyunca yapılan antlaşmalar, görüşme sü­reçleri ve uygulamaları ile birlikte iyi incelenirse çok maharetli diplomatların olduğu ve birçok antlaşmanın Osmanlı lehine neticelendirildiği görülür.<br />
Rektör olduktan kısa bir süre sonra üniversitesini 15-20 yıl önce kurulmuş birçok üniversiteyle aynı seviyeye getiren Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Ali İbrahim Savaş&#8217;ın Osmanlı Diplomasisi, Mustafa Hattî Efendi&#8217;nin Viyana Sefaretnamesi ve Tedbirat-ı Pesendide isimli eserlerinde Osmanlı diplomasisinin bilmediğimiz birçok yönüne ve Osmanlı elçilerinin gittikleri ülkelerde Osmanlı devlet vakurunu nasıl koruduklarına dair birçok örnek vardır.<br />
OSMANLI ELÇİLERİNİN HATIRALARI<br />
Osmanlı elçilerinin elçilik görevlerine dair yazdıkları eserlere &#8220;sefaretnâme&#8221; adı verilir. Osmanlı elçilerinin yazdığı ilk elçilik raporu Fatih döneminde Avusturya&#8217;ya elçi olarak giden Hacı Zağanos&#8217;a aittir. Lale devrinden sonra Osmanlı elçilerinin çoğu elçiliklerine dair sefaretname hazırlamışlardır. Osmanlı elçilerinin yazdığı sefaretnâmeler arasında en fazla üzerinde durulan eser Yirmisekiz Mehmed Çelebi&#8217;nin 1720-1721 tarihli Fransa Sefaretnâmesi&#8217;dir. Eser edebî ve tarihî kıymetinin yanı sıra, Osmanlı toplum hayatına yaptığı tesir açısından da önemlidir. Bu sefaretnâme, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Batı&#8217;ya bakışının değişmesinde önemli rol oynamıştır</p>
<p>BUGÜN</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/vahdettin-gizli-anlasma-yapti-mi" title="Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı? (02 Mayıs 2010)">Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı?</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/piri-reis-nicin-idam-edildi" title="Piri Reis niçin idam edildi? (04 Ocak 2010)">Piri Reis niçin idam edildi?</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/fatihin-darbecilere-verdigi-ceza" title="Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza (11 Aralık 2009)">Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/darbecilik-turke-osmanlidan-miras" title="Darbecilik Türk&#8217;e Osmanlı&#8217;dan miras (20 Ocak 2010)">Darbecilik Türk&#8217;e Osmanlı&#8217;dan miras</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/dunyayi-dize-getiren-turk-elciler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>95 yıl sonra ortaya çıkan fotoğraf</title>
		<link>http://www.tarihname.com/95-yil-sonra-ortaya-cikan-fotograf</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/95-yil-sonra-ortaya-cikan-fotograf#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 00:34:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[95 yıl sonra ortaya çıkan fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[mülakat türünün tarihsel gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis niçin idam edildi ayşe önyurt]]></category>
		<category><![CDATA[vahdettinin atatürk ile ilişkisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[ Atatürk&#8217;ün Çanakkale Savaşları sırasında medyada ilk kez yer alan fotoğrafına ulaşıldı.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Esenkaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, &#8221;Çanakkale Savaşları Sırasında Türk Basınında Mustafa Kemal&#8221; adlı araştırmasını tamamladığını söyledi.
Atatürk&#8217;ün, dönemin Donanma Mecmuası adlı derginin 27 Ekim 1915 tarihli sayısında, cephede Anafartalar Komutanı olduktan sonra kendisine tahsis edilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/ataturk_canakkale.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-78" title="ataturk_canakkale" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/ataturk_canakkale-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> Atatürk&#8217;ün Çanakkale Savaşları sırasında medyada ilk kez yer alan fotoğrafına ulaşıldı.</p>
<p>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Esenkaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, &#8221;Çanakkale Savaşları Sırasında Türk Basınında Mustafa Kemal&#8221; adlı araştırmasını tamamladığını söyledi.<span id="more-77"></span></p>
<p>Atatürk&#8217;ün, dönemin Donanma Mecmuası adlı derginin 27 Ekim 1915 tarihli sayısında, cephede Anafartalar Komutanı olduktan sonra kendisine tahsis edilen bir otomobilin içinde görülen ilk fotoğrafının yer aldığını belirten Esenkaya, ancak fotoğrafın altında ismine yer verilmediğini ifade etti.</p>
<p>Ahmet Esenkaya, 29 Ekim 1915 tarihli dönemin saygın gazetelerinden Tasvir-i Efkar&#8217;da da Atatürk&#8217;ün bir fotoğrafına yer verildiğini, fotoğrafın altında ise şu ifadelerin bulunduğunu kaydetti:</p>
<p>&#8221;Çanakkale Deniz Savaşları&#8217;nda olağanüstü yararlılık gösteren, olağanüstü şeref ve şanlı muharebe yapan, boğazları, halifelik makamı olan İstanbul&#8217;u kurtaran komutanlarımızdan güçlü, hamiyetli, saygın Albay Mustafa Kemal Beyefendi.&#8221;</p>
<p>Esenkaya, bu fotoğrafın yayımlanmasının ardından Enver Paşa&#8217;nın son derece kızdığını, gazetenin sahibi Yunus Nadi&#8217;ye, milletvekili olduğu için bir şey diyemediğini, ancak bazı gazete görevlilerini hapsettirdiğini ve birkaç gün gazeteyi kapattırdığını anlattı.</p>
<p>Donanma Dergisi&#8217;nin &#8221;Şen Satırlar&#8221; adlı 9 Aralık 1915 tarihli sayısında İstanbul&#8217;dan Gelibolu Yarımadası&#8217;na gelen ayan ve milletvekilleri heyetinin Atatürk ile birlikte çekilmiş 4 fotoğrafının kullanıldığını, ancak Atatürk&#8217;ün adından hiç bahsedilmediğini anlatan Esenkaya, şu bilgileri verdi:</p>
<p>&#8221;Bu olay, dönemin politik düşüncesini yansıtıyor. Ama konu Harp Mecmuası&#8217;na gelince iş değişiyor. Propaganda amaçlı, Enver Paşa&#8217;nın emriyle çıkarılmış Harp Mecmuası&#8217;nın 1915 yılı aralık ayı sayısında 3&#8242;te 1 boyutta &#8216;Anafartalar Kumandanı Miralay Mustafa Kemal&#8217; altyazılı temiz bir fotoğraf yayımlanıyor.&#8221;</p>
<p>Esenkaya, yine Harp Mecmuası&#8217;nın 4&#8242;ncü sayısının kapağında, Gelibolu Yarımadası&#8217;ndaki Kireçtepe&#8217;de gazi askerlerin mermilerle yaptığı anıtın önünde Atatürk&#8217;ün yer aldığı fotoğrafın altında ise &#8221;Çanakkale&#8217;de Kireçtepe&#8217;de büyüklüğüne söz bulunmayan, her an canlarını feda eden o mübarek şehitler yatar&#8221; diye bir ibarenin yer aldığını, Atatürk&#8217;ün isminden hiç bahsedilmediğini söyledi.</p>
<p>Bu çalışmasıyla ilk kez Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün medyadaki görünümünü ve şöhretini ortaya koyduğuna işaret eden Esenkaya, Enver Paşa&#8217;ya rağmen Atatürk&#8217;ün Çanakkale&#8217;de yakaladığı şöhrete ve medyada yer almasına kimsenin engel olamadığını sözlerine ekledi.</p>
<p>Habervaktim</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/darbecilik-turke-osmanlidan-miras" title="Darbecilik Türk&#8217;e Osmanlı&#8217;dan miras (20 Ocak 2010)">Darbecilik Türk&#8217;e Osmanlı&#8217;dan miras</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/osmanli-gitti-muslumanlar-yetim-kaldi" title="&#8216;Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı&#8217; (17 Mayıs 2009)">&#8216;Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı&#8217;</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/nazi-katliamini-siyonistler-istedi" title="&#8220;Nazi katliamını Siyonistler istedi&#8221; (20 Mayıs 2009)">&#8220;Nazi katliamını Siyonistler istedi&#8221;</a> (1)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/95-yil-sonra-ortaya-cikan-fotograf/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşte Osmanlı&#8217;daki zehir hükümranlığı&#8230;</title>
		<link>http://www.tarihname.com/iste-osmanlidaki-zehir-hukumranligi</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/iste-osmanlidaki-zehir-hukumranligi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 00:20:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[ağır zehirler]]></category>
		<category><![CDATA[bilge kağan ın zehirlenmesi kaynakça]]></category>
		<category><![CDATA[cem sultan ne yemez]]></category>
		<category><![CDATA[cem sultanın hayatı ile ilgili slayt]]></category>
		<category><![CDATA[falih rıfkı atalay]]></category>
		<category><![CDATA[FATİH İN ÜÇ OĞLU ZEHİRLENEREK]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet zehir]]></category>
		<category><![CDATA[işte osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[İşte Osmanlı'daki zehir hükümranlığı...]]></category>
		<category><![CDATA[mahmut paşa şehzadenin karısi]]></category>
		<category><![CDATA[mülakat]]></category>
		<category><![CDATA[Orhun yazıtları]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti zehir]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devletinde padişahtan önce kim yemek tadına bakardı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devletinin hükümranlığı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı ile ilgili haberler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı namçe]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda zehirlere karşı tabaklar]]></category>
		<category><![CDATA[padişahların kullandığı zehirler]]></category>
		<category><![CDATA[sehzade mustafa roma seferinde olduruldu?]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz sultan selim babasını zehirletti mi]]></category>
		<category><![CDATA[yemekte zehir]]></category>
		<category><![CDATA[zehir sultan]]></category>
		<category><![CDATA[zehir tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[zehirle ilgili makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[zehirle ilgili yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[zehirle yazılan tarih]]></category>
		<category><![CDATA[zehirlenen osmanlı padişahı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[ Zehirlenmeye karşı sefertası önlemleriyle ilgili haberler gündemden düşmüyor. İşte Osmanlı&#8217;daki zehir hükümranlığı&#8230;
Fatih&#8217;in üç oğlu da zehirlenmişti
Zehirlenme tehlikesine karşı sefertası önlemleriyle ilgili haberler gündemden düşmüyor. Zehirlenme tehlikesi tarih boyunca devlet adamlarına yönelik en büyük tehditti. Fatih&#8217;in üç oğlu zehirle hayatını kaybetmişti.
Zehirlenme tehlikesine karşı komutanlarımızın, devlet adamlarımızın ve hakimlerimizin çeşitli tedbirler aldıkları, özellikle de sefertası kullandıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/yemek.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-75" title="yemek" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/yemek-150x144.jpg" alt="" width="150" height="144" /></a> Zehirlenmeye karşı sefertası önlemleriyle ilgili haberler gündemden düşmüyor. İşte Osmanlı&#8217;daki zehir hükümranlığı&#8230;<br />
Fatih&#8217;in üç oğlu da zehirlenmişti<br />
Zehirlenme tehlikesine karşı sefertası önlemleriyle ilgili haberler gündemden düşmüyor. Zehirlenme tehlikesi tarih boyunca devlet adamlarına yönelik en büyük tehditti. Fatih&#8217;in üç oğlu zehirle hayatını kaybetmişti.<span id="more-74"></span><br />
Zehirlenme tehlikesine karşı komutanlarımızın, devlet adamlarımızın ve hakimlerimizin çeşitli tedbirler aldıkları, özellikle de sefertası kullandıkları yönünde haberler okuyoruz. Haksız da sayılmazlar. Zehirlenme tehlikesi tarih boyunca devlet adamlarının üzerindeki en büyük tehditti. Tarihte Bilge Kağan, Melikşah ve Alaeddin Keykubad gibi devlet adamlarımız zehirlenerek öldürülmüşlerdir.</p>
<p>FATİH&#8217;İN ÖLÜMÜNÜN ESRARI</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed, 1481&#8242;de Gebze&#8217;de esrarengiz bir şekilde öldü. Bütün araştırmalara rağmen Fatih&#8217;in ölümündeki esrar henüz çözülememiştir. Ölümünden önce Fatih&#8217;e karşı 20 civarında suikast teşebbüsünde bulunan Venedikliler&#8217;in Fatih&#8217;in ölümünde bir rollerinin olması kuvvetli bir ihtimaldir.<br />
Fatih Sultan Mehmed&#8217;in üç oğlu vardı. İkinci Bâyezid, Şehzâde Mustafa ve Cem Sultan&#8230; Üçü de zehirlenerek hayatlarını kaybettiler.</p>
<p>VEZİRİAZAM FATİH&#8217;İN OĞLUNU ZEHİRLETTİ</p>
<p>Şehzâde Mustafa, Karaman Valisi olarak görev yaparken, Bor&#8217;da bir hamamda yıkanıp çıkmasının ardından 1474 Ocak&#8217;ında esrarengiz bir şekilde vefat etti. Şehzâde öleceğini anlayınca lalasını çağırarak ölümünden Mahmud Paşa&#8217;nın sorumlu olduğunu, intikamını almasını vasiyet etmişti. Şehzâde, dönemin önemli isimlerinden Veziriazam Mahmud Paşa&#8217;nın eşlerinden biriyle ilişkiye girmiş, paşa da bu yüzden Şehzâde Mustafa&#8217;yı zehirletmişti.<br />
Şehzâdenin ölümünden sonra devlet ileri gelenleri siyah elbiseler giyerek padişaha baş sağlığı dileklerini sunarlarken, Mahmud Paşa&#8217;nın taziyeye katılmaması sonunu getirdi. Mahmud Paşa önce hapse atıldı. Elli gün hapiste kalan Mahmud Paşa sonunda Yedikule&#8217;de idam edildi.</p>
<p>KARDEŞİNİ ZEHİRLETTİ, KENDİ DE ZEHİRLENDİ</p>
<p>Fatih&#8217;in ölümünden sonra iki oğlu Bâyezid ve Cem Sultan saltanat mücadelesine girdiler. Cem Sultan, İstanbul&#8217;a erken gelemediği için mücadeleyi kaybetti. Rodos şövalyelerine sığınması şehzâde için maceralı ve hüzünlü bir hayatın başlangıcı oldu. Papa Sekizinci Innocent, Cem&#8217;i haçlı seferinde kullanmak için Rodos şövalyeleriyle anla­şıp, 1489&#8242;da Roma&#8217;ya getirtti. Ancak Cem Sultan, Osmanlılar&#8217;a karşı bir harekette yer almamak için direndi. Papa 1492&#8242;de ölünce, yerine Altıncı Alexandre Borgia geçti.<br />
Birkaç yıl sonra Fransa Kralı Sekizinci Charles ordusu ile İtalya&#8217;ya girdi. Kral ile papa arasında cereyan eden uzun müzakereler sonucunda Cem Sul­tan, Sekizinci Charles&#8217;a teslim edildi. Fransa Kralı&#8217;nın düşüncesi Cem&#8217;i de alarak Kudüs&#8217;e bir Haçlı Seferi düzenlemekti. Ancak Cem Sultan, Fransa&#8217;ya varama­dan 25 Şubat 1495&#8242;te Castel Capuana&#8217;da öldü.<br />
Bazı tarih kitapla­rında şehzâdenin İstanbul&#8217;dan gönderilen Kapıcıbaşı Mustafa Ağa tarafından zehirli bir ustura ile tıraş edilerek zehirlendiği iddia edilir. Ancak bu iddianın hiçbir dayanağı yoktur. Genel kanaat, Cem Sultan&#8217;ın Fransa Kralı&#8217;na teslim edilmeden önce Borgialar tarafından ağır ağır tesir eden bir zehir ile zehirlendiği ve bu işte ağabeyi İkinci Bâyezid&#8217;in de parmağının olduğudur.<br />
İkinci Bâyezid, kardeşini devre dışı bırakarak rahat etmişti. Ancak ömrünün sonlarına doğru oğulları taht mücadelesine giriştiler. Yavuz Sultan Selim askerin yardımıyla babasını tahttan çekilmeye mecbur etti. Bâyezid, tahttan çekildikten sonra 20 gün İstanbul&#8217;da kaldı. Daha sonra ömrünün kalan kısmını geçirmek üzere Dimetoka&#8217;ya doğru yola çıktı. Ancak buraya varamadan 26 Mayıs&#8217;ta yolda öldü. Yavuz, ileride bir mesele çıkmasını önlemek için babasını zehirletmişti. Türkiye&#8217;nin en önemli tarihçilerinden rahmetli Prof. Dr. Şehabettin Tekindağ, bu konuda yaptığı araştır­mada II. Bâyezid&#8217;in zehirle­nerek öldürüldüğü sonucuna varmıştır.</p>
<p>ZEHİRLENMEYE KARŞI ÇİN İŞİ TABAK</p>
<p>Osmanlı Sarayı&#8217;nda zehirlenmeye karşı alınan önlemlerden biri de, Çin&#8217;den gelen ve zehri belli eden yeşil sırlı seramikten yapılmış tabaklardı. Avrupalılar &#8220;celadon&#8221; dedikleri bu tabağa Osmanlılar, Burma&#8217;nın Martaban limanından gönderildiği için &#8220;Mertebanî&#8221; diyorlardı. Yeşil renkli bu tabağa zehir konulursa, renk değiştirerek onu belli ettiği veya zehirle temas eden tabağın kırıldığına inanılırdı. Ancak bunun bir inanış olduğu, gerçek olmadığı söylenir.</p>
<p>YEMEĞİN TADINA ÖNCE ÇAŞNİGİRLER BAKARDI</p>
<p>Padişahları zehirlenmeye karşı &#8220;çaşnigir&#8221; veya &#8220;zevvakin-i hassa&#8221; adı verilen görevliler korurlardı. Çaşnigirbaşının idaresi altında sayıları 100&#8242;e kadar ulaşan çaşnigirler, saray mutfağında pişen yemeği alıp, tadına bakarlardı. Zaman zaman da sultanın sofrasını hazırlayıp, ziyafetlerde hizmet ederlerdi. Yemeğe zehir konulmuşsa, ilk önce yemeğin tadına bakacak çaşnigiri etkileyeceği için padişahlar zehirden kurtuluyorlardı.</p>
<p>8sütun</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/kazim-karabekirin-gunlukleri-cikti" title="Kazım Karabekir&#8217;in günlükleri çıktı (19 Ekim 2009)">Kazım Karabekir&#8217;in günlükleri çıktı</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/fatihin-darbecilere-verdigi-ceza" title="Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza (11 Aralık 2009)">Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/iste-osmanlidaki-zehir-hukumranligi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeyh Said, Kürt devletinin başına bir Türk&#8217;ü geçirecekti</title>
		<link>http://www.tarihname.com/seyh-said-kurt-devletinin-basina-bir-turku-gecirecekti</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/seyh-said-kurt-devletinin-basina-bir-turku-gecirecekti#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 00:18:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[ba.şyh]]></category>
		<category><![CDATA[beş n bir k şeyh said]]></category>
		<category><![CDATA[bir türk bir kürt]]></category>
		<category><![CDATA[büyük türkiye tarihi yılmaz öztuna şeyh sait]]></category>
		<category><![CDATA[g?kt?rkler]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid İn büyük oğlu Şehzade Selim Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[kadir mısıroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kurdistan name]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt devletinin başına bir Türk'ü geçirecekti]]></category>
		<category><![CDATA[kürt tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[kürt tarihi şeh sait]]></category>
		<category><![CDATA[kürt tarihi şeyh said]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRTLER TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[kürtlerin başına aldığı renkli şey]]></category>
		<category><![CDATA[kürtlerin dini tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtlerin tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy Resimleri – Müzikli Slayt]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy zulmü alkışlayamam slayt]]></category>
		<category><![CDATA[nazilerle ilgili makale]]></category>
		<category><![CDATA[orhun abideleri kürd]]></category>
		<category><![CDATA[orhun kitabeleri yilmaz oztuna]]></category>
		<category><![CDATA[ş saidi]]></category>
		<category><![CDATA[SAİD İ KÜRD Ü]]></category>
		<category><![CDATA[şehzade sait ayaklanması]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh mehmet selim]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh name yazarı kim]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Said]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh said isyanı slayt]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh said kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Seyh said kürt]]></category>
		<category><![CDATA[seyh said osmanli sultan]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEYH SAİD SLAYT]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh said ve kürt ayaklanması]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEYH SAİT AYAKLANMAS]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait g]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait isyanı]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Sait İsyanı ile ilgili slaytlar]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait isyanı türküsü]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait isyanında kaç kişi öldü]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait isyanının yeni kurulan türk cumhuriyetine zararı]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait kimdir TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait kuracağı devletin başına bir türkü geçirecekti]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait kürt]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait kürtçe türküsü]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait kürtmü türkmü]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh sait o.ç.]]></category>
		<category><![CDATA[seyhsaid]]></category>
		<category><![CDATA[tarihde kürt said ayaklanması]]></category>
		<category><![CDATA[tarihte bilinen ilk kürt devleti]]></category>
		<category><![CDATA[tarıhte kurt devletı]]></category>
		<category><![CDATA[tarihteki son kürt devleti]]></category>
		<category><![CDATA[türk says kürt çok]]></category>
		<category><![CDATA[turkiye tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[türkleri kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[www.şeyh said efendinin hayatı ve görüntüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=71</guid>
		<description><![CDATA[ &#8220;Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nın yayınladığı &#8220;Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar&#8221; adlı kitaba inanacak olursak, Şeyh Said isyanı tamamen İngiliz Gizli Haberalma Servisi&#8217;nin Musul&#8217;u elimizden koparmak üzere tezgahladığı bir oyundur ve hainlerin bir karşı ihtilalidir.
Bu düz mantıkla bakarsak elbette bir şey görmemiz mümkün değildir. &#8216;İç ve dış güçlerin el ele vererek oynadığı oyun&#8217; şeklinde bir basitleştirme, ancak propaganda ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/seyhsaid.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-72" title="seyhsaid" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/seyhsaid-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> &#8220;Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nın yayınladığı &#8220;Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar&#8221; adlı kitaba inanacak olursak, Şeyh Said isyanı tamamen İngiliz Gizli Haberalma Servisi&#8217;nin Musul&#8217;u elimizden koparmak üzere tezgahladığı bir oyundur ve hainlerin bir karşı ihtilalidir.</p>
<p><span id="more-71"></span>Bu düz mantıkla bakarsak elbette bir şey görmemiz mümkün değildir. &#8216;İç ve dış güçlerin el ele vererek oynadığı oyun&#8217; şeklinde bir basitleştirme, ancak propaganda ve beyin yıkama faaliyetlerinde işe yarayabilir. Tarihte geçer akçe değildir ne yazık ki. Gerçeğin üstünü bir süreliğine örtebilirsiniz belki ama ebediyen, asla!</p>
<p>Bakmayın Genelkurmay&#8217;ın isyanda İngiliz parmağı olduğu iddiasına; 1925 Mart&#8217;ında İngiliz Büyükelçisi Ronald Lindsay&#8217;in bizzat Başbakan İsmet İnönü&#8217;ye söylediği gibi İngiltere, Türkiye&#8217;nin &#8220;barış içinde yeniden yapılanması&#8221;nı beklemekteydi. İçerideki huzursuzlukların İngilizlerin de aleyhine olacağına kuşku yoktu. Musul&#8217;da pusuya yatmış olan İngiltere, o tarihte henüz Kürtlerin ayaklanmasını istemiyordu, zira bir ayaklanmayı bahane eden Türkiye&#8217;nin topuyla tüfeğiyle Musul&#8217;a sarkmasından çekiniyordu. Doğal olarak bu durum, Lozan&#8217;da girilen barış sürecine büyük zarar verecekti. Dolayısıyla İngiltere&#8217;nin bu isyanda bir çıkarı bulunmuyordu. Ancak isyanı bahane olarak kullandığı açıktır; nitekim sonradan Musul&#8217;un, kendi içindeki Kürtlere hakim olamayan Türklere teslim edilemeyeceği tezini ustalıkla kullanacaktı.</p>
<p>Önümüzdeki süreçte Türkiye&#8217;deki &#8216;Kürt sorunu&#8217;nun dönüm noktalarından Şeyh Said İsyanı&#8217;nı da tartışacağız. Ancak ben bugün isyanın genelde bakılmayan birkaç yönü üzerinde durmak istiyorum.</p>
<p>İsyanın en ciddi gerekçelerinden birisini, 1924 Mart&#8217;ında mahkemelerde yalnızca Türkçenin kullanılması ve Kürtçenin okullarda yasaklanması oluşturmaktadır. Böylece zaten ancak 215 adet okulu ve 8.400 öğrencisi bulunan Kürtlerin yaşadığı bölge (o sırada Türkiye&#8217;deki toplam okul sayısı 4.875, öğrenci sayısı ise 382 bindi), eğitim sisteminden tamamen dışlandı, üstüne üstlük okullar kapatılırken bir de &#8220;eğitim vergisi&#8221; çıkarıldı.</p>
<p>Durum gerçekten tuhaftı. Eğitim hayatı bir kararla bitirilen bir bölgeden eğitim vergisi alınması tepkilere yol açmakta gecikmedi. Bir adım daha atılarak medreseler de kapatıldı ve nihayet Türk-Kürt birlikteliğinin son simgesi olan Halifelik de kaldırıldı.</p>
<p>İsyan başladı. Lice ve Hani bir hafta içinde düştü, Çapakçur da ertesi hafta düşecekti. İşte tam bu sırada Şeyh Said bir manifesto yayınladı. Bölgede bir Kürt yönetimi kurmaktan ve Hilafeti geri getireceğinden söz ediyordu.</p>
<p>Peki kurulacak Kürt yönetiminin başkanı kim olacaktı?</p>
<p>Said&#8217;in Halife olarak kendini ortaya sürdüğünü sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Onun kafasındaki Halife adayı, aynı zamanda &#8220;Kürdistan Hükümdarı&#8221; da olacak olan merhum Sultan Abdülhamid&#8217;in oğullarından biriydi.</p>
<p>Peki kimdi bu Kürtlerin padişahı olacak Türk şehzade?</p>
<p>Bildiğim kadarıyla Şeyh Said ve avanesi bu makama, Son Halife ve &#8220;Kürtlerin Babası&#8221; olarak gördükleri Abdülhamid&#8217;in en büyük oğlu, 1870 doğumlu Mehmed Selim Efendi&#8217;yi münasip görmüşlerdi. Şehzade o tarihte 55 yaşındaydı ve Beyrut&#8217;ta yaşıyordu. Üstelik Kadir Mısıroğlu&#8217;nun dediğine bakılırsa Araplar kendisine &#8220;Sultan Selim&#8221; diye hitap ediyorlar, Cünye&#8217;deki evi &#8220;Kasru&#8217;l-Melik&#8221;, yani &#8220;Sultan&#8217;ın Sarayı&#8221; diye biliniyordu.</p>
<p>Hatta Yılmaz Öztuna&#8217;nın aktardığı bir bilgiye göre, Şeyh Said isyanında sadece bildiri yayınlamakla yetinilmemiş, Diyarbakır Ulucami&#8217;de Mehmed Selim Efendi&#8217;nin adına hutbe dahi okunmuştu. Tabii kendisinin bundan haberdar olup olmadığını bilmiyoruz.</p>
<p>Ancak burada asıl dikkat çekmek istediğimiz husus, kurulacak bir Kürt devletinin başına Türk/Osmanoğlu şehzadelerinden birinin getirilmesi, dahası, Şafii mezhebine bağlı Kürtlerin başına Hanefiliğin koruyucusu olan bir hanedan üyesinin seçilecek olmasıdır. Ve nihayet herhangi bir şehzadenin değil, bir zamanlar &#8216;Kürtlerin Babası&#8217; (Bavê Kurdan) diye meşhur olan Sultan II. Abdülhamid&#8217;in en büyük oğlunun bu makam için tercih edilmiş olmasıdır.</p>
<p>Kürt tarihi uzmanı David McDowall&#8217;ın da dediği gibi, kurulması için bayrak açılan Kürdistan&#8217;ın başına Kürt olmayan bir liderin geçirilmek istenmesi, Şeyh Said isyanının hakikaten milliyetçi bir isyan olup olmadığı şüphesini uyandırıyor (&#8220;A Modern History of the Kurds&#8221;, I.B.Tauris, 2004, s. 197-198).</p>
<p>Şeyh Said isyanı gerçekten milliyetçi bir isyan olsaydı, Kürtlerin başına bir &#8216;Türk&#8217;ü getirmeyi düşünürler miydi? David McDowall, Şeyh Said&#8217;in halife olarak kendisi dahil hiçbir Kürt aday göstermemesini, isyanın milliyetçi olmaktan ziyade, &#8220;Kürt dinî partikülerizmi&#8221;ne (&#8220;Kurdish religious particularism&#8221;) dayandırıyor. Bir başka deyişle Kürtlüğü savunuyor ama bunu dinî bağlılıkla ve dine bağlanmanın kurtuluşa erdireceği inancıyla yapıyorlardı.</p>
<p>Yani Türkler Hilafeti kaldırmakla dinî önderliklerini kaybettiler, şimdi sıra Kürtlerde. Ama Halife yine Osmanlılardan olacaktı, zira ümmeti bu aileden başkası toparlayamazdı.</p>
<p>İşe bakın ki, Mehmed Selim Efendi bu işlerin adamı değildi ama oğlu Abdülkerim Efendi, tam tersine atak bir yaratılışa sahipti. Maceracıydı. O kadar ki, Japonlar 1933&#8242;te kendisini davet edince kalkıp Tokyo&#8217;ya gitmiş, Japonların desteğiyle Uzakdoğu&#8217;da yaşayan Türk-Tatarları bir bayrak altında toplamak ve bu defa Türkistan Kralı olmak üzere Çin&#8217;e karşı harekete geçmişti. Ancak hayalleri kısa zamanda tuzla buz olan atak Şehzade, 1935 Ağustos&#8217;unda New York&#8217;ta bir otel odasında ölü bulunacaktı. İki yıl sonra da babası &#8220;Sultan Selim&#8221; ölecekti.</p>
<p>Kadere bakın ki, Mehmed Selim Efendi Kürtlerin, oğlu Abdülkerim Efendi ise Türkistan Türklerinin başına Halife yapılmak istenmişti. İkisi de olmadı. Baba Şam&#8217;da, oğul ise New York&#8217;ta son uykularını uyumaktalar.&#8221;</p>
<p>Mustafa Armağan-Zaman</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/mason-olan-osmanli-padisahi-kimdi" title="Mason olan Osmanlı padişahı kimdi? (03 Ocak 2010)">Mason olan Osmanlı padişahı kimdi?</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/seyh-said-kurt-devletinin-basina-bir-turku-gecirecekti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Piri Reis niçin idam edildi?</title>
		<link>http://www.tarihname.com/piri-reis-nicin-idam-edildi</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/piri-reis-nicin-idam-edildi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 01:14:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA["çiğdem su"]]></category>
		<category><![CDATA[afife piri]]></category>
		<category><![CDATA[aşkta idama sürüklemek]]></category>
		<category><![CDATA[batık kitabında piri reis ile ilgili önemli bir olay]]></category>
		<category><![CDATA[batık meva önyurt]]></category>
		<category><![CDATA[bilge kağan anıtında devletin görevleri nasıl anlatılmıştır]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanlardan alıntı örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[cherubim tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[duş yapan kadın]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek tarih değişebilir]]></category>
		<category><![CDATA[gizemli tarih]]></category>
		<category><![CDATA[hamza reis piri reisin yeğeni]]></category>
		<category><![CDATA[hayel gücü ile hikaye yazma örnek]]></category>
		<category><![CDATA[hazine roman adları]]></category>
		<category><![CDATA[hint gizemli hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hırsı piri]]></category>
		<category><![CDATA[idam]]></category>
		<category><![CDATA[idam afrika]]></category>
		<category><![CDATA[idam name]]></category>
		<category><![CDATA[idam romanları]]></category>
		<category><![CDATA[insanları neden idam edıyorlar]]></category>
		<category><![CDATA[ipek yolu]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp sandığın peşinde]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp sandık]]></category>
		<category><![CDATA[kazım karabekirin mason yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[kısaca piri reisin çocukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy için idam kararı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif tarih tekerrürden ibaret]]></category>
		<category><![CDATA[meva onyurt timeturk]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı bahriyesi ile ilgili makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı bahriyesi levent resim]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı idam resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli idam taslari]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı kaç kişiyi idam etti]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı mirası ile ilgili tezler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi romanları]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihinde kaç kişi idam edildi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda bir idam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda idam hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda idam resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda kaç kişi idam edildi]]></category>
		<category><![CDATA[pire reis kısaca anlat lütfen]]></category>
		<category><![CDATA[piri reğis ile ilgili hikayler]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis çocukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis edebi kişiliği nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Piri reis hakkında dergi haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Piri reis İ.Ö.O tarihçesi]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis idam]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis idam edilmiş mi]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis idamı]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis ile ilgi kısa yazı]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis ile ilgili araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis ile ilgili hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis ile ilgili slayt]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis kaç dil]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis kanuni sultan süleyman kitap]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis kanuni sultan süleymana sunduğu kitap]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis kutsal sandık]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis nasıl çalıştı]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis ne zaman öldü]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis neden idam edildi]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis neden öldü]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis neden öldürüldü]]></category>
		<category><![CDATA[Piri Reis niçin idam edildi?]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis niçin önemli bir insan]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis ve masonlar]]></category>
		<category><![CDATA[piri reisin çocukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[piri reisin edebi kişliği]]></category>
		<category><![CDATA[piri reisin hikayenin ana kahramanları ve özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[piri reisin kişiliği]]></category>
		<category><![CDATA[piri reisin maceraları]]></category>
		<category><![CDATA[piri reisle bir gün hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[reis is yazmak]]></category>
		<category><![CDATA[roman yaz]]></category>
		<category><![CDATA[sandıkla ilgili makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[seyh said niye asildi]]></category>
		<category><![CDATA[sürükleyici tarihi roman]]></category>
		<category><![CDATA[tapınak şovalyeleri neyi koruyor]]></category>
		<category><![CDATA[tarih giz]]></category>
		<category><![CDATA[tarih name]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi gerçeklerle ilgili makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/piri-reis-nicin-idam-edildi</guid>
		<description><![CDATA[ Ayşe Önyurt, Batık&#8217;ta, bir sırrın peşinde İstanbul sokaklarından Hint Okyanusu&#8217;na kadar uzanan gizemli serüvende okurlarına soluk soluğa yol aldırıyor&#8230;
Asım Öz / TIMETURK
New York&#8217;ta tarih bölümünde yüksek lisans yapan Elif, tez konusu olarak Piri Reis&#8217;in Kitab-ı Bahriyesini seçtiğinde kendini yüzyıllardır süregelen bir hazine avının ortasında bulacağından habersizdir. Öyle ki tezi üzerinde çalışmaya başladıktan kısa bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/PiriReis.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-69" title="PiriReis" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/PiriReis-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> Ayşe Önyurt, Batık&#8217;ta, bir sırrın peşinde İstanbul sokaklarından Hint Okyanusu&#8217;na kadar uzanan gizemli serüvende okurlarına soluk soluğa yol aldırıyor&#8230;</p>
<p><span id="more-70"></span>Asım Öz / TIMETURK</p>
<p>New York&#8217;ta tarih bölümünde yüksek lisans yapan Elif, tez konusu olarak Piri Reis&#8217;in Kitab-ı Bahriyesini seçtiğinde kendini yüzyıllardır süregelen bir hazine avının ortasında bulacağından habersizdir. Öyle ki tezi üzerinde çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra kendini başta tesadüf zannettiği bir takım esrarengiz olayların içinde bulur&#8230;</p>
<p>Elif, Piri Reis&#8217;in donanmasına erkek kılığında girmeyi başaran gencecik Afife ile ilgili bilgilerin peşinde, geçmişten gelen gizli bir görevin bekçisi olduğunu öğrendiğinde ise işler iyiden iyiye sarpa saracaktır. Mevâ A. Önyurt, Batık&#8217;ta, bir sırrın peşinde İstanbul sokaklarından Hint Okyanusu&#8217;na kadar uzanan gizemli serüvende okurlarına soluk soluğa yol aldırıyor&#8230; Mevâ A. Önyurt ile bu yeni kitabı hakkında söyleştik. Konumu itibarıyla, tarihi roman kavramı üzerine de fikirlerini aldık&#8230;</p>
<p>Sizi bu hikâyenin peşinden sürükleyen neydi, anlatır mısınız?Roman kahramanı ile sizin serüveniniz sanki kesişiyor gibi,ne dersiniz?</p>
<p>Oldum olası eski kitapları ve haritaları incelemeyi severdim. Bir gün New York’da bir üniversite kütüphanesinde gemi batıklarını inceleyen bir kitabı karıştırıyordum. Bir anda Elif ve Afife’nin hikayesi zihnimde canlanmaya başlamıştı. İlk aklıma gelenleri o gün kütüphaneden çıkmadan bilgisayarıma hızıca yazmaya koyuldum. Sanırım bu açıdan haklısınız. Elif’in de bu maceraya başlaması bir kütüphanede araştırma yaparken başlıyor. Başlangıç noktalarımız kesişiyor. Elif gibi bende Piri Reis hakkında yaptığım araştırmalar boyunca çok şaşırtıcı ve insanın kafasını kurcalayan değişik gerçeklerle karşılaştım. Bu açıdan onun geçirdiği süreci bir bakıma paylaştım. Ama tabiî ki Elif hayali bir kahraman.</p>
<p>Kitabınız için tarihi roman türünün bir örneği diyebilir miyiz?</p>
<p>Bu soruya evet demeden önce şunu söylemem gerekir ki bu kitap Piri Reis’in ne de başka birinin biyografisi değil. Eğer geçmişte herhangi bir zaman diliminde geçen, o günün şartlarını ve insanlarını betimleyip, tarihi olaylarını mihenk taşları olarak kullanan macera türündeki romanlara tarihi roman deniyorsa, evet o zaman Batık bir tarihi roman.</p>
<p>Romanı yazma süreci nasıl çalıştı? Örneğin karakterleri nasıl içselleştirdiniz mesela?</p>
<p>Bilmem başka yazarlar ilk romanlarına nasıl başlarlar fakat Batık önce kısa hikaye olarak başladı. Bu kitabı yazmadan önce birçok şiir ve hikâye yazmıştım. Hatta İngilizce birkaç şiirim Amerika’da Edebiyat jurnallerinden birinde yayınlanmıştı. Roman yazabilecek kadar sabırlı olabileceğim aklıma gelmezdi. Araştırma yaptıkça ortaya çıkan macera beni de sürükledi. Sevdiğim, sürükleyici bir romanı okurken yaşadığım heyecanı duymaya başlamıştım. Karakterler oluştukça değişik dünyalara dalıyordum. Elimden bırakamadığım bir romanı okur gibi yazdım Batık’ı.</p>
<p>Özellikle Piri Reis döneminden bahsediyorum, anlatının gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi ne kadardır?</p>
<p>Evet. Piri Reis ve Kitab-ı Bahriye’si romanımın belkemiği. Doğruyu söylemek gerekirse kitap yayınlanana dek ne kadarı gerçek ne kadarı hayali bunu hiç hesaplamamıştım. Bir örnek vermem gerekirse mesela Piri Reis’in Hint Denizlerine kaptan olarak o tarihlerde yollanmış olduğu bir gerçek. Bu sıralarda Kitab-ı Bahriye’yi Kanuni Sultan Süleyman’a sunduğu da bir gerçek. Fakat onun Divitkar Ziya adında bir katibi yahut Hamza adında bir yeğeni olup olmadığı bir muamma. Tabut-u sekine veya Kutsal Sandık halen bazı fanatikler tarafından aranıyor bu da bir gerçek. Buna benzer daha çok örnek verebilirim. Özellikle Osmanlı Donanması, Rodos adası, Aden ve romanda adı geçen diğer mekanlar ile ilgili derinlemesine araştırma yaptım. Bu ortamları gerçeğe uygun bir şekilde tasvir ettim. Bir süre Osmanlı kavuklarını ve sarıklarını bile detaylı bir şekilde öğrenmeye çalıştım. Bunlar leventlerin rütbelerini gösteren nişaneler. O zamanı anlayabilmek, karakterler arasındaki ilişkileri netleştirmek için bunları araştırdım.</p>
<p>Nasıl bir kişiliği var Piri Reis’in?</p>
<p>Piri Reis’in özel hayatıyla ilgili çok fazla metne rastlamadım. Fakat onu anlamak için Kitab-ı Bahriye’sini okumak yeterliydi benim için. Bilim ve ilme verdiği önemi, alıntı yaptığında muhakkak kimden aldığını söylemesi gibi bir incelikten anlamıştım. Bir de kitabının her kısmında duayı vurguluyor. Bu da onun inançlı biri olduğunu gösteriyordu. Tüm bunları bir araya getirince tam da Afife’nin ihtiyacı olan bir yol gösterici çıktı ortaya.</p>
<p>Piri Reis niçin idam edilmiş?</p>
<p>Piri Reis 80 yaşında sefere çıkan bir amiral. Kanuni Sultan Süleyman devri boyunca aktif bir şekilde Portekizlilerle savaşıyor. Son seferi Hürmüz’den dönerken maalesef Süveyş’te donanmaları bırakmak zorunda almış. Ganimetlerle dolu iki gemi eşliğinde Kahire’ye gelince buradaki Kubat Paşa onu Osmanlı Hanedanına şikâyet edince, donanmayı zarara uğratıp Hürmüzlüleri yağmalamak suçundan 84 yaşında idam ediliyor. Burada anlaşılamayan bir gizem var. Neden bu yaştaki bir ilim adamının idam hükmünü bu kadar çabuk imzalayıp onu idam ediyorlar. Piri Reis neden ganimet hırsı için bu yaşta kendini tehlikeye atsın ki? Akla gelen birçok cevaptan biri de, işin içinde başkalarının parmağı olması. Hanedana kötü raporlar yazan Nasuh Bey gibi birileri. Yahut Tapınak Şövalyeleri.</p>
<p>Kitab-ı Bahriyesi gerek dönemi için gerekse bugün için ne ifade ediyor?</p>
<p>Bildiğim kadarıyla Kitab-ı Bahriye Akdeniz, Ege, Kızıldeniz ve Hint Okyanus’unda yolculuk yapacak her denizci için günümüzde bile büyük bir kılavuz. Rüzgarların yönlerini, mevsimsel değişimleri, denizlerin özelliklerini ,kıyıları, sığlıkları, taşlıkları bir bir büyük bir itinayla not etmiş Piri Reis. Bu şu anki teknolojiyle bile yapılması güç bir şey. Düşünün bir kez amcası Kemal Reis’in yanında çocukluğundan ölene dek bu sularda iz sürmüş.</p>
<p>Romanın odağında kayıp sandığın serüveni var. Peki, sizi bu hikâyenin peşinden sürükleyen neydi, anlatır mısınız?</p>
<p>Romanda da bahsettiğim gibi kayıp sandık nam-ı diğer Tabut-u Sekine Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler için kutsal kabul ediliyor. Bu sandıkla ilgili birçok rivayet var. Sandığın içinde Hz. Musa’ya indirilen On Emrin yazılı olduğu levhaların olduğuna inanılıyor. Tevrat’ta sandığı iki meleğin (cherubim) koruduğuna ve kutsal güçlerinin olduğu bildiriliyor. İslamiyet’te ise bu sandığın ahir zamanda gelecek Mehdi (A.S)’ın hükümranlığının bir nişanesi olacağı ve Müslümanlara huzur vereceği rivayet ediliyor. Tapınak Şövalyeleri 12. yüzyılda Kudüs’de Süleyman Tapınağında bu sandığı bulmak için kazı yapmışlar. Daha sonra bu görevi <a href="http://www.tarihname.com/tag/masonlar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with masonlar">masonlar</a> devam ettirmiş olduğu bile ileri sürülüyor. Sandığı bulanın Allah (c.c) ile iletişim kurabileceği inancını taşıyanlarda var. Uzun lafın kısası sandığın İslam’ın Halifesi Sultan Süleyman tarafından izinin sürülmesi de mantıksız olmuyor. Hele ki Piri Reis gibi haritalarını Süleyman Peygamber yardımıyla çizdiğini idea eden bir kartografın liderliğinde.</p>
<p>Peki bu süreçte öteki tarih olarak da görebileceğimiz gizli yapılanmalara romana hareket katmak için mi yer verdiniz?</p>
<p>Aslında bu gizli yapılanmalar Tabut-u Sekine’nin yüzyıllardır zaten izini süren gruplar. Genellemelere gitmek sakıncalı ama bu öğeleri romana heyecan katmak için kullanmadım. Tapınakçılar ve sahte şeyhler kendiliğinden yerlerini buldular romanın izini sürdüğü sırrın peşinde.</p>
<p>Romanda anlatıldığı kadarıyla, Osmanlı denizlerde oldukça etkili görünüyor. Bu denli bir deniz gücü mü var Osmanlının? Bu güç keşifler çağında ve tabii sömürgecilik dönemlerinde neler yapıyor?</p>
<p>Aslına bakarsanız Osmanlı Devletinin denizlerdeki varlığını daha iyi anlayabileceğimiz çok faydalı kitaplar var. Değerli hocamız Prof. Dr. İdris Bostan’ın kitapları benim için büyük birer kaynak oldu. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman devrinde denizlerdeki güç oldukça artıyor. O zaman neden Amerika’nın keşfi, yahut Afrika ’nın sömürgeleştirilmesinde Osmanlı yok diye sorabilirsiniz. Lakin anladığım o ki siyasi bazı yapılanmalar ve Osmanlı’nın fetih anlayışı bunun önünü kesiyor. Osmanlı İslamiyet’i yaymak için ordusunu harekete geçiriyor. Lakin Avrupalı krallıklar zenginlikleri elde etmek için sömürme politikasıyla yeni keşiflerin önünü açıyor. Bunun açıklamasını tarihçiler çok daha iyi yapabilir. Osmanlı isteseydi Avrupa’dan önce Amerika’yı keşfederdi. 16. yüzyılda denizlerdeki yaptırımı inkar edilemeyecek bir gerçek.</p>
<p>Onca erkek içine ancak kılık değiştirerek katılabilen Afife karakterini oluşturma gerekçeniz nedir?</p>
<p>Öncelikle okuru bambaşka bir dünyaya sokarken en az onlar kadar çoğu şeyden bihaber bir karakter seçmem gerektiğine inanıyordum. Böylece ana kahramanla okur da beraber bu dünyayı keşfedecekti. Afife donanma diline, erkek dünyasına yabancı. Bu hem tehlikeli hem de heyecan verici bir gerçek. Afife erkek kılığında cesur bir levent olup çıkıyor. Hayalleri olan bir kız. Bu karakterin peşinden gitmek bana keyif verdi.</p>
<p>Osmanlı dönemini dile alırken kavramlar, özel isimler ve durumlar dışında günümüz okurunun rahatlıkla yakalayabileceği bir söz dizimi, biçem kullanmışsınız. Bu romanı değerlendirirken karşılaştığınız yazınsal sorunlardan bahseder misiniz?</p>
<p>Açıkçası yazarken nasıl yazdığınızı hiç düşünmüyorsunuz. Sağ olsun editörüm Çiğdem Su bu konuda bana çok yardımcı oldu. Osmanlıda 16. yüzyılda yaşayan bir insanı yansıtmaya çalışırken o zamanın adetleri kadar eski kelimelere de yer verdim. Bu kısımda zorlanmadım değil. Bol bol sözlük karıştırdım.</p>
<p>İki zamanda yani dünde ve bugünde akan bir anlatımı var romanınızın. Dil tutumunuz nasıl oldu?Bunu açıklar mısınız?</p>
<p>Romanın geçmişte geçen kısımları üzerinde daha çok çalışmam gerekti. Özellikle Kitab-ı Bahriye’deki dil beni etkilemişti. Sanırım bazı şiirsel öğeleri buradan etkilenerek yazdım. Bir de denizcilikle ilgili değişik terminolojileri mümkün olduğunca gerçeğe uygun kullanmaya çalıştım.</p>
<p>Romanınıza yazdığınız önsözün sonunda “Romanda adı geçen bazı şahıs ve olaylar hayal ürünü olmakla birlikte,kimi tarihi olaylar ve karakterler gerçektir” diyorsunuz.Bir dönem çok sık tartışıldı edebiyat çevrelerimizde tarihi roman konusu. Kimileri tarihi roman yazımında illaki gerçeklerin gözardı edilmemesini savunurken, kimileri de kurgunun hüküm sürebileceği bir alan olarak yorumladı. Siz konuya nasıl bakmıştınız/bakmaktasınız?</p>
<p>Açıkçası bunu yazarken hiç düşünmemiştim. Son zamanlarda öyle güzel yayınlar var ki Osmanlı Tarihi’yle ilgili gerek gündelik hayata dair, sosyolojik, bilimsel, iktisadi alanlara ait, bunları okuyup da etkilenmemek mümkün değil. Evet, ben bir tarihçi değilim. Oldum olası tarihleri ezberleyememişimdir. Fakat bu tarihimizin en önemli dönemlerinden birini araştırıp gerçekleri hayal gücümle harmanlayıp bir hikâye yazmama engel olmamalı diye düşünüyorum. Nasıl bilim-kurgu romanları bilimsel gerçekleri kullanarak bizi hayal gücünün ürünü bir serüvene çıkarıyorsa, tarihi romanlarda tarihi gerçekleri bilinenleri kullanarak böyle yapıyor.</p>
<p>Son dönemde, tarihi romanlarda, geçmişle şimdiki zaman bir koşutluk içinde anlatılır oldu. Buna nasıl bakıyorsunuz?</p>
<p>Tarih tekerrürden ibarettir. Zaman, mekan değişir, dil değişir lakin aşk hep aşktır, mevki hırsı hep vardır, mücadele ve rekabet bitmez. Bu yüzden bir romancının günümüzle geçmişi paralel anlatması kadar doğal bir şey yoktur bence.</p>
<p>Gizemini yitiren tarihe giz katma çabası mı tarihi roman ya da tarihi kurgular?</p>
<p>Benim için tarih her zaman gizemini korur. Söylenmeyen, anlatılmayan o kadar çok hikaye, karakter var ki, tarihi kronikler ve tarih kitapları bunları anlatmaya yetişemez. Bu bir merak meselesi.</p>
<p>Merak ediyorum: İlk romanınız geçmişe ait, geçmişin mekan ve kahraman olduğu bir roman yazdınız; var mıdır ileriye dönük projelerinizde, şu zamanda geçecek olan bir hikaye?</p>
<p>Neden olmasın!</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/vahdettinin-mustafa-kemale-son-sozu" title="Vahdettin&#8217;in Mustafa Kemal&#8217;e son sözü (28 Temmuz 2009)">Vahdettin&#8217;in Mustafa Kemal&#8217;e son sözü</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/vahdettin-gizli-anlasma-yapti-mi" title="Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı? (02 Mayıs 2010)">Vahdettin gizli anlaşma yaptı mı?</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/fatihin-darbecilere-verdigi-ceza" title="Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza (11 Aralık 2009)">Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/dunyayi-dize-getiren-turk-elciler" title="Dünyayı dize getiren Türk elçiler (17 Ocak 2010)">Dünyayı dize getiren Türk elçiler</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/dunyanin-ilk-ansiklopedisi-turkiyede-cikti" title="Dünyanın ilk ansiklopedisi Türkiye&#8217;de çıktı (02 Ocak 2010)">Dünyanın ilk ansiklopedisi Türkiye&#8217;de çıktı</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/piri-reis-nicin-idam-edildi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mason olan Osmanlı padişahı kimdi?</title>
		<link>http://www.tarihname.com/mason-olan-osmanli-padisahi-kimdi</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/mason-olan-osmanli-padisahi-kimdi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 18:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[17.yüzyıl savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[en zeki osmanlı padişahı kimdi]]></category>
		<category><![CDATA[ilk mason olan osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Mason olan Osmanlı padişahı kimdi?]]></category>
		<category><![CDATA[mason osmanlı padişahları]]></category>
		<category><![CDATA[masonlar]]></category>
		<category><![CDATA[masonlarla ılgılı kıtaplar]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy mason]]></category>
		<category><![CDATA[nazilerle ilgili makale]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis ve masonluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=63</guid>
		<description><![CDATA[ Bundan 138 yıl önce bir Osmanlı veliahdının Masonluğa girdiğini, hem de 18. dereceye kadar yükseltildiğini biliyor musunuz? Üstelik 30 Mayıs 1876 günü bir askerî darbeyle tahta oturtulmuştur bu hanedan üyesi. Ancak&#8230;
Tarihçi yazar Mustafa Armağan&#8217;ın Zaman gazetesinin Pazar ekindeki ilginç yazısındaki notlar:
Mason olan Osmanlı padişahı kimdi?
Sultan II. Abdülhamid üzerinde neden ısrar ettiğimi soranlara şu cevabı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-64" title="masonpadisah" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/masonpadisah-150x150.jpg" alt="masonpadisah" width="150" height="150" /> Bundan 138 yıl önce bir Osmanlı veliahdının Masonluğa girdiğini, hem de 18. dereceye kadar yükseltildiğini biliyor musunuz? Üstelik 30 Mayıs 1876 günü bir askerî darbeyle tahta oturtulmuştur bu hanedan üyesi. Ancak&#8230;</p>
<p><span id="more-63"></span>Tarihçi yazar Mustafa Armağan&#8217;ın Zaman gazetesinin Pazar ekindeki ilginç yazısındaki notlar:</p>
<p>Mason olan Osmanlı padişahı kimdi?</p>
<p>Sultan II. Abdülhamid üzerinde neden ısrar ettiğimi soranlara şu cevabı veriyorum: Eğer Abdülhamid modernleşmeye yeni bir yön belirlemese, Frenkleşme aynı hızda sürseydi, bugün başörtüsü başta olmak üzere pek çok güncel sorunu tartışmıyor olurduk. Dinî pek çok simge gibi başörtüsü de folklorik bir mahiyete bürünmüş olurdu da ondan.</p>
<p>Abdülhamid&#8217;in yaptıklarını hakkıyla değerlendirebilmek için &#8216;O olmasaydı ne olurdu?&#8217; sorusunu da sormamız şart. Tahttan indirilişinin 100. yılında <a href="http://www.tarihname.com/tag/masonlar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with masonlar">Masonlar</a>ın bayram etmesinden tutun da, Guantanamo&#8217;da Müslüman esirlerin sinirlerini bozmak için, haham kılıklı birilerinin &#8216;İstanbul&#8217;a girip türbesini yakacaklarını&#8217; söylemelerine kadar uzanan bir &#8216;nefret çemberi&#8217;, onun hangi oyunları bozduğunu yeterince göstermekte değil midir?</p>
<p>Bu &#8217;sinsi&#8217;, &#8216;içten pazarlıklı&#8217;, &#8216;cimri&#8217; diye yaftaladıkları Şehzade, planları buruşturup bir kenara atmış ve Osmanlı&#8217;nın tasfiyesini Cihan Harbi&#8217;nin kanlı paylaşımına kadar ertelemeyi başarmıştı. Onlar kızmasın da kim kızsın?</p>
<p>Bundan 138 yıl önce bir Osmanlı veliahdının Masonluğa girdiğini, hem de 18. dereceye kadar yükseltildiğini biliyor musunuz? Üstelik tahta da çıkmıştı bu hanedan üyesi. Fakat&#8230;</p>
<p>İşte o &#8216;fakat&#8217;ın altında ne çıyanlar kaynamakta olduğunu anlamak için Tarih Dede&#8217;yi dikkatle dinlememiz lazım.</p>
<p>Sultan Abdülaziz, 1867 yılında yeğenleri şehzade Murad ve Abdülhamid ile oğlu Yusuf İzzeddin efendilerle birlikte bir Avrupa seyahatine çıkar. Paris, Londra, Viyana derken dönemin kralları, kraliçeleriyle tanışırlar. Sultan Abdülaziz, zemzemini hiç yanından eksik etmemiştir ya, &#8220;Veliahd-ı Saltanat&#8221; Mehmed Murad Efendi, çarpık ilişkiler ağına ilişmiştir çoktan.</p>
<p>Gayet iyi Fransızca bilmesi, görüştüğü devlet adamlarını hemen etkiliyor, liberal fikirleri Avrupa&#8217;nın siyasî mahfillerinde göz dolduruyordu. Bu 27 yaşındaki şehzade, er veya geç Osmanlı Devleti&#8217;nin başına geçecekti. Öyleyse üzerine oynanabilirdi. Nitekim Osmanlı Devleti üzerindeki planlar, artık geleceğin V. Murad&#8217;ına endekslenmişti.</p>
<p>Kendisi de Mason olan Prof. Enver Ziya Karal, V. Murad&#8217;ın, bu gezide Galler Prensi&#8217;nin girişimleriyle Masonluğu kabul etmeye karar verdiğini ve böylece İngilizlerin ondan faydalanmak istediklerini açıkça söyler. (Osmanlı Tarihi, cilt 8, s. 500.)</p>
<p>Nitekim 20 Ekim 1872 Pazar akşamı saat 7 sularında Kadıköy&#8217;de, Proodos Locası&#8217;nın kurucusu Louis Amiable&#8217;ın Mason lokali haline getirilen evinde Veliahd Murad Efendi, &#8220;tekris&#8221; töreniyle Masonluğa ilk adımını atar. İş burada da kalmaz, kardeşi Nureddin 8 Ağustos 1873&#8242;te, öbür kardeşi Kemaleddin ise 24 Ağustos 1875&#8242;te aynı törenle Masonluğa girerler. Nureddin Efendi&#8217;nin tekris töreni yapılırken bir adım daha atılmış ve Veliahd Murad&#8217;ın Masonlukta 18. dereceye yükseltilmesi töreni icra edilmiş, yani artık &#8220;Üstad&#8221; olmuştu.</p>
<p>Belki çoğunuz şaşırdınız ama konuyla ilgili belgeler, <a href="http://www.tarihname.com/tag/masonlar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with masonlar">Masonlar</a>ın matrikül defterindeki kayıtlar Paris&#8217;teki Bibliothêque Nationale&#8217;dedir; dahası, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Edhem Eldem&#8217;in dediğine bakılırsa, V. Murad&#8217;ın oğlu Salahaddin Efendi &#8220;İhtimam&#8221; adlı hatıratında babasının Masonlarla yazışmalarından genişçe bahsetmektedir. Anlayacağınız, kanıtları bol bir olay karşısındayız.</p>
<p>Nihayet Murad Efendi, 30 Mayıs 1876 günü bir askerî darbeyle tahta oturtulur. Ancak hesaplar tutmamış, kendisine büyük ümitler bağlanan V. Murad kısa sürede aklî dengesini yitirmiş, cinnetin sınırlarına çarpmaya başlamıştır. Sadece 93 gün sonra cülus protokolünü tamamlaması için gereken &#8220;kılıç alayı&#8221; dahi yapılamadan (yani tam padişah olmadan) aynı cunta tarafından tahttan indirilecekti. Şimdi sıra, 3 ay öncesine kadar hiç hesapta olmayan &#8217;sinsi&#8217; Şehzadeye gelmişti, Abdülhamid&#8217;e.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-66" title="ibbarsiv" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/ibbarsiv.jpg" alt="ibbarsiv" width="440" height="299" /></p>
<p>Şehzade Abdülhamid&#8217;i amcası Sultan Abdülaziz ve kuzeni Yusuf İzzeddin ile Avrupa gezisi dönüşünde Avusturya&#8217;dayken gösteren bu nadir fotoğraf, İBB&#8217;nin &#8220;Sultan II. Abdülhamid Arşivi İstanbul Fotoğrafları&#8221; kitabından alınmıştır.</p>
<p>Halbuki işler nasıl da inceden inceye planlanmıştı. Bir Mason hanedan üyesi tahttaydı. Avrupa memnundu, cunta memnundu, <a href="http://www.tarihname.com/tag/masonlar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with masonlar">Masonlar</a> memnundu. Padişah da babası &#8220;Abdülmecid&#8217;in ıslahat fikirlerini daha köklü ve daha geniş bir plan dahilinde tatbik etmek tasavvurunda idi.&#8221;</p>
<p>Peki neydi bu plan?</p>
<p>Onun ne menem bir şey olduğunu Büyük Doğu (Grand Orient) Locasından V. Murad&#8217;ın dostu Skalyeri&#8217;ye yazılan mektupta ayan beyan görebiliyoruz:</p>
<p>&#8220;Sevgili kardeşim, eserinize devam ediniz ve yeni kardeşe 2. ve 3. dereceleri aynı gizlilik içinde veriniz. Öyle yapınız ki, bu derecelerin tedrisatı aklında ve kalbinde silinmeyecek izler bıraksın. Böylece Masonluğa, vatanınıza ve insanlığa çok büyük bir hizmette bulunmuş olacaksınız.&#8221;</p>
<p>Nitekim İttihatçıların meşhur Dr. Nazım&#8217;ı da, Meşrutiyet&#8217;ten hemen sonra Fransa Maşrık-ı Azam&#8217;ında &#8220;Farklı gökler altında ama aynı &#8216;eser&#8217; için çalışıyoruz&#8221; sözlerini sarf edecekti.</p>
<p>Peki neydi Abdülhamid&#8217;in müdahalesi yüzünden aksayan ve ondan sonra yapımına devam edileceği söylenen bu &#8216;eser&#8217;? Siz cevabı düşünedurun, ben Abdülhamid&#8217;in Masonik dalgayı nasıl göğüslediğini özetleyeyim:</p>
<p>1870&#8242;lerde devleti ele geçirme planları yapan Mason locaları, Abdülhamid&#8217;in ağırlaşan politik baskıları yüzünden belirleyici güç olmaktan çıkmış, siyaset dünyasındaki varlıklarını duruma göre düzenleyen bir teşkilat halini almıştı. Bir zamanlar devleti yönetmeye kalkan <a href="http://www.tarihname.com/tag/masonlar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with masonlar">Masonlar</a>, Sultan Hamid döneminde geri adım atarak içe kapanıyor ve yeni bir uyanışı iple çekiyorlardı.</p>
<p>Sonra ne mi oluyor?</p>
<p>Ergenekon&#8217;un Masonik bağlantılarını görüyorsunuz. Eserlerini meydana getirmek için hâlâ uğraşıyorlar.</p>
<p>Yazıda Semih Tezcan ve İsmail İşmen&#8217;in &#8220;İlk Türk <a href="http://www.tarihname.com/tag/masonlar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with masonlar">Masonlar</a>ı ve Sultan Murat V&#8221; (1968) adlı kitapçığı ile Edhem Eldem&#8217;in &#8220;Toplumsal Tarih&#8221;in Eylül 1996 ve Suha Umur&#8217;un &#8220;Tarih ve Toplum&#8221;un Ocak 1987 tarihli sayılarındaki yazılarından faydalandım. m.armagan@zaman.com.tr</p>
<p>Zaman-Pazar</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/seyh-said-kurt-devletinin-basina-bir-turku-gecirecekti" title="Şeyh Said, Kürt devletinin başına bir Türk&#8217;ü geçirecekti (11 Ocak 2010)">Şeyh Said, Kürt devletinin başına bir Türk&#8217;ü geçirecekti</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/osmanli-geri-gelir-mi" title="Osmanlı geri gelir mi? (10 Ekim 2009)">Osmanlı geri gelir mi?</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/osmanli-gitti-muslumanlar-yetim-kaldi" title="&#8216;Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı&#8217; (17 Mayıs 2009)">&#8216;Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı&#8217;</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/mason-olan-osmanli-padisahi-kimdi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın ilk ansiklopedisi Türkiye&#8217;de çıktı</title>
		<link>http://www.tarihname.com/dunyanin-ilk-ansiklopedisi-turkiyede-cikti</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/dunyanin-ilk-ansiklopedisi-turkiyede-cikti#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 14:36:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[ansiklopedinin tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın ilk ansiklopedisi Türkiye'de çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[ipek yolu]]></category>
		<category><![CDATA[por. dr. hikmet koçak bibliyografyası]]></category>
		<category><![CDATA[selami bakırcı ılahıyat fakultesi resımleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/dunyanin-ilk-ansiklopedisi-turkiyede-cikti</guid>
		<description><![CDATA[ Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Çöğenli, ilk ansiklopedinin 1690&#8242;da Paris&#8217;te yayınlandığının bilindiğini ancak daha eski tarihlerde yazılan ansiklopedinin ellerinde olduğunu söyledi.
Çöğenli, &#8220;Müellifimiz miladi 1415&#8242;de doğmuş 1501&#8242;de vefat etmiştir. Bu ansiklopedimiz 62 cilttir. Her bir cildi 200 varaktır, yani 400 sayfadır.&#8221; dedi.
Atatürk Üniversitesi Mavi Salon&#8217;da &#8216;Müftü-Müderris Sakıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-60" title="ilk_ansiklopedi" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2010/01/ilk_ansiklopedi-150x150.jpg" alt="ilk_ansiklopedi" width="150" height="150" /> Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Çöğenli, ilk ansiklopedinin 1690&#8242;da Paris&#8217;te yayınlandığının bilindiğini ancak daha eski tarihlerde yazılan ansiklopedinin ellerinde olduğunu söyledi.</p>
<p><span id="more-61"></span>Çöğenli, &#8220;Müellifimiz miladi 1415&#8242;de doğmuş 1501&#8242;de vefat etmiştir. Bu ansiklopedimiz 62 cilttir. Her bir cildi 200 varaktır, yani 400 sayfadır.&#8221; dedi.</p>
<p>Atatürk Üniversitesi Mavi Salon&#8217;da &#8216;Müftü-Müderris Sakıp Danışman&#8217;ı anma toplantısı düzenlendi.</p>
<p>Çok sayıda öğretim üyesi ve öğrencinin katıldığı toplantıda konuşan Rektör Prof. Dr. Hikmet Koçak, Erzurum&#8217;un tarihi açıdan önemli bir kültür kavşağında olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Erzurum&#8217;un tarih boyunca yolcuların, tüccarların, orduların geçtiği, kültürün konaklandığı bir yer olduğunu belirten Koçak, üniversite olarak kültürel değerleri tanıtmak ve anmak amacıyla bu etkinliği düzenlediklerini kaydetti.</p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler de Erzurum&#8217;un bir tarih ve kültür şehri olduğunu, önemli ilim insanları yetiştirdiğini ifade ederek, bunlardan birinin de Sakıp Danışman Efendi olduğunu açıkladı.</p>
<p>İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu ise müftü -müderris isimlerine dikkat çekti.</p>
<p>Müderrisin günümüzde profesöre denk geldiğini hatırlatan Müftüoğlu, &#8220;Bu iki ismin kullanılması çok önemlidir. Müderris profesör demektir bugünkü anlamıyla. Merhum Müftü-Müderris Sakıp Danışman Efendi, insan yetiştirmeye kendisini hasr etmiştir. Hakkında yazılan eserlere baktığınızda Sakıp Efendi ilmiyle amil, mükemmel bir alimdi. İşi karşılıksız okutmaktı. Biz az veya çok o nesle kavuştuk.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Arap Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Çöğenli de Erzurum&#8217;un yetiştirdiği şeyhülislamlara ve bunların kütüphanesine değindi.</p>
<p>Erzurumluların muazzam kütüphaneler vakfettiklerini dile getiren Çöğenli, Erzurum&#8217;un ilk yetiştirdiği Şeyhülislam Feyzullah Efendi&#8217;nin kütüphanesinde şu ana kadar hiç bilinmeyen bir ansiklopedi bulunduğunu vurguladı.</p>
<p>İlk ansiklopedinin Paris&#8217;te 1690 yılında yayınlandığına dair bilgiler bulunduğu hatırlatan Çöğenli, Feyzullah Efendi&#8217;nin kütüphanesinde bulunan ansiklopedinin daha eski dönemlere ait olduğunu açıkladı.</p>
<p>Ansiklopedinin tarih ve muhteva bakımından dünyada tek olduğunun altını çizen Çöğenli, ansiklopedinin dünyaca bilinmediğini ve yetkililerden neşredilmesi için devreye girmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Çöğenli ansiklopediyle ilgili şunları söyledi: &#8220;Müellifimiz miladi 1415&#8242;te doğmuş 1501&#8242;de vefat etmiştir. Bu ansiklopedimiz 60 cilttir. Bir kişi yazmıştır. Kaf harfine kadar gelmiştir, bitirememiş ve vefat etmiştir. Her bir cildi 200 varaktır, yani günümüzde 400 sayfadır. Bu kitabı, 62 cildi doktora ve yüksek lisans talebeleriyle neşre kalksak 180 sene lazım. İnternete girildiğinde bu ansiklopediden bahsedilmiyor. 1690 yılındaki yazılan ansiklopediden bahsedilir. Bizim neşrettiğimiz İSAM&#8217;ın ansiklopedisinde de bu kitabın adı yok. Dünyanın haberdar olmadığı bu 62 ciltlik kitabımızın en azından ofseti yapılıp, 100 nüsha çoğaltılmak suretiyle hem Arap hem dünya alemine faydalanması için neşredilmesi gerekir. Burada yetkililerin devreye girmesi gerekiyor.&#8221;</p>
<p>Programda Sakıp Danışman&#8217;ın talebelerinden eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz ile Edebiyat Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selami Bakırcı da konuştu.</p>
<p>Zaman</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/vahdettinin-mustafa-kemale-son-sozu" title="Vahdettin&#8217;in Mustafa Kemal&#8217;e son sözü (28 Temmuz 2009)">Vahdettin&#8217;in Mustafa Kemal&#8217;e son sözü</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/piri-reis-nicin-idam-edildi" title="Piri Reis niçin idam edildi? (04 Ocak 2010)">Piri Reis niçin idam edildi?</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/dunyanin-ilk-ansiklopedisi-turkiyede-cikti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
