<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarih Name &#187; Haberler</title>
	<atom:link href="http://www.tarihname.com/category/haberler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tarihname.com</link>
	<description>Güncel Tarih yazıları</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Jul 2010 18:39:40 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Son Osmanlı şehri Sakarya</title>
		<link>http://www.tarihname.com/son-osmanli-sehri-sakarya</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/son-osmanli-sehri-sakarya#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 11:46:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[abazalar]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarı beşköprü mahallesi nüfusu ne kadar]]></category>
		<category><![CDATA[adapazari emlak besköprü hakikat sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarı fındıklıköyü resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarı söyütlü fındıklı köyü resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarı tarihi beşköprünün tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarına yerleşen türkmenler]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarının meşhur yemekleri ile ilgili yazı]]></category>
		<category><![CDATA[boşnak sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[bosnalı sosyolog]]></category>
		<category><![CDATA[bulgar muhacirleri sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[DERİNBAY]]></category>
		<category><![CDATA[eakisakaryak]]></category>
		<category><![CDATA[G?zel ve ?zl? blog yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[gürcü göçü sapanca]]></category>
		<category><![CDATA[hakan şükür boşnak mı]]></category>
		<category><![CDATA[isk.g.ü.mahhallesı]]></category>
		<category><![CDATA[kabakzade]]></category>
		<category><![CDATA[manavlar topluluğu nerede yaşar]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı padişahları hacca gitmişmidir]]></category>
		<category><![CDATA[pr]s]]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya fındıklı köyü]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya nam]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya osmanlı tarıhı]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya şehri tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[SAKARYA ŞEHRİNİN TARİHİ]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya tuna tan evleri]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya tunatan konutları]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya türkmenleri]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya ve göç]]></category>
		<category><![CDATA[sakaryalı manavlar]]></category>
		<category><![CDATA[sapanca gürcü]]></category>
		<category><![CDATA[şehir kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[şehr-i bal ve osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Son Osmanlı şehri Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[ü-badıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[


 Adapazarı&#8217;nda hayat; Boşnak, Çerkez, Gürcü, Abaza, Arnavut, Tatar ve Arap sakinleriyle &#8217;sakince&#8217; akıp gidiyor.

Her biri, farklı bir ülkeden savrulmuş bu mümbit ovaya. Bir asırdan fazladır ki, aynı mısır ekmeğini paylaşıp aynı fındık bahçesinde çalışıyorlar. Göç yollarında Karadeniz&#8217;e dökülen binlerce insanı unutmuş değiller; ama ilk göçen dedelerinin mezarı &#8216;ana yurt&#8217; belledikleri bu şehirde artık. Farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-35" title="sakarya" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2009/10/sakarya-150x150.jpg" alt="sakarya" width="150" height="150" /> Adapazarı&#8217;nda hayat; Boşnak, Çerkez, Gürcü, Abaza, Arnavut, Tatar ve Arap sakinleriyle &#8217;sakince&#8217; akıp gidiyor.</p>
<p><span id="more-34"></span></p>
<p>Her biri, farklı bir ülkeden savrulmuş bu mümbit ovaya. Bir asırdan fazladır ki, aynı mısır ekmeğini paylaşıp aynı fındık bahçesinde çalışıyorlar. Göç yollarında Karadeniz&#8217;e dökülen binlerce insanı unutmuş değiller; ama ilk göçen dedelerinin mezarı &#8216;ana yurt&#8217; belledikleri bu şehirde artık. Farklı dillerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı Adapazarı&#8217;nda dostluğun izini sürdük. Arap ninelerin, Tatar dedelerin elini öptük.</p>
<p align="center"><img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/09/20/sakarya01.jpg" alt="" /></p>
<p><em>Fahri Tuna&#8217;nın sapanca gölü kıyısındaki mangallı iftarı&#8230;</em></p>
<h3>Farklı kimliklerin ahenkle yaşadığı şehir Sakarya</h3>
<p>�Teyze sen ne milletsin?</p>
<p>�Nasıl yani ne millet? Türk&#8217;üm ben.</p>
<p>�Onu biliyoruz canım, biz de Türk&#8217;üz de ondan başka ne milletsin? Çerkez misin, Gürcü müsün?</p>
<p>Emekliliğin tadını çıkarmak üzere Adapa-zarı&#8217;nın Sapanca ilçesine yerleşmiş bir hanım, gezip dolaştığı hiçbir şehirde işitmediği bir soruyla burada karşılaştı: &#8216;Ne milletsin?&#8217; Gürcü ya da Çerkez veya Tatar olduğunu beyan etseydi, kaçınılmaz ikinci soru yetişecekti: &#8216;Dil biliyor musun?&#8217; Adapazarı&#8217;nda doğup büyüyenler için sıradan kabul edilen sorular, &#8216;dışarıdan&#8217; geleni hayrete düşürecek bir renkliliğe işaret ediyor; şehirde bugün, Balkanlar&#8217;dan, Karadeniz&#8217;den ve Kafkasya&#8217;dan göçmüş 17 farklı topluluk yaşıyor.</p>
<p><strong>Sakarya bir &#8220;Küçük Osmanlı&#8221;</strong></p>
<p>Adapazarı derinden derine hüzünlü bir şehir, bir yanıyla da dinamik ve coşkulu. Yıkılıyor ve her defasında azimle yeniden kuruluyor. Yüz, yüz elli yıl önce yerinden yurdundan sökülmüş yetmiş iki buçuk millet, &#8216;memleket&#8217; belledikleri bu gevşek toprağa her sarsıntının ardından biraz daha sıkı tutunuyor. Göç yollarında ölen, denize dökülenler henüz unutulmuş değil. Osmanlı&#8217;nın âlicenaplığı ve yerli halkın hoşgörüsü de&#8230; &#8216;Niye geldin?&#8217; diye sormak yoktur gelenekte ama şehirdeki kıpırtının, iç içe geçmiş fakat yine de özgün kalabilmiş onca kültürün, caddede omuz omuza yürüyen çekik gözlerin ve siyahî yüzlerin esrarını çözebilmek için sormak zorundayız; &#8220;Niye geldiniz a kuzum buraya, niye bu şehri seçtiniz?&#8221;</p>
<p>Anlatılanlara bakılırsa kimse keyfinden gelmemiş. Her göçün arkasında bir mecburiyet var. Ezelden beri bu topraklarda imiş gibi görünen &#8216;yerli&#8217; Manavları bir kenara bırakırsak, şehrin ilk göçmenleri Fatih zamanında Kerkük ve Süleymaniye&#8217;den Üsküdar&#8217;a getirilen, sonra 1708&#8242;de Sakarya&#8217;ya yerleşen Kürtler&#8230;</p>
<p align="center"><img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/09/20/sakarya02.jpg" alt="" /></p>
<p><em>Yöresel ürünlerin satıldığı marketler sahibi Tuna Tan.</em></p>
<p>İkinci sırada Kırım ve Kafkas göçmenleri var. Osmanlı ile Rusya arasındaki savaşlar sonunda sürgüne zorlanan Müslümanların yöreye ilk göçü 1864&#8242;te başlıyor ve 93 Harbi&#8217;nden sonra aynı bölgeden ikinci bir göç dalgası daha Sakarya topraklarına vuruyor. Balkanlar&#8217;a gelince, Osmanlı Devleti&#8217;nin 1912-13 Balkan Savaşları&#8217;nda topraklarını yitirmesiyle huzuru bozulan Türk ve Müslüman toplulukların bir bölümü soluğu yine Sakarya ve civarında alıyor. Tablo hakikaten çok hareketli; Birinci Dünya Savaşı sonunda Rus baskısından bunalan Doğu Karadenizlileri, Lozan Antlaşması&#8217;ndan sonra gelen mübadil göçmenler izliyor. 1930&#8242;lara gelindiğinde Romanya ve Bulgaristan&#8217;daki rejim değişikliğinden kaçanları görüyoruz. Bulgaristan göçleri peyderpey devam ediyor. 1989&#8242;da asimilasyon politikası yüzünden malını mülkünü o topraklarda bırakıp gelen soydaşların çilesini hepimiz hatırlıyoruz nitekim.</p>
<p>Göçlerin nedeni belli oldu; fakat Adapazarı&#8217;nın niye seçildiği henüz anlaşılmadı. Uzman görüşüne başvurmadan önce 89&#8242;da Beşköprü Mahallesi&#8217;ne yerleşmiş bir Bulgaristan muhacirine danışalım. &#8220;Ramazan amca, niye ille de Adapazarı dediniz?&#8221;</p>
<p>&#8220;Önce Konya&#8217;ya yolladılar bizi. &#8216;Sizin dedelerinizin dedeleri Konya Karaman&#8217;dan Bulgaristan&#8217;a göçmüş, siz de gidip oraya yerleşin&#8217; dediler. Bin kişi trene doluşup gittik; ama orada kalamadık. Yaz günü çok sıcaktı, kuruydu. Biz yeşilliğe alışmışız, pek müsaade vermek istemediler; ama bir hafta sonra çıkıp bu tarafa geldik. Bazı yer tarlaydı, bazı yer ormandı. Arsaların parasını devlete yavaş yavaş ödedik, evlerimizi yaptık.&#8221;</p>
<p>Çiçekli bir sokağa karşılıklı dizilmiş muhacir yani &#8216;göçmen evleri&#8217;, Türkiye&#8217;nin dört yanından gelenlerin oturduğu sitelere komşu bugün. &#8216;Muhacir&#8217; vurgusunun bir önemi yok, tanınmayı kolaylaştıran aile ya da meslek adı gibi sıradan bir kelime. Muhacir dediğin buradan oraya, oradan buraya göçen değil mi zaten? Kolayınıza gidiyor diye &#8216;Bulgar göçmeni&#8217; derseniz gücenirler bu yüzden, kırgın bir sesle uyarırlar; &#8220;Öyle deyince Bulgar gelmiş gibi oluyor. Bulgaristan göçmeni deyin. Biz Türk&#8217;üz, anadilimiz de Türkçedir.&#8221;</p>
<p>Adapazarı yeşile, mümbit topraklara aşina toplulukları kendine çekerken Osmanlı&#8217;nın da bir planı vardı elbet. Şehirle ilgili on ciltlik bir ansiklopedi hazırlayan sosyolog Ali Aktaş, müthiş bir toplum mühendisi olarak tanımladığı Osmanlı&#8217;nın niyetini şöyle özetliyor: &#8220;İmparatorluk, bağımsızlığı çok seven ve ayrı bir devlet kurma geleneğine sahip Türkmenlerden korunabilmek için, Çerkezleri ve <a href="http://www.tarihname.com/tag/abazalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with abazalar">Abazalar</a>ı bir yay şeklinde yerleştirmiş. Bir kenarı Balkanlar&#8217;da kalan dairenin diğer kenarı Sakarya ve civarına çizilmiş. Aynı göçler Anadolu&#8217;yu da dörde bölmüş.&#8221; Meşhur bir Abaza köyü olan Memduhiye&#8217;de ziyaret ettiğimiz Talat Derinbay&#8217;ın, &#8220;Osmanlı bizi mısır taneleri gibi serpiştirmiş.&#8221; sözü de işte burada anlam kazanıyor. O ve köy ahalisi Adapazarı&#8217;na düşen bir &#8216;tane&#8217; olmaktan ziyadesiyle hoşnutlar bugün. Vaktiyle ormanlık olan bu yörede atlarıyla gezip dolaşan atalarına, &#8220;Kafkasya&#8217;daki yurdunuza benzer bir yer bulursanız yerleşin&#8221; demiş Osmanlı, onlar da ağaçlı dereli bu köyü seçmişler. Köy deyince, zihninizde ne canlandı bilmeyiz; ama tek kelimeyle söyleyelim, görüp bildiğiniz bütün köyleri unutun. Burası bir tatil köyünden farksız, görünürde ne traktör ne de hayvan var. Villa tipi evler bütün Çerkez ve Abaza beldelerinde olduğu gibi çim ve çiçeklerle bezeli yemyeşil, gölgeli bahçelerin olabildiğince gerisine kurulmuş. Ahır görebilene, sağa sola atılmış küçücük bir çöp tespit edebilene aşk olsun. <a href="http://www.tarihname.com/tag/abazalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with abazalar">Abazalar</a>ın bütün mesailerini daha güzel bir görünüm için harcadıkları ortada zira fındıklarını toplamaya, yoncalarını biçmeye hep civar köyler yetişiyor. Çalışmayı pek sevmediklerini itiraf ediyorlar zaten. Talat amca yörede herkesin bildiği bir fıkrayı anlatıyor, hep beraber gülüyoruz: &#8220;Abaza&#8217;nın biri, oturduğu yerde mısır çapalıyormuş. Yanından geçen komşusu, &#8216;Ne yapıyorsun öyle, oturarak olur mu hiç?&#8217; demiş de Abaza cevabı yetiştirmiş: &#8216;Yatarak denedim olmadı, oturarak yapayım dedim.&#8217;&#8221;</p>
<p>Dursun ile Temel fıkralarının tahtını sarsacak nice fıkra var buralarda; iğneleyici olsalar da ciddiye alındıkları söylenemez, gülüp geçilir. Son otuz yılda öyle iç içe geçmiş, karışmışlar ki, kimse kimseye gücenemez artık. Biri Gürcü gelin almış, diğeri Tatar&#8217;a kız vermiş. Kendi milletlerinden başkasına toprak satmayan, kız vermeyen <a href="http://www.tarihname.com/tag/abazalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with abazalar">Abazalar</a> bile kabak çiçeği gibi açılmış. &#8220;Artık herkesle akrabalaştık.&#8221; diyen Talat amca mesela, Romanya&#8217;dan göçmüş Tatar&#8217;la evlenmiş. Alaşara Restoran&#8217;ın sahibi Selçuk Alaşara da düzenin bozulmaması şartıyla yeni akrabalara kapı aralıyor: &#8220;Bugün Kürt damadımız da var, Laz gelinimiz de&#8230; Her milletten insan var burada, onları tanıyabilir, ulaşabilirsin. İçlerinden istediğinle dostluk kurar, istemediğinle görüşmezsin. Herkes kendisine, hanesine yakışır kişilerle kaynaşmak ister. Millete göre yapılmaz bu ayrım.&#8221;</p>
<p align="center"><img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/09/20/sakarya03.jpg" alt="" /></p>
<p><em>Talat Derinbay ve eşi Memduhiye&#8217;de huzurlu bir hayat sürüyor.</em></p>
<p><strong>Depremden sonra kaynaşma arttı</strong></p>
<p>Şehrin üzerine ince bir tülbent gibi inen deprem hüznü bir noktada dağılıyor, dışarıdan bakmakla bilemeyeceğimiz bir güzelliğe açılıyor. Depremden sonra farklı topluluklar kaynaşmış meğer, köyler karışmaya, evlilikler çoğalmaya başlamış. Sosyolog Ali Aktaş&#8217;ın tespiti çok mühim: &#8220;99 depreminden sonra gördüler ki beton binalar hepsi için mezar, acı ortak ve gömüldükleri yer farklı değil. Önce geçici konutlarda &#8216;mecburen&#8217; bir araya geldiler. Sonra kalıcı konutlara taşındılar. Bu tarihten sonra karşılıklı kız alıp vermelerin de yüzde 375 oranında arttığı söyleniyor.&#8221; Köylerin şehir merkezine göre daha kapalı olduğu, gelenekleri devam ettirmek hususunda ısrarcı olduğu muhakkak; ama Aktaş, bu katılığın da yine depremle yumuşadığı görüşünde. Karadenizli bir aile, köylerinde kendileri dışında kimseye yer açmayan <a href="http://www.tarihname.com/tag/abazalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with abazalar">Abazalar</a>ın yaşadığı Gebeş köyüne ev yapabilmiş ki, bu hakikaten mühim bir hadise. Bir de depremden belki seksen yıl önce kaynaşmayı başarmış köyler var; en güzel örneklerinden biri Söğütlü ilçesine bağlı Fındıklı köyü. Tatarların, Muhacirlerin, Manavların, Sudanlıların ve Karadenizlilerin bir arada yaşadığı köyde önce 86 yaşındaki Sudanlı Mümine ninenin elini öpüyoruz. Nüfus kâğıdında doğum yeri Sarışaban yazıyor. Sarışaban Selanik&#8217;te tamam da Sudanlı ninenin Selanik&#8217;te işi ne? Ali Aktaş imdada yetişiyor yine: &#8220;Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Afrika&#8217;daki toprakları kaybetmesinden sonra tebaası oldukları paşa ile Anadolu&#8217;ya gelen Sudanlıların bir kısmı ihtimal ki Selanik&#8217;e geçtiler. Mübadele sırasında da Müslüman oldukları için Türkiye&#8217;ye yollandılar.&#8221; Mümine nine, trenle değil gemiyle geldiklerini söylüyor. Göç sırasında o daha bebekmiş; ama büyüklerin anlattıklarına bakılırsa gemiler öyle büyükmüş ki; yedi köy birden koyunu mandasıyla yolculuk edebilmiş. Boşnak kocasını öte tarafa uğurlayan Sudanlı nine, köylüden hayli memnun. Eşinin hastanede yattığı günlerde ineklerini sağmış, yemeğini yapmışlar. Daha ne olsun!</p>
<p align="center"><img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/09/20/sakarya05.jpg" alt="" /></p>
<p><em>1989&#8242;da Beşköprü Mahallesi&#8217;ne yerleşen Bulgaristan muhaciri Ramazan Genç ve eşi.</em></p>
<p><strong>Kimi balık yer, kimi yemez </strong></p>
<p>Deniz ve balık, kültürlerin kaynaşmasını ya da hatıraların tazeliğini anlatan iki metafor&#8230; Göçerken Karadeniz&#8217;e binlerce insanı bırakan <a href="http://www.tarihname.com/tag/abazalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with abazalar">Abazalar</a>, uzun süre Karadeniz balığı yememiş. Toprağa bağlılıklarıyla bilinen yerli Türkler yani Manavlar denize sırtlarını döndükleri gibi balığı da nimetten saymaz imiş. Ne zaman ki Karadeniz göçleri başlamış, hamsinin yenilebilir olduğuna kanaat getirilmiş. Sakaryalı iki hikâyeci; Sait Faik ve Necati Mert ikisi de Manav olduklarından belki, Sakarya Nehri&#8217;nin balıklarını taşımışlar hikâyelerine. Hamsiyi ancak Boşnak bir hanımla evlendikten sonra yiyebilen Mert, &#8216;kitabı bir, kıblesi bir&#8217; komşularıyla kavgasız gürültüsüz aynı tatlı su balığını yiyerek yaşadıkları günleri anlatıyor. Sait Faik&#8217;in hikâyesinde ise &#8216;çil sarı Boşnak kızlarının takunya şıkırdattığı&#8217; mahalleyi kaplayan nehir balığı kokusu var.</p>
<p><strong>Kim, ne kadar?</strong></p>
<p>Bugün, Sakarya&#8217;da Manav, Çerkez, Abaza, Gürcü, Laz, Tatar, Boşnak, Arnavut, Pomak, Muhacir, Kürt, Karadenizli Türkmen, Çingene ve çok az sayıda Ermeni, Rum ve Arap yaşıyor. Sosyolog Ali Aktaş&#8217;ın araştırmasına göre; şehir nüfusunun yüzde kırkını Manavlar, yüzde yirmi ikisini Karadeniz Türkmenleri, yüzde yedisini ise Balkan ve Rumeli göçmenleri oluşturuyor. Türkçe dışında anadili olan toplulukların oranı yüzde otuz görünüyor; ama bugün yalnızca yüzde yedisi bu dili konuşabiliyor. <strong>u.akagunduz@zaman.com.tr</strong></p>
<p>***</p>
<p align="center"><img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/09/20/sakarya04.jpg" alt="" /></p>
<p><em>Başta Hakan Şükür olmak üzere, birçok ünlü futbolcu yetiştiren Ekrem Karaberber, şehrin sembol kişiliklerinden biri.</em></p>
<p><strong>GERÇEK ÇERKEZ TAVUĞU YEMEK İSTERSENİZ </strong></p>
<p>Adapazarı&#8217;na şık restoranlar ve yöresel ürünlerin satıldığı marketler kazandıran Tuna Tan, altını çizmekten pek hoşlanmasa da Kafkas göçmeni. &#8220;Dedem, babam buralı, biz burada doğmuş burada büyümüşüz.&#8221; diyor. Kafkas kültürünü hoş ve nostaljik bir tebessümle hatırlamayı ve enerjisini bu topraklar için harcamayı daha makul buluyor. Konaklama dışında her türlü ihtiyaca cevap veren beş yıldızlı restoranın menüsü en az Adapazarı kadar renkli görünüyor. Kafkas kavurması, Çerkez tavuğu, Karadeniz pidesi, Manav kültürüne has köy eriştesi, incirpare tatlısı&#8230; Tuna Tan&#8217;ın Adapazarı&#8217;nın meşhur bal kabağından icat ettiği &#8216;ada çorbası&#8217; geleneksel ıslama köfte kadar kabul görmüş. Kabak, sadece çorba olarak kalmamış, çikolata ve ceviz takviyesiyle tatlı bir &#8216;kabakzade&#8217; olup çıkmış. Şehrin kültürel zenginliğini ve dinamik havasını ilham verici bulan Tan, &#8220;Burada tatlı bir rekabet ortamı var.&#8221; diyor. &#8220;Herkes kendi kültürünü yaşar ama karşısındakine saygı duyar. Sakarya, bu yönüyle Türkiye&#8217;ye örnek olabilecek bir il.&#8221;</p>
<p><strong>FUTBOLCUNUN AHLAKLISINI SEVEN ADAM: EKREM KARABERBER </strong></p>
<p>Adapazarı&#8217;nda hangi yöne gitseniz çok kültürlü yapıyla zenginleşmiş renkli bir karakter bulursunuz. Milli Takım&#8217;a onlarca futbolcu yetiştiren Ekrem Karaberber, onlardan biri. Şimdi Yeni Cami ile evi arasında sakin bir hayat sürse de vaktiyle epey fırtınalar estirdiği ortada. Edepli oyuncu isteyen ve &#8216;hafif yan basanı&#8217; bile anında evine yollayan Ekrem Hoca&#8217;nın talebelerini bir araya toplayınca &#8216;küçük bir Adapazarı&#8217; çıkıyor karşımıza. En başta kendisi, &#8216;uçan kale&#8217; lakaplı Karaberber, Bosna&#8217;nın Berberoviç sülalesinden. Yetiştirdiği futbolculara bakalım şimdi: Muammer Adatepe, nam-ı diğer Sarı Muammer Boşnak, Aykut Yiğit Gürcü, Oğuz Çetin ve Bülent Uygun Karadenizli, Hakan Şükür Arnavut. &#8220;Ben o çocukları unutamıyorum.&#8221; diyor Ekrem Hoca, &#8220;Hepsinin ayrı bir anısı var bende. Müslüman ülkenin Müslüman evlatlarıyız hepimiz. Senin bana sözün geçecek, benim sana. Sen bana iyilik yapacaksın, ben sana.&#8221; İyilik deyince, onu çok mutlu eden hac yolculuğunu hatırlıyor. Oğlu Esat, Hakan Şükür ve Bülent Uygun bir araya gelip hacca göndermişler Ekrem Hoca&#8217;yı. O da dönüşte &#8216;hac hatırası&#8217; olarak sakal bırakmış. Bosna&#8217;ya gitmiş mi peki? &#8220;Bir tek ahım içimde o kaldı.&#8221; diyor. &#8220;Bosna&#8217;ya gitmek&#8230;&#8221; Olur da giderse şayet &#8216;bir mahalleyi dolduran&#8217; Berberoviç sülalesini ziyaret edecek. O evlerden birinde gençlik fotoğrafı asılı, Vefa Maçı öncesi elinde misafir takıma verilecek bir demet çiçekle çekilmiş 1952 tarihli bir fotoğraf&#8230; Ekrem Karaberber, &#8216;dini bütün&#8217; diye Gürcü bir eş seçmiş kendisine. &#8220;Sen Gürcü, ben Boşnak bu nasıl olacak?&#8221; diye kafiyeli bir latife yapsa da şimdi, yıllar bu birlikteliğin &#8216;bal gibi&#8217; de olduğunu göstermiş. &#8220;Allah üç evlat verdi bize. Eşim hepsine Kur&#8217;an öğretti. Benim gibi şımarmış bir genci adam etti. O ne yemekler yapar bilseniz. Gençlikte Boşnak komşularından öğrenmiş, bir Boşnak pidesi yapsın şaşarsın.&#8221;</p>
<p><strong>BALKAN GÖÇLERİ ŞEHRE PASTA VE ŞEKER GETİRDİ </strong></p>
<p>Tarihî Beşköprü&#8217;nün üzerinde oturuyoruz. Aşağıdan ırmak değil de mısır tarlası geçiyor. Yanımızda Fahri Tuna var. Dört günlük Adapazarı ziyaretimize hem aklıselim görüşleri hem de Sapanca Gölü kıyısında verdiği iftarla ferah bir boyut kazandıran Tuna, Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı&#8217;ndan emekli. Şu sıralar, üzerinde yirmi yıldır çalıştığı Sakarya Ansiklopedisi için mesai yapıyor. Gelelim köprüde konuştuğumuz mevzua: &#8220;Göçler Adapazarı&#8217;nın kentleşmesine nasıl bir katkı sağladı?&#8221; Fahri Bey, mutfak kültürü üzerinde duruyor daha ziyade, &#8220;Adapazarı şehir kültürü üzerinde göçlerin, bilhassa Balkanlar&#8217;dan gelen göçlerin etkisi çok büyük. Lokantacı ve pastanecilerin hemen hepsi Makedonya yahut Kosova kökenlidir. Meşhur Ali Koka bozasını da onlar getirdi. 1912 tarihli &#8216;Mazlum Şekerleme&#8217;nin kurucuları Balkan Harbi&#8217;nde gelenlerdir. Uzun Çarşı&#8217;daki &#8216;Gülseren Helva&#8217; Selanik göçmenidir. Geleneksel ıslama köftesi de 1881&#8242;deki Bosna göçlerinden sonra ortaya çıkmıştır. &#8216;Köfteci Mustafa&#8217; Boşnak muhaciridir, &#8216;Köfteci İsmail&#8217; Makedonya göçmenidir. Bir Manav çocuğu olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; göçler olmasaydı Adapazarı bugün 15-20 bin nüfuslu küçük bir Anadolu kasabasıydı belki&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>ŞEHRİN ÇİMENTOSU MANAVLARDIR</strong></p>
<p>Manavlar yani yerleşik Türkler, Adapazarı göçlerini olgunlukla ve güler yüzle karşılayan ev sahipleri. Sessiz, sakin ve sabırlıdırlar. Hikâyeci Necati Mert, Manavlardaki bu dinginliği yerleşik olmanın minnetsizliğine bağlıyor. Sonradan gelenlerin tutunma, şehre eklemlenme mücadelesini onlar yaşamadılar elbet, &#8220;Ne didişeyim&#8221; dediler, &#8220;Ben zaten buralıyım.&#8221; Bir tarafı Kırımlı bir tarafı Deliormanlı ve bir tarafı da Çorumlu olan Necati Mert, &#8216;çok adresli&#8217; olmakla övünmesini de yine babaannesinin Manav olmasına bağlıyor. Manavlardaki rahatlık biraz &#8216;psikolojik&#8217; bir rahatlık aslında, nüfusun yüzde kırkını oluşturuyorlar; ama görünür değiller. Gelenlere &#8216;hoş geldin&#8217; demiş ve meydandan çekilmiş gibiler. Sosyolog Ali Aktaş, hoş bir tespit yapıyor onlarla ilgili: &#8220;Kırk hane Manav&#8217;ın olduğu yerde dört hane Karadenizli olsun, muhtar mutlaka Karadenizli olur.&#8221;</p>
<p><a style="font-weight: bold; color: blue;" href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=894224&amp;title=son-osmanli-sehri-sakarya"> ZAMAN </a></p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=C39C4C4BC39C20C3965A454C20414B4147C39C4E44C39C5A">ÜLKÜ ÖZEL AKAGÜNDÜZ</a></p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>İlgili yazı yok.</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/son-osmanli-sehri-sakarya/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı&#8217;yı Osmanlı yapan sır</title>
		<link>http://www.tarihname.com/osmanliyi-osmanli-yapan-sir</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/osmanliyi-osmanli-yapan-sir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 11:22:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[irlanda]]></category>
		<category><![CDATA[irlandada abdülhamit anıtı]]></category>
		<category><![CDATA[irlandaya osmanlı yardımı]]></category>
		<category><![CDATA[isveç]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı irlanda ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı isveç ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı yardımları]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı'yı Osmanlı yapan sır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti, İrlanda&#8217;da 1845 yılında yaşanan ve halkın büyük bir bölümünü açlıkla yüz yüze getiren kıtlık nedeniyle 1000 altın yardımda bulundu.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 1845&#8242;te kıtlık yaşanan İrlanda&#8217;ya Osmanlı Devletinin yaptığı maddi yardım üzerine İrlandalı asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdi. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığında yer alan ve Padişah Abdülmecid&#8217;e [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-31" title="osmanli_armasi" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2009/10/osmanli_armasi-150x150.jpg" alt="osmanli_armasi" width="150" height="150" /> Osmanlı Devleti, İrlanda&#8217;da 1845 yılında yaşanan ve halkın büyük bir bölümünü açlıkla yüz yüze getiren kıtlık nedeniyle 1000 altın yardımda bulundu.</p>
<p><span id="more-30"></span></p>
<p>AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 1845&#8242;te kıtlık yaşanan İrlanda&#8217;ya Osmanlı Devletinin yaptığı maddi yardım üzerine İrlandalı asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdi. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığında yer alan ve Padişah Abdülmecid&#8217;e hitaben yazılan 1847 tarihli mektupta, şu ifadeler yer alıyor:</p>
<p>&#8221;Majesteleri Osmanlı Padişah&#8217;ı Sultan Abdülmecid Han&#8217;a,</p>
<p>Tanrı majestelerinden razı olsun. Biz aşağıda imzası bulunan İrlandalı asilzadeler, ileri gelenler ve tüm halk olarak, majesteleri tarafından çilekeş ve ıstıraplı İrlanda halkına gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün cömertliğine en derin teşekkür ve minnetimizi ifade etmek ve halkımız adına İrlandalıların sıkıntılarını hafifletmek ve acılarını dindirmek için gönderilen 1000 poundluk cömert yardıma, teşekkür için müsaadenizle hürmetlerimizi sunuyoruz.</p>
<p>Eşine az rastlanır türde, ülkemizde ansızın ortaya çıkan kıtlık ve fakir halkın karşı karşıya kaldığı çaresizlik Allah&#8217;ın hikmetiyle takdir olunmuştur. İrlanda halkının, bu durumda kendilerini ve ailelerini açlık ve ölümden korumak adına diğer ülkelerin şefkat ve cömertliğine başvurmaktan başka seçeneği kalmamıştır. Majestelerinin bu zor durumdaki insanların yardım talebine verdiği mertçe cevap büyük Avrupa devletlerine kıymetli bir örnek olmuştur.</p>
<p>Bu, vaktinde yapılmış hayırlı davranış, pek çok kişiyi ferahlatmış ve ölümden kurtarmıştır. Onlar adına tekrar majestelerine minnettarlığımızı sunmak, idareniz altında bulunan ve ihsanınızda payı olan halkınızın ve ülkenizin, katlanmak zorunda kaldığımız sıkıntılardan muhafaza buyrulması dileğimizi izninizle ifade ediyoruz.&#8221;</p>
<p>-BÜYÜK PATATES KITLIĞI-</p>
<p>İrlanda&#8217;da 1845-1850 yılları arasında patates, kısmi ürün kaybına neden olan bir parazit istilasına uğradı.</p>
<p>O dönemde büyük çoğunluğu tarıma bağlı İrlanda halkının 1 milyona yakını, bunun üzerine baş gösteren kıtlık sonucu kıtlıkla ilişkili hastalıklardan hayatını kaybederken, pek çoğu da Amerika Birleşik Devletlerine göç etti.</p>
<p>Bu sırada İrlanda asilzadeleri de çeşitli ülkelerden İrlanda halkına yardım çağrısında bulundur.</p>
<p>-&#8221;MUHTAÇ OLANA YARDIM OSMANLI&#8217;NIN ŞİARI&#8230;&#8221;-</p>
<p>Konuya ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanı Önder Bayır, Osmanlı parasıyla 1000 altın lira değerindeki yardımın, dönemin İngiliz Büyükelçisi Mösyö Velsle kanalıyla İrlanda halkına iletildiğini aktardı.</p>
<p>19. yüzyılın ortalarında Avrupa&#8217;nın başka ülkelerinde de kıtlık yaşandığını belirten Bayır, Osmanlı&#8217;nın Macaristan, Hollanda, Polonya, Sumatra hatta ABD gibi ülkelere de bu tür yardımlarda bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Bayır, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8221;Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun bir şiarı var; dünyanın neresinde kıtlık varsa özellikle geçimini ziraatla temin eden ülkelere yardımda bulunuyor. İlla ki bir yardım talebi gelmesini de beklemiyor. Koruyucu bir yapısı var. İmparatorluk olarak kendisini gerek Avrupa gerek Orta Doğu ve Afrika topraklarından mesul addediyor. Yardım ihtiyacını tespit ederse büyük devlet olmanın şiarıyla yardım ediyor. Bu yardımlar sadece maddi de olmuyor. Gerekirse askeri, gerekirse sözlü yardım ediyor. Mesela Macaristan Kralı ve İsveç Kralı Demirbaş Şarl bize sığınıyor. Fransa Kralı Fransuva, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken&#8217;e esir düştüğünde İmparator&#8217;a &#8216;Bu devirde kral esir almak caiz değildir. Ya kralı bırakırsın ya gerekeni yaparım&#8217; şeklinde haber gönderiyor.&#8221;</p>
<p>Önder Bayır, İrlanda&#8217;ya yapılan yardım sonucunda teşekkür mektubunun gönderilmesinin yanı sıra, bu yardımın anısına İrlanda&#8217;nın başkenti Dublin yakınlarındaki Drogheda adlı kentin belediye binasına da bir teşekkür plaketi asıldığını sözlerine ekledi.</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>İlgili yazı yok.</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/osmanliyi-osmanli-yapan-sir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülhamid&#8217;i gören son gözler de kapandı</title>
		<link>http://www.tarihname.com/abdulhamidi-goren-son-gozler-de-kapandi</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/abdulhamidi-goren-son-gozler-de-kapandi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 11:53:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[17.yüzyıl savaşalrı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamid'i gören son gözler de kapandı]]></category>
		<category><![CDATA[osman ertuğrul efendi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi NE ŞEKİLDE KAPANDI]]></category>
		<category><![CDATA[son osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[veliaht]]></category>
		<category><![CDATA[veliaht prens]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Merhum Osman Ertuğrul Efendi&#8217;yi biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz? İşte bundan sadece 6 gün önce Zeynep Osman Hanımefendi&#8217;nin lütfedip gönderdiği bilgiler.

Tarihçi-Yazar Mustafa Armağan&#8217;ın Zaman gazetesinin Pazar ekinde yayımlanan makalesi;
31 Ağustos 1912 İstanbul doğumlu &#8216;Osmanlı Hanedanı Reisi&#8217; Osman Ertuğrul Efendi, 23 Eylül 2009 Çarşamba günü saat 20.19&#8242;da hayata gözlerini yumunca tarihimizin renkli bir sayfası daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-27" title="osman_ertugrul_efendi" src="http://www.tarihname.com/wp-content/uploads/2009/09/osman_ertugrul_efendi.jpg" alt="osman_ertugrul_efendi" width="198" height="163" />Merhum <a href="http://www.tarihname.com/tag/osman-ertugrul-efendi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with osman ertuğrul efendi">Osman Ertuğrul Efendi</a>&#8217;yi biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz? İşte bundan sadece 6 gün önce Zeynep Osman Hanımefendi&#8217;nin lütfedip gönderdiği bilgiler.</p>
<p><span id="more-26"></span></p>
<p>Tarihçi-Yazar Mustafa Armağan&#8217;ın Zaman gazetesinin Pazar ekinde yayımlanan makalesi;</p>
<p>31 Ağustos 1912 İstanbul doğumlu &#8216;Osmanlı Hanedanı Reisi&#8217; <a href="http://www.tarihname.com/tag/osman-ertugrul-efendi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with osman ertuğrul efendi">Osman Ertuğrul Efendi</a>, 23 Eylül 2009 Çarşamba günü saat 20.19&#8242;da hayata gözlerini yumunca tarihimizin renkli bir sayfası daha kapanmış oldu.</p>
<p>Zira Osmanlı Devleti&#8217;nin &#8216;Son Sultanı&#8217; Abdülhamid&#8217;i dünya gözüyle gören son kişiydi kendisi. Ayrıca İstanbul&#8217;da doğmuş olan hayattaki son, 95 yaşını geride bırakan ilk Şehzadeydi.</p>
<p>Merhum <a href="http://www.tarihname.com/tag/osman-ertugrul-efendi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with osman ertuğrul efendi">Osman Ertuğrul Efendi</a>&#8217;yi 2004 yazında Maçka&#8217;daki evinde ziyaret etmiş, eşi Zeynep Osman Hanımefendi&#8217;yi de orada tanımıştım. Abdülhamid&#8217;in bir başka torunu Harun Efendi de gelmiş, sevincim katlanmış ve dahi kanatlanmıştı. Nasıl kanatlanmasın ki! Düşünün, karşınızda hakkında kitap yazmaya soyunduğunuz bir insanın torunu oturuyor. Onu gören gözler size bakıyor, öpmek için elini tutan el dudaklarınıza uzanıyor. Kaç saat yüzlerinde Sultan&#8217;ın gölgesi dolaşıp durmuştu.</p>
<p>Osman Efendi sanırım biraz keyifsizdi o gün, ayrıca röportaj için gelenler vardı, bu yüzden fazla bir şey konuşamadık.</p>
<p>Aradan yıllar geçti; 5 ay önce bir e-mail düştü posta kutuma. Mesaj Zeynep Osman Hanımefendi&#8217;den geliyordu. O günlerde kendini bilmezin teki ikide bir iftira atıyordu Sultan&#8217;a. Yok Siyonistlerle Filistin&#8217;de toprak pazarlığı yapmış, yok &#8216;bal gibi içki içermiş&#8217;&#8230; Ben de bunlara belgeler ve aklıselim ışığında cevaplar veriyordum. Meğer Zeynep Hanımefendi yazılarımı Osman Efendi&#8217;ye okumuş, o da dedesinin hakkını savunduğum için teşekkürlerini iletmesini istemiş kendisinden. Bunun üzerine şimdi 2. cildini yazmakta olduğum &#8220;Abdülhamid&#8217;in Kurtlarla Dansı&#8221; adlı kitabımı New York&#8217;taki adreslerine elden gönderdim. Okuyup beğendiklerini öğrenmek tarif edilmez bir mutluluk kaynağı olmuştu fakir için.</p>
<p>Vefat eden Osmanlı Hanedanı Reisi <a href="http://www.tarihname.com/tag/osman-ertugrul-efendi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with osman ertuğrul efendi">Osman Ertuğrul Efendi</a> eşi Zeynep Hanım&#8217;la birlikte.</p>
<p>Bu yaz Türkiye&#8217;ye geldiklerinde görüşecektik. Hatta temmuz sonu gibi müsait de bulunuyorlardı. Ne var ki, kısmetten fazlası olmuyor. Ben biraz gecikince rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldı. Kaldırılış o kaldırılış&#8230; Hayırlı işlerde acele etmek gerektiğini bir kere daha ama acı bir dersle anlamış oldum. Başta Zeynep Hanımefendi olmak üzere bütün Osmanlı hanedanı üye ve mensuplarına, tabii milletimize başsağlığı diliyorum.</p>
<p>Sultan Abdülhamid 8 oğlu içinde en çok <a href="http://www.tarihname.com/tag/osman-ertugrul-efendi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with osman ertuğrul efendi">Osman Ertuğrul Efendi</a>&#8217;nin babası olan Mehmed Burhaneddin Efendi&#8217;yi severmiş. Kendisi fevkalade piyano çalar, resim yaparmış. Zeki ve kabiliyetli, güzel konuşan bir şehzade olduğu anlaşılan Burhaneddin Efendi&#8217;yi cuma selamlıklarına giderken Saltanat Arabası&#8217;nda karşısına oturtur, bazen de kendi adına tebriklerde bulunmak üzere elçiliklere gönderirmiş. Belki bilmezsiniz: Balıkesir&#8217;in &#8220;Burhaniye&#8221; ilçesi, adını <a href="http://www.tarihname.com/tag/osman-ertugrul-efendi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with osman ertuğrul efendi">Osman Ertuğrul Efendi</a>&#8217;nin babasından almıştır. Sevgili Şehzade&#8217;sinin ismini, yaptığı yatırımlarla şenlendirdiği bu şirin beldeye veren kişi de Abdülhamid&#8217;dir. (Onun için diyorum ya bu topraklardan Abdülhamid&#8217;in mührünü silmek kolay değildir diye.)</p>
<p>Ne var ki, babası tahttan indirildikten sonra İttihatçılarla dirsek temasına giren Şehzade için tehlike çanları çalmaya başlamıştır.</p>
<p>Önce Osman Efendi&#8217;nin annesi olan eşi Âliye Hanımefendi, Burhaneddin Efendi&#8217;den boşanmış, sonra da meşhur Maliyeci Cavid Bey&#8217;le evlenmiştir. (Ne var ki, bu defa da mutluluğu uzun sürmeyecek ve Cavid Bey, İstiklal Mahkemesi tarafından asılacaktır.) Ardından Balkan Savaşları patlamış ve Burhaneddin Efendi&#8217;ye, bağımsızlığına kavuşan Arnavutluk&#8217;un başına kral olması teklif edilmişse de, Osmanlı gururu buna mani olmuş, bu cazip teklifi reddetmiştir. Ardından ABD&#8217;ye yerleşip zengin bir Amerikalı hanımla evlenmiştir. 15 Haziran 1949&#8242;da vefat etmiş, cenazesi gemiyle İstanbul&#8217;a getirilmek istenmiş ama CHP hükümeti izin vermemiş, bunun üzerine Şam&#8217;a götürülerek Sultan Vahdettin&#8217;in yanına gömülmüştür.</p>
<p>Burhaneddin Efendi&#8217;nin Osman Efendi&#8217;den bir yaş büyük olan diğer oğlu Mehmed Fahreddin Efendi&#8217;nin de iyi bir ressam olduğunu ve 1968&#8242;de ABD&#8217;de vefat ettiğini biliyoruz. (Kadir Mısıroğlu, &#8220;Osmanoğulları&#8217;nın Dramı&#8221;, Sebil Yay., 1974, s. 265-270.)</p>
<p>Merhum <a href="http://www.tarihname.com/tag/osman-ertugrul-efendi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with osman ertuğrul efendi">Osman Ertuğrul Efendi</a>&#8217;yi biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz? İşte bundan sadece 6 gün önce Zeynep Osman Hanımefendi&#8217;nin lütfedip gönderdiği bilgiler. Bu bilgilerin en azından bir kısmı burada ilk kez yayınlanıyor:</p>
<p>&#8220;Babası Burhaneddin Efendi iki oğlunu da küçük yaşlarından itibaren her Avrupa&#8217;ya gidişinde beraber götürürmüş. Aile memleketten çıkarıldığında Viyana&#8217;daymışlar, dolayısıyla diğer aile fertleri gibi sürgün olayını yaşamamışlar ama ortada bir tuhaflığın olduğunu da hissetmişler. Bazı halaları ve aile fertleri Viyana&#8217;da Burhaneddin Efendi&#8217;nin evinde bir süre kalmışlar.</p>
<p>Sağda <a href="http://www.tarihname.com/tag/osman-ertugrul-efendi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with osman ertuğrul efendi">Osman Ertuğrul Efendi</a>, solda Harun Osmanoğlu Efendi ile Maçka&#8217;daki evlerinde.</p>
<p>Gayet iyi ata binermiş, birçok madalyalar ve kupalar kazanmış ama Bar Harbour&#8217;da (New York&#8217;un kuzeyindeki Maine eyaletinde) babasının evinin olduğu mıntıkada çıkan bir yangın neticesinde bir sürü kıymetli malların arasında onlar da yanıp kül olmuş.</p>
<p>1930&#8242;ların sonlarında Amerikalı olan üvey validesini ziyaret etmek üzere Washington DC&#8217;ye gitmiş, babası da bir müddet sonra oğluna ve zevcesine iltihak etmiş ve yarı Washington&#8217;da, yarı New York&#8217;ta yaşar olmuşlar. Sonra New York&#8217;ta karar kılmışlar. Osman Efendi Güney Afrikalı İngiliz asıllı bir hanımla (Gulda Twerskoy) evlenmiş, bir maden şirketi kurup uzun seneler dünyanın birçok memleketinde maden ocakları açıp işletmiş, çok muvaffak olmuş ve şirketini kuruş ve çalıştırışı, yepyeni ve kendine has bir tarz olduğundan Columbia Üniversitesi&#8217;nde ders olarak okutulmuş.</p>
<p>Babası fevkalade iyi bir piyanistmiş. Osman Efendi, &#8220;Babam, Abdülhamid&#8217;in oğlu olmasaymış devrin en iyi piyanisti olurmuş.&#8221; der her zaman. Kendisi de, benim o zamana kadar tanıdığım insanların içinde müziği en iyi bilip tahlil edebilen ve adeta müzikle bir olmuş bir kimsedir. Onun kadar iyi müzik kulağı ve bilgisi olan bir kimseyi ben şahsen tanımadım. Gayet iyi bir marangozdur, evde kendi eliyle yaptığı üç masamız durur. Aynı zamanda çok da mükemmel bir aşçıdır. Çok okur, Türkçe, Almanca, Fransızca ve İngilizceyi mükemmel bilir, İspanyolcayı konuşur, İtalyancayı anlar, icab ederse onu da konuşur ama diğerleri kadar değil.</p>
<p>Hayvanları çok sevdiği için New York&#8217;ta bir hayvan kurtarma ve yerleştirme (adoption) vakfı kurmuş, uzun seneler ilk zevcesi işletmiş. Onun vefatından sonra vakfı devretmiş. Ben kendisini ilk hanımının vefatından iki sene sonra tanıdım ve tanıdıktan iki sene sonra da evlendik. Yıl 1991.&#8221;</p>
<p>Okuduğunuz bilgiler elime geçtiği günlerde <a href="http://www.tarihname.com/tag/osman-ertugrul-efendi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with osman ertuğrul efendi">Osman Ertuğrul Efendi</a> henüz sağdı, yaşayacağından umutluyduk. İyileşirse hazırlıklı olayım diye hakkında bazı sorular daha sormuştum eşine. O sıkıntılı günlerinde zahmet edip cevapladılar. Bunları da sizinle paylaşmak isterdim ama gördüğünüz gibi yerimiz tükendi.</p>
<p>Artık haftaya&#8230;</p>
<p>Zaman</p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/fatihin-darbecilere-verdigi-ceza" title="Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza (11 Aralık 2009)">Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/abdulhamitin-torunun-sasirtan-drami" title="Abdulhamit&#8217;in torunun şaşırtan dramı (24 Mayıs 2009)">Abdulhamit&#8217;in torunun şaşırtan dramı</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/abdulhamidi-goren-son-gozler-de-kapandi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdulhamit&#8217;in torunun şaşırtan dramı</title>
		<link>http://www.tarihname.com/abdulhamitin-torunun-sasirtan-drami</link>
		<comments>http://www.tarihname.com/abdulhamitin-torunun-sasirtan-drami#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 May 2009 15:32:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[17.yüzyıl savaşalrı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarih yazarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihname.com/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[ Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit&#8217;in Almanya&#8217;nın Hamburg kentinde yaşayan büyük torununun dramı duyanları şaşkına çevirdi.
2&#8242;nci Abdülhamit&#8217;in torunu Prenses İskra şu anda devlet yardımıyla yaşıyor Prenses, Osmanlı mirasının yolsuzlukla kendilerinden alındığını söylüyor.
Sosyal yardımlarla zar zor geçinen Prenses İskra Alaattin Kadir Schlang &#8216;yolsuzlukla kendinden alındığını&#8217; iddia ettiği hanedan mirasının peşine düştü.
Prenses İskra&#8217;nın iddiasına göre, babası Prens Alaattin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.sultanabdulhamid.com/wp-content/uploads/2009/05/sultanabdulhamidintorunlari-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /> Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit&#8217;in Almanya&#8217;nın Hamburg kentinde yaşayan büyük torununun dramı duyanları şaşkına çevirdi.</p>
<p>2&#8242;nci Abdülhamit&#8217;in torunu Prenses İskra şu anda devlet yardımıyla yaşıyor Prenses, Osmanlı mirasının yolsuzlukla kendilerinden alındığını söylüyor.</p>
<p>Sosyal yardımlarla zar zor geçinen Prenses İskra Alaattin Kadir Schlang &#8216;yolsuzlukla kendinden alındığını&#8217; iddia ettiği hanedan mirasının peşine düştü.<span id="more-14"></span></p>
<p>Prenses İskra&#8217;nın iddiasına göre, babası Prens Alaattin Kadir, 1999&#8242;da Sofya&#8217;da öldüğü halde, ölümünden 4 yıl sonra, teyzesi Rabiya Sultan&#8217;dan kalan 5 milyar TL&#8217;lik miras, alınmış gibi gösterildi. Senelerdir aradıkları önemli belgelere sonunda ulaştıklarını belirten prenses, hakkını mahkemede arayacağını söyledi.</p>
<p>PETROL ÜRETİM HAKKI VAR!</p>
<p>Prens Alaattin Abdülkadir&#8217;in tek varisi olduğunu söyleyen Prenses İskra, &#8220;40 yıldır haklarımız için mücadele ediyoruz. Birçok ülkede mal varlığımız var. Ama diğer hanedan üyeleri beni ve annemi devre dışı bırakmak istiyor.&#8221; dedi. Prenses, sözkonusu mirasa Irak ve Suudi Arabistan&#8217;daki petrol üretim haklarının da dahil olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="http://www.sultanabdulhamid.com/abdulhamitin-torunun-sasirtan-drami" target="_blank">http://www.sultanabdulhamid.com/abdulhamitin-torunun-sasirtan-drami</a></p>

	<h4>İlgili Yazılar</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://www.tarihname.com/fatihin-darbecilere-verdigi-ceza" title="Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza (11 Aralık 2009)">Fatih&#8217;in darbecilere verdiği ceza</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/abdulhamidi-goren-son-gozler-de-kapandi" title="Abdülhamid&#8217;i gören son gözler de kapandı (30 Eylül 2009)">Abdülhamid&#8217;i gören son gözler de kapandı</a> (0)</li>
	<li><a href="http://www.tarihname.com/osmanli-gitti-muslumanlar-yetim-kaldi" title="&#8216;Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı&#8217; (17 Mayıs 2009)">&#8216;Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı&#8217;</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihname.com/abdulhamitin-torunun-sasirtan-drami/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
